TÜRK SANATINDAKİ “SIR”: MEHMET YUSUF AKYURT

14.09.2020
153
A+
A-

Mehmet Yusuf Akyurt’un eserlerinin faydasının görülebilmesi için ilk önce Erdoğan Erol Bey’in hazırladığı eserin herkes tarafından ulaşılabilir olmasına bağlıdır. Kişisel yayın olması ve yayın evlerinde veya internet kitap sitelerinde bulunmaması kültür tarihimiz açısından büyük bir kayıptır desek yanlış söylemiş olmayız.

TÜRK SANATINDAKİ “SIR”: MEHMET YUSUF AKYURT

Naci Ahmed DEDE

Hz. Mevlânâ Müzesi her ne kadar herkes tarafından bilinen ve ziyaret edilen kutsal mekan özelliği taşısa da o mübarek dergâha hizmet edenler ya tanınmıyor ya da – maalesef- yanlış tanınıyor. Hz. Mevlânâ Dergâhı’nın çok az tanınan hizmetkarlarından biri de müzenin kurucu müdürü Mehmet Yusuf Akyurt’tur. Uzun yıllar hakkında, maalesef, uydurulmuş olumsuz bir iki rivayet[1] dışında hiçbir şey bilmediğimiz bu büyük alim ve sanatkar hakkında 2010 tarihinde hayırü’l-halefi, Mevlânâ Müzesi Eski Müdürü Dr. Erdoğan Erol yazdığı “Mevlânâ Müzesi Kurucu Müdürü M. Yusuf Akyurt[2]” adlı eser, tesadüfen, bir katalog taraması esnasında karşımıza çıktı. Mevlânâ ve Mevlevîlik literatürünü yakinen takip etmemize rağmen bu değerli esere çok geç tesadüf etmemizin sebebi, ICOM Türkiye Milli Komitesi Başkanlığı tarafından bastırılan kişisel yayın olması nedeniyle tanıtımının –bir internet haber sitesi dışında- hiç yapılmamasıdır.

Kırk yıla yakın müze müdürlüğü görevinde bulunmuş olan, Mevlânâ ile Mevlevîlik alandaki yayınları ve konferanslarıyla bilgisini Hz. Mevlânâ aşıklarına aktaran Dr. Erdoğan Erol’un uzun ve yorucu bir çalışmanın ürünü olduğu belli olan ve Mehmet Yusuf Akyurt hakkında hazırlanan yegane monografi olan bu eser, şimdiye kadar ulaşılamayan kaynaklara ulaşılıp kullanılması ve  bu kaynakları görsellerle desteklemesi bakımından başarılı bir eserdir. Selefi müze kurucu müdürü hakkında, kaynaklar elverdiğince, ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Asıl memleketi o zamanlar Konya’ya bağlı olan Aksaray’a bağlı Sarıkaraman Köyü olan Mehmet Yusuf Akyurt,  1877’de Halep’te dünyaya geldi. İlk tahsilini burada tamamlamış ve iki yıl askeri ortaokula devam etmiştir. Özel hocalardan çeşitli dersler alsa da Mehmet Yusuf’un güzel sanatlara karşı büyük bir ilgisi vardı.  Bu nedenle İstanbul’a gelmiş ve Ahmet Cevdet Paşa’nın yardımıyla İstanbul Sanayi Mektebi’ne girmiştir. Buradaki başarısı nedeniyle Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Mısır Sanayi Mektebi’ne eğitim için gönderilmiştir. Bu eğitimi sırasında İspanya’daki Eski Arap Mimarisi’ni ve Nil Vadisi’ndeki eski medeniyetlerin sanatlarını incelemiştir. Bu eğitimini birincilikle bitiren Mehmet Yusuf, marangozluk oymacılık, tornacılık, ciltçilik, sedefçilik ve teknik ressamlık gibi sanat dallarıyla Hüsn-i Hattın her çeşidini okuyup yazacak, Sultanahmet’teki Dikilitaş’taki hiyeroglif yazısını ilk defa okuyacak kadar çeşitli ilimlerde teorik ve pratik bilgi sahibi bir usta olarak İstanbul’a dönmüştür. Sultan II. Abdülhamid’e  oyma hocalığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde çeşitli okul ve yurtlarda öğretmenlik/idarecilik yapan Yusuf Akyurt, genç Cumhuriyet tarafından 1926’da önce Ankara’ya kısa bir süre sonra da Konya Müzesi Müdürlüğüne atanmıştır.

M. Yusuf Akyurt tarafından çiçekli kufi hat ile mermer üzerine “Konya Asar-ı Atikâ Müzesi 1245/M.1926“ tarihinde oyma olarak yazılan hat

Konya’da Mevlânâ Türbesi’nin müze haline getirilmesi için hummalı bir çalışmaya girişmiş, türbeyi düzenleyerek 1927 yılında “Konya Asâr-ı Atikâ Müzesi” adıyla ziyarete açmıştır. 1926-1941 yılına kadar müze müdürlüğü yapmış, bu arada Konya’da Sahip Ata Külliyesi, Alaaeddin Cami gibi birçok eski eserin korunması ve restorasyonu için çaba harcamıştır. Yaş haddinden emekli olunca Ankara’da TTK’ta çalışmaya başlamıştır. Kurum çatısı altında önemli eserler yazarak, çoğu şu an bulunmayan, binlerce tarihi eseri tespit etmiş, kitabelerini okuyarak planlarını çizmiştir.  Yusuf Akyurt buradaki görevine ödenek yetersizliği nedeniyle son verilince İstanbul’a taşınmış ve 17 Aralık 1954’te evinde vefat etmiştir.

Yusuf Akyurt’un doğumu[3], ailesi, ailesinin dönemin devlet adamlarıyla olan ilişkileri, ilk, askeri orta ve sanayi mektebindeki eğitimi, eğitimi esnasında ve memuriyet hayatında iştirak ederek dereceye girdiği yarışmalarda aldığı ödüller, memuriyetini hangi kurumlarda yaptığı,  Konya  Mevlânâ Müzesi tasnif çalışmaları, müze açılışı esnasında yaşanan olaylar ve Konya’daki diğer tarihi eserler hakkında Cumhurbaşkanlığı ile diğer devlet kurumlarıyla yazışmalara yer verilen ilk bölüm[4] diyebileceğimiz kısım, Yusuf Akyurt hakkında ilk derli toplu bilgilerdir.

M. Yusuf Akyurt’un Mısır Sanayi Mektebi son sınıfında iken yaptığı yekpare kubbesini içi boş olan dolap

İkinci bölüm[5] diyebileceğimiz kısımda ise Yusuf Akyurt’un çeşitli gerek yarışmalara katılmak için gerekse hediye maksatlı imal ettiği objeler için verilen ödüller ile memuriyeti esnasında başta Atatürk olmak üzere kendisine verilen takdirname ve ödül listesi verilmiştir. Bu bölümde ayrıca imal ettiği objeler ve yazdığı kitaplar hakkında da bilgi verilmiştir.

Üçüncü bölüm[6] diyebileceğimiz kısımda ise Yusuf Akyurt’un, Recai-zade Mahmud Ekrem’in tavsiyesiyle pek önem vermediği, şairlik yönüne emsal teşkil edecek şiirlerinden örnekler verilmektedir.

Dördüncü bölüm[7] diyebileceğimiz kısım ise Yusuf Akyurt’un içinde oyma ve çizimlerinden örneklerin de yer aldığı fotoğraflarının yer aldığı bölümdür.

Beşinci bölüm[8] ise kısa bir bibliyografya bölümüdür.

Cumhuriyet döneminde Mevlevîlik tarihi[9] ile ilgili ilk tarihilerden birini  yazan Yusuf Akyurt’un kendinin notlarına da kitapta yer verilmiştir. Bu notlarda, bugüne kadar kullanılmayan bilgiler yer almaktadır. Örneğin:  Acaba Mevlânâ Dergâhı, müze yapım çalışmalarından önce nasıldı?

“Konya’daki Mevlânâ Dergâhı ve Türbesi harap bir halde idi. Her tarafı akıyordu. Dergâhın gelir ve vakfiyelerini çelebiler aralarında taksim edip, tamirlerine bakmıyorlardı. Evvel emirde tamirin çaresini bulmak gerekiyordu. Maarif Vekâleti’nde ödenek olmadığından, bunun vakıflar tarafından tamiri acil idi. Bu hususta çalıştım. Mühim bir yekuna varan Evkaf-ı Celaliye geliri, Vakıflar tarafından toplandığı halde, tamirine yanaşmamak doğru değildir.”[10]

Uzun çabalar sonucu “Vakıflar idaresinden bir defa 7000 ikinci defa 5000 lira”[11] alan Yusuf Akyurt:

“Bu ödenekle Dergâhın çürümüş olan bütün kurşunlarının yenilenmesi ve tamire muhtaç olan yerlerini tamir ettirip, müzeyi beş ay dokuz gün içinde, bütün eşyalarını tasnif ve defterlerine tarafımdan kayıt ile, 2 Mart 1927 tarihinde açılış merasimini gerçekleştirmeye muvaffak oldum.[12]”

Dergâhın tamiri ve müze olarak ziyarete açılmasından sonra burayı ziyaret Çelebiler; “Burada bu kadar nefis eser var mı imiş? Burada teşhir olunan bu eşyalar hep dergâhta mı imiş?[13]” diyerek M. Yusuf Akyurt’u tebrik etmişlerdir.

Tamir ve tasnifi biten dergâhIn “ … bütün eşyasının fotoğraflarını klişeleri ile birlikte tespit ederek birer adedini Maarif Vekâleti’ne, birer adetlerini de Konya Vilâyeti’ne gönderdim. Kalan dörder adedini de müzede[14] “ saklamıştır.

M. Yusuf Akyurt’un hazırladığı “Konya Mevlânâ Müzesi” yazılı kufi hattı etiket

Yusuf Akyurt dergâh kitaplarını tasnif ettikten sonra kitaplara zarar vermesin diye mühür vurmamış, yapıştırılan sanat eseri etiketler hazırlamıştır.

Daha birçok birinci kaynaktan bilgiler içeren bu eser, isimlerinin tespit edilmesi bile başlı başlına bir problem olan Yusuf Akyurt’a ait kitapların bir listesi ve içerik bilgisi verilmiştir. Kitaptaki listede yer alan kitaplar başta Hz. Mevlânâ Türbesi, türbenin teslim alındıktan sonra mevcut eşyaları durumları,  Mevlevîlik tarihi, tezyin resim derslerine ait kitaplar ve TTK için hazırladığı kitaplar şehir sanat tarihçileri, tasavvuf tarihi araştırmacıları, tarihi araştırmaları yapacaklar için el değmemiş, birinci elden kaynaklardır.

Başta Mevlânâ ve Mevlevîlik araştırmalarında, bir eseri dışında[15], hemen hemen hiçbir yayını kullanılmayan Mehmet Yusuf Akyurt’un eserlerinin faydasının görülebilmesi için ilk önce Erdoğan Erol Bey’in hazırladığı eserin herkes tarafından ulaşılabilir olmasına bağlıdır. Kişisel yayın olması ve yayın evlerinde veya internet kitap sitelerinde bulunmaması kültür tarihimiz açısından büyük bir kayıptır desek yanlış söylemiş olmayız.

[1] Ertuğrul Özkök, Mezar Odasının Sırrı, Hürriyet, 25 Nisan 2004 (https://www.hurriyet.com.tr/mezar-odasinin-sirri-22047)

[2] Dr. Erdoğan Erol, Mevlânâ Müzesi Kurucu Müdürü M. Yusuf Akyurt, Ankara, 2010

[3] Dr. Erdoğan Erol Bey, bölümler kısmını birer başlık taşıyan levha ile ayırmasına rağmen  bu kısımları bölüm diye ayırmamıştır.

[4] E. Erol, age, s.11-49

[5] E. Erol, age, s.51-72

[6] E. Erol, age, s.73-80

[7] E. Erol, age, s.81-102

[8] E. Erol, age, s.103

[9] M. Yusuf Akyurt, Resimli Mevlevi Tarihi, Konya tarihsiz..

[10] E. Erol, age, s. 26

[11] E. Erol, age, s. 26

[12] E. Erol, age, s. 26

[13] E. Erol, age, s. 21

[14] E. Erol, age, s.30

[15] Yusuf Akyurt, Resimli Muhtasar Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi Rehber, Konya,1930