Mevlevîlikte Çille, Çile, Çihil,

Mevlevîlikte Çille, Çile, Çihil,

Nafiz UZLUK

 İçerisinde Çille-i Merdan deni­len Rıza رضا  kelimesinin ebcet cümlesince tutarı olan 1001 gün Mevlevihaneden hiç bir yere ayrılmamak suretiy­le hizmet etmeye çihil yahut çil keli­mesinden alınarak 40 anlamına gelen bu sözlerden çille denilmiştir. Arapça Erbain dahi 40 demektir. Fakat hizmet süresi 1001 gün olmakla beraber, esas çil’den alındığı için çille denilir. İçe­risinde bu hizmet yerine getirilen Mevlevihanelere Astane denilirdi. Bunlar şu şehirlerde idi:

1) Konya, 2) Ayfonkarahisar, 3) Manisa, 4) Eskişehir, 5) Bursa, 6) Ha­lep, 7) Mısır, 8) Girit, 9) Selanik, 10) Edirne, 11) Gelibolu, 12) İstanbul’da Galata “Kulekapı” da denilir Mevlevihanesi, 13) Yenikapı, 14) Kasımpaşa, 15) Beşiktaş, (Sonra Bahariyeye taşın­mıştır), içerisinde çille çıkarılan Asta­ne idi.

NOT : Farsça Cim harfinin esiresi ile 40 demek olan Çilin sonunda He ilavesi ile sofiyenin arapça 40 demek olan Erbain usulüne âlem olmuştur.

Hz. Mevlana ile onun halifelerinin Erbainleri 25 e baliğ olmadığı, ruhani istidatları kemalinden olup, sonraları Mevlevi tarikatına intisap edenler için 25 çille konulmuş, ayrıca bir gün daha ilave edilmiştir. Hikmeti, sûluk eden kişinin. Çillerde iken 1001 adet Tanrı’nın 1001 ismi sayısınca mücahede, terbiye görüp, Tanrının kutsal isimlerine mazhar olmalarından iba­rettir. 25 Çille yani 40×25 1000 Arapça ‘da 1000 sayısına Elf derler. Şu halde 1000 rakamına o bir gün de 1000 isim ve Tanrının ilahi sıfatlarını geçerek mücahedesini tamamlamasına işaret edilmiş oluyor.

Eski zamanlarda sülük eden her kişinin 1001 gün çille de bulunması daima şart değil imiş. Sakıp dedenin Mevlevi Sefinesi Cilt II. Sahife 26 da Ağazade Gelibolu şeyhi Mehmet dede, Konya’da Çille’de iken Makam sahibi Birinci Bostan Çelebi bir gün onu hizmet eder­ken görmüş. Dervişlerin mürebbisi olan ahçıbaşına, bu dervişe benim elbisemden bir kat urba veriniz emri üzerine, bunun çilleyi tamamladığına delalet olarak alınması ile o gün kapıdan geçip, hücre sahibi derviş ol­muştur. Daha sonra Gelibolu Mevlevihane’sine Şeyh tayin edilmiş. Derya Kaptanı Küçük Hüseyin Pasa ta­rafından onun adına Beşiktaş’ta şimdi Çarağan Sarayının bulunduğu yerdeki Mevlevihane inşa edilmiştir. (1031/ 1622).

Bazan birkaç günde, 3 ayda, 6 ayda, bir senede İstidatlarına güre hizmetleri çillelerinin tekmil edildiğine delalet eyler imiş. Yenişehir Fenari Mevlevihane’sinin şeyhi olan Muhaddis Hasan efendinin oğlu olup. Sultan Mecit devrinde İstanbul’da büyük şöhret sahibi bulu­nan, Tarifüssüluk isimli bir de eser yazdırmış olan meşhur Şeyh Nazif Dede, Konya’ya ziyarete gelip, 19 gün Matbah-ı Şerifte hizmet eylemiş, badehu hücreye çıkarılmıştır. Makamda 1230/18141275/1859 arasında vazife gören meşhur Mehmet Sait Hemdem Çelebi, Şeyh Nazif’i çok takdir eder imiş. Onun 18 günlük hizmetini tara bir çille olarak kabul eylediğini, o devreye yetişen­lerden işitmiş zatler, bize anlatmışlardır. Veled Çelebi efendinin notu. Kendisinin büyük defterinden yazdım.

MEVLEVİ HİLAFETNAMELERİ – Nafiz UZLUK

Tâhirü’l-Mevlevî (Tâhir Olgun)

… Mâlumdur ki çile; kırk gün demektir. O kadar müddet halvet ve inzivâ eylemek manasına ıstılâhî bir tabirdir. Mevlevîlik dervişi, bu müddet zarfında tekkede bulunmaya, izinsiz hâriçte kalmamaya mecbûrdur. Ruhsatsız bir gece dışarıda kalırsa çilesi kırılır. Yeniden çileye girip ikmâl etmesi lazımdır. Bir çile kırgını semâhâneye giremez. Çile esnâsında bir Mevlevî dervişinin hayatı epeyce meşakkatli geçtiği için, çile kelimesinden mihnet ve meşakkat manaları da anlaşılır.

Nitekim:

Ederken Mevlevî’nin çilesinin itmam bin bir gün,
Bizim bak çille-i aşk içre bir mâdımız yoktur.

Denilmiştir. Diğer tarikatlarda dervişin istidadına göre kendisine isim telkin edilir. Meselâ kelime-i tevhîd, ism-i celâl, ism-i Hû, ism-i Hayy tâlim olunur. Mevlevî tarikatinde nevniyaz bir cana, tahammülüne göre hizmet verilir.

Ayakçılıktan, yani süprüntü dökmek, abdesthane gibi nefse ağır gelen hizmetlerden başlanır, derece derece terakki ettirilir. Bu müddet zarfında onun vazifesi Eyvallâh demeye alışmak ve rıza tahsiline çalışmaktadır. Mamâfih sabah ve yatsı namazlarından sonra topluca okunan ism-i celâlde ve hafta da bir yapılan mukabelede ve beş vakit namazda cemâat de bulunur. Hizmetini bitirdikten, yani 1001 günü tamamlandıktan sonra kendisine zikir telkin olunur.

Bir Mevlevî Cânı, uhdesindeki hizmeti sâdıkâne ifâ etmeye, kendisinden bir gün evvel olsun kıdemli bulunanlara hürmet göstermeye, verilen bir emri derhal ve severek yapmaya mecburdur. Mevlevî çilekeşleri akşama kadar hizmetle meşguldür. İstirahat zamanları yatsı namazını cemâatle kıldıktan sonra fecir vaktine kadar olan müddettir. Meydân-ı Şerif denilen yerde yatarlar; yatak, yorgan gibi şeyleri yoktur. Bir pösteki üstünde kıvrılmak, üzerlerine aba ve hırkalarını çekmek suretiyle uyurlar. Soyunup dökülmek de âdet değildir. Sabah namazı vaktine bir saat kala kalkarlar. İçlerinde Meydancı denilen can, dedelerin hücrelerini dolaşır. “Destûr, âgâh ol dedem” nidâsıyla hücre sâhibini uyandırır. Mescidin çeraglarını yakar. Sonra ezan okunur
cemaatle namaz kılınır. Namazdan sonra ism-i celâl okunur…

Tâhirü’l-Mevlevî Mesnevi Şerhi

SELÇUK ERAYDIN

… Çile Mevlevî tarikatında 1001 günlük bir süredir. Bu tarikatta çilesini çıkarmamış tarikat mensubuna “can” adı verilir. Derviş ve dede ismiyle anılmak için ikrar verip çile çıkarmak şarttır. İkrar vermek, canın kendisini tamamıyla tarikata adadığını ifade eden bir çeşit ahidde bulunmasıdır.

Mevlevî tarikatında ikrar veren kişi genç ise ailesinin iznini alması şarttır. İkrar veren kimseye önce bu yolun güçlükleri anlatılır. Cana ilk olarak mutfak kapısının sol tarafında kapı dibinde bulunan “saka postu”nda oturması söylenir. İkrar veren kişi üç gün dizleri üzerinde murakabe durumunda, kendisinden önce çileye girmiş olan canların hizmetini seyreder. Bu müddet içinde zaruri ihtiyaç dışında yerinden kalkmaz ve kimseyle konuşmaz. Üç gün tamamlandıktan sonra “kazancı dedenin” huzuruna getirilir; çileye devamda ısrar ederse on sekiz gün “ayakçılık” hizmetinde bulunur. Daha sonra aşçı dedenin emriyle kendisine bir arakiyye, mutfak tennûresi ve elifî nemed verilir. Derviş elbisesi giymeye “soyunmak” tabir edilir. Soyunan sâlik kazancı dedeye teslim edilir, kazancı dede kendisine yapacağı hizmetleri gösterir. Ayakçı adı verilen derviş semâ çıkardıktan sonra kendisine muvakkat bir sikke verilip mukabeleye katılmasına izin verilir. Ayakçının yerine bir yenisi gelince o “pazarcı” olur. Pazarcının görevi pazardan tekkeye yiyecek getirmektir. Derviş daha sonra bulaşıkçı, somatçı, meydancı gibi hizmetlerde bulunur.

Çilesi tamamlanan derviş çeşitli merasimlerden sonra meydancı dede tarafından üç gün bir hücreye yerleştirilir. İlk gece namazdan sonra dedeler, her biri kendi imkânları nisbetinde aldıkları hediyelerle dervişi ziyaret edip kahve içerler; üç gün sonra meydancı, dervişin hücresine gidip “destur” diyerek izin ister. “Hû” sesini alınca girip “hücren küşâd olacak” der ve perdeleri açar, dervişi tekkenin şeyhine götürür. Şeyh dervişe biat telkininde bulunurken biat âyetini (el-Feth 48/10) okur.

Son imtihan olan hücre çilesi on sekiz gündür. Bu son hücre çilesinden sonra dervişe verilmiş olan muvakkat sikke geri alınarak derviş sikkesi giydirilir. Bu şekilde “can” 1001 günlük çilesini tamamlayarak derviş ve dede unvanını almış olur

TDV İslâm Ansiklopedisi

MUSTAFA ÇIPAN

… Farsça kırk rakamının karşılığı çihil kelimesinin muhaffefi olan bu kelime, tasavvufî bir terim olarak kırk gün müddetle küçük, temiz ve sakin bir yerde yeme, içme ve uykuyu azaltarak ibâdet ve riyâzetle meşgul olma, anlamına gelmektedir.

Muhtelif tarîkatlerde dervişler çilehâne veya halvethâne adı verilen küçük hücrelerde çileye soyunurlar; bu işleme aynı anlama gelen Arapça erbaîn adı da verilir. Başlama ve bitirme de erbaîne girmek; erbaînden çıkmak gibi tabirlerle karşılanır.

Bu uygulama; Hz.Musâ’nın vahiy almak için kırk gece Tûr’da kalarak ibâdet ettiğine işaret eden âyet yoluyla Kur’ân’a; “Kırk günü Allah için ihlâs ve samimiyetle geçiren kimsenin dili hikmet pınarlarıyla beslenir” hadîsinden hareketle de Hz. Peygamber’e dayandırılır.

Mevlevîlikte çile, yukarıda belirtildiği gibi olmayıp, bin bir gün müddetle usûl ve âdâba uygun olarak on sekiz değişik hizmeti görmektir. Çile müddetinin bin bir gün olması; Hz. Mevlânâ’nın hayatı boyunca çıkarmış olduğu halvetlerin toplamının bin bir gün etmesi ve bu sayıya hürmeten tarîkatin usûl ve âdâbı arasında yer verilmesi veya Cenâb-ı Hakk’ın bin bir ismine karşılık olarak bin bir gün zikir ve hizmet etmekle ilgilendirilir. Bütün bu yapılanlardan maksadın Allah’ın rızasını kazanmak olduğu, rızâ kelimesinin ebced hesabıyla değerinin de bin bir rakamı olduğu hatırdan uzak tutulmamalıdır.

Çillesi bin bir gün olduysa rızâdır maksadı
Eyler emrâz-ı kulûbu gel tedâvî Mevlevî
Remzî

Çileye başlayan kişi, dünya endîşelerinden kurtulmak arzusunu izhâr edercesine çileye soyunur. Zîrâ “Matbah-ı şerîfe soyunmak, çileye ikrâr vermek için sathî nazar, cüzî tefekkür kifâyet etmez.” Çile çeken kişiye çile-keş; öngörülen hizmetleri müddeti ile yapmaya çile tamamlamak, çile çıkarmak; bitirmeden bırakmaya çile kırmak; böyle yapana çile-şiken; pey-mân-şiken denir. Çile kırılırsa baştan başlayarak bin bir günü yeniden hizmetle geçirmek icap eder. Çileye soyunan çilekeşin mekânı yalnız âsitânelerde bulunan matbah-ı şerîf olup, buraya çilekeş ve tekke zâbitlerinden başkaları giremez.

Mevlevî evi, mevlevîlerin bulunduğu yer anlamına gelen Mevlevîhâneler, mevlevî âsitâne, dergâh, hânkah ve tekkelerinin genel adıdır. Mevlevîhâneler, genellikle büyük bir bahçe içine yapılan çeşitli hizmet binalarını ihtivâ eden müesseseler olup; matbah, semâhâne, mutribhâne, mescid, selâmlık, harem dairesi, meydân-ı şerîf, meşkhâne, hücreler, türbe ve hâmuşân bölümlerinden meydana gelir.

Genellikle tarîkat kurucularının ve önde gelen mutasavvıfların türbelerini barındıran âsitâneler, âsitâne-i pîr, makâm-ı pîr, huzûr-ı pîr olarak adlandırılır ve buralar tarîkatin ve diğer dergâhların merkezidirler. Konya âsitânesinden başka: Afyon, Bursa, Eskişehir, Gelibolu, Halep, Kahire, Kastamonu, Kütahya, Manisa ve Galata, Yenikapı ve Bahariye Mevlevîhânelerinde de çile çıkarılmıştır.

Söz vermek, inancını söylemek, kabullenmek anlamına gelen ikrâr kelimesi, bir bakıma inkârın zıddıdır. Mevlevîlikte derviş olmaya söz vermeye, hizmete girmeye, şeyhe bağlanmaya, biat etmeye denir.

Nefs-i arıtmak, gönül huzuru sağlamak ve olgunluğa erişmek maksadıyla ikrâr verilecek kapı Mevlânâ dergâhıdır. Çünkü orası gönül hastalıklarının şifâ bulduğu yerdir.

Şifâ istersen ikrâr eyle emrâz-ı derûnun gel
Tabîb-i cân Mesîh-i câvidândur Şems ü Mevlânâ
Niyâzî

Çileye tâlip olan ve kendisine nev-niyâz yanında cân, mübtedî, nev-mürîd gibi isimler de verilen kişi, matbah-ı şerîfte nev-niyâz makâmı da denilen saka postunda üç gün boyunca oturur; yapacağı hizmetleri görür ve kendisine yapılanlara -âdetâ yok sayılmak suretiyle itibâr edilmeyişine, tahkîr ve tezlîllere- tahammül eder ve yola girmeyi kabul ederse üç günün sonunda ikrârı alınmak üzere aşçıdedenin huzuruna çıkarılır. Şahsa, bu gördüklerinden başka ne gibi sıkıntılarla karşılaşacağı ve ne çileler çekeceği hatırlatılır, bu yolun zorlukları ifade edilir ve:

“… İşte üç günden beridir ki Mevlevî tarîkatinin namaz, niyâz, hizmet ve meşakkatini gözlerinle gördün ve nefsinde tecrübe ettin. Halbuki bunlar hiçbir şey değildir. Daha bir çok çileler çekmek, mihnet ve meşakkatlere tahammül etmek gerekir. Bütün bunlara tahammül edeceksin.

Sana her kim kötü davranırsa, onlara zinhar mukabele göstermeyeceksin… Her kimden gelirse gelsin, her türlü kazâ, belâ ve cefâya boyun eğeceksin. Eğer bunları yapabileceksen tarîkatimize girebilirsin…Eğer bunlara râzı isen ikrârını alırız.” denir, şahıs da bunları kabûl ederek ikrâr verirdi.

İkrâr verecek kişi genç ise, ailesinin iznini alması şarttır.

İkrâr veren nev-niyâza “baş kesmek, görüşmek, niyâza durmak” gibi basit ve temel rükünler hemen öğretilerek hizmete başlatılırdı. Bu noktada ikrâr verene düşen vazife niyâz etmek, yani baş kesip tevâzu göstermektir.

İkrârdan dönmek, asla tasvîb edilmeyen bir davranış olup, ikrârdan dönenin mahşer günü yüzünün kara olacağına inanılır. “İkrârım hakkı için” tabiri hâl ehlinin en büyük yemîni sayılır. Dilimizde “İkrârında durana aşk olsun; inkâr edene yuh” ve “İnsan ikrârıyla, hayvan yularıyla yedilir” atasözleri ikrârın ehemmiyetini ifade eder. Zîrâ ikrâr sıdkile yapılır.

Bizim erbâb-ı ışka sıdk ile ikrârımız vardır
Riyâ ehlinden i’râz eylerüz inkârımuz vardur
Semâ’î

Cenâb-ı Hakk’ın dışında murâdı olmayan, huzur ve varlık sahibi olmak isteyen bir cân için en mükemmel hizmet yeri şüphesiz ki Hz. Mevlânâ dergâhıdır.

İkrâr veren ve on sekiz günlük ayakçılık hizmetini tamamlayan câna, aşçı dedenin emriyle arakiyye, mutfak tennuresi ve elifî-nemed verilir. Müridin, yeni giysilerinin üzerine elifînemed kuşanması, bir anlamda derd ve sıkıntılara katlanmayı kabulü şeklinde düşünülmüş; bundan hareketle kendileri için kemer-beste tabiri de kullanılmıştır.

Kendi libâsından soyunup dervîş elbisesi giyen cân, kazancı dedeye teslim edilir. Cân, manevî mürebbî sayılan kazancı dede, nezâretinde ayakçılıktan başlayarak bin bir gün boyunca; ayakçı, çerağcı, süpürgeci, dışarı kandilcisi, yatakçı, tahmisçi, içeri kandilcisi, içeri meydancısı, somatçı, pazarcı, dolapçı, bulaşıkçı, şerbetçi, âbrizci, çamaşırcı, dışarı meydancısı, halife dede, kazancı dede olmak üzere on sekiz değişik hizmeti görür; kendisine tarîkatin tarihçesi hakkında bilgi verildikten başka Farsça öğretilir, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’si yanında, Eflâkî’nin Menâkıbü’l-ârifîn’i ve başka lüzumlu eserler okutulur; kabiliyetine göre hat, musıkî, tezhib, şiir vb. talîm ettirilir; semâ çıkarttırılır. Semâ çıkaran dervîşe muvakkat bir sikke verilerek mukâbeleye katılmasına izin verilir.

Mevlevîlikte, çilede bulunanlardan şeyh dâiresine alınıp şeyhin kahve ocağında hizmet için değerlendirilen bir-iki çilekeşe şeyh kûçeği denilmekle birlikte; aşçıbaşının çömezine ser-tabbâh kûçeği; tarikatçi dedenin hizmetinde bulunanlara da tarîkatçi kûçeği denir.

On sekiz değişik hizmeti yapmakla geçen bin bir günün sonunda, meydancı, câna müddetin dolduğunu haber verir. Cân, vazifelerini yerine getirip, çileye başlarken oturduğu saka postuna tekrar oturur; tennûreyi çıkarıp dervîş elbisesini giyer. Akşam hazırlanan meydana giren cân, matbahta hususî olarak basılan lokmadan yemez. Cân, sertarîki müteâkip önce sağdaki, sonra da soldaki dedelerle; daha sonra da matbahtaki cânlarla görüşür ve sağ el sol, sol el de sağ omuz üzerine gelecek şekilde kolları çaprazvârî koyup; sağ ayağın baş parmağını sol ayağın baş parmağı üzerine getirerek -ayak mühürleyip- başı göğüs üzerine doğru öne eğmek suretiyle niyâza durur.

Dergâh-ı Mevlevîde niyâz ile hâk olan
Eflâke nâz iderse yeridür yeri yeri
Gâlib

Sertarîk:

“Vakt-i şerîf hayr ola, hayırlar feth ola, şerler def’ ola.
Dervîş kardaşımızın niyâzı kabûl ola.
âşiyâne-i Mevleviyyede râhatı müzdâd ola.
Demler safâlar ziyâde ola.
Dem-i Hazret-i Mevlânâ Hû diyelim Hû.”

gülbangini okuduktan sonra dedeler hep birlikte “” derler. Başta sertarîk dede ve arkasından kıdem sırasıyla diğer dervîşler meydana çıkarlar.

Herkes hücresine döndükten sonra cân, matbahta lokmasını yer ve elinde çerağla yürüyen meydancının arkasından üç gün sırrolacağı hücresine gider. Birinci günün akşamı, diğer dedeler aldıkları hediyelerle dervîşi ziyaret edip kahve içerler. Üçüncü günün sonunda meydancı “destûr” diyerek izin ister; içeriden cevap mahiyetindeki “hû” sesini işitince: “Hücren küşâd olacak” diyerek perdeleri açar ve cânı tarîkatçi dedenin yanına getirir. Cân, dizüstü oturur; destegül ve merâsim hırkası giyer. Bu hırka, mürîdi aklî mertebesinin, gündelik, sıradan hayatın ötesine adım attıracak bir gücün sembolü olup, Zât-ı ilâhî ile mürîd arasındaki perdeyi ortadan kaldırır; nefisle yapılacak mücâdelede, saldırılara karşı zırh vazifesi görür.

Derviş, kelimeyi oluşturan dal, râ, vav, ye ve şın harflerinin sembolize ettiği (dünya, riyâ, varlık, yalan ve şehvet) unsurlardan kendini arındıran insandır.

Hırka-i tecrîd içinde gerçi pinhân olmuşuz
İbn-i Edhem gibi ışka çünki sultân olmuşuz
Günâhî

Tarîkatçi Dede, “Çileyi bitirdin, asıl şimdi hücre çilesine gireceksin.” der. On sekiz gün boyunca hücresinde bulunan ve âsitâneden dışarı çıkmayan cân, bu sürenin sonunda Şems-i Tebrîzî zâviyesine ziyarete götürülür. Dergâha dönüşte, cân, sertarîk veya Çelebi Efendi’den evrâd ve ezkârını alarak çilesini tamamlar; dede ünvânını alarak hücre sahibi olur ve hücre-güzin, hücre-nişîn olarak adlandırılır.

Matbahında çille-keş bir cân iken
Kıldı sâhib-hücre Mevlânâ beni Tâhir

Çile çıkarmadığı halde, bazı meşhur meşâyıha, tarîkate hizmeti geçenlere, şeyhliği babasından kalmış kimselere de dede denildiği, Konya Dergâhı’nda Çelebi Efendi tarafından kapıdan geçme merâsimi icrâ edilerek dede ünvânı verildiği belirtilmektedir.

Hücre sahibi olmuş dedeye, dergâhın imkânları nisbetinde ikrâmda bulunulur, hücresi tefrîş edilir, dervîş elbisesi ve çamaşır verilir; kıdem ve mevkiine göre -bekâr olan ve hücrede kalanlarına- âdeten niyâz denilen muayyen bir aylık tahsîs olunur. Dedeler ziyaretçi kabul edebilirler ve bu ziyaretçilerin, ihtiyaçların karşılanması maksadıyla bir niyâz hediyesi sunması âdâbtandır. Genellikle, dervîşin hücreye çıkışı kendisi veya bir şâir arkadaşı tarafından tarih düşürülerek tesbît edilir.

Dedeler, başka bir dergâha gittiklerinde de -fizikî şartlar uygunsa- hücre edinebilirler, hücreler yeterli değilse diğer dedelerin yanına birer dede refîk verilebilir.

MEVLEVÎLİKTE SEYR-I SULÛK (Mevlevîlik Terbiyesi) – MUSTAFA ÇIPAN

Yakup Şafak

… Dergâh’a dervişlik için aday kabul etme, intisap şartlan ve keyfiyeti ile çile âdabım göstermek üzere, Mevlâna Dergâhı son postnişinlerinden Veled Çelebi’nin (1909-1919) bir mecmuasındaki bilgileri, burada sadeleştirerek ve özetleyerek sunuyoruz:1

İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûna’llâh… âyetinin2 sırrına erebilmek, Allah dostlarının rızasını kazanmak, ebedî feyiz ve saadet ocağı olan Matbah’ta çile çekmek isteyen kimsenin öncelikle ailesi ve soyu araştırılır, hal ve hareketleri incelenir. Nesebi temiz, kendisi bekâr bulunduğu, talebinde kararlı olduğu müşahede edilirse adaylığa müracaatı kabul edilir.

Kendisine çilenin keyfiyeti ve yolun zorluğu tam manasıyla izah edilir. Hepsini kabul ettiği takdirde Dergâh’a geldiği kıyafetle üç gün saka yerine oturtulur. Bu zaman içerisinde hizmet’i verilinceye kadar hiç kimseyle konuşmaması ve bir ihtiyacı olduğunda İçeri Meydancısı’na bildirmesi gerekir.

Üç gün dolduktan sonra geldiği elbiseyle on sekiz gün hizmette bulunur. Matbah-ı şerif birlik mekânı olduğundan, ister padişah, ister fukara çocuğu olsun ayırt edilmeden ilk önce ayakçılık hizmeti verilir. Daha sonra ihtiyaca ve can’ın kabiliyetine göre başka hizmetler verilir. Canın kendisini, tamamen rızâ kapısına teslim etmesi ve Hak yolunun erlerine hizmete adaması, itiraza kalkışmaması, kendinden ileride bulunan ihvân’ın hepsine hürmet etmesi lâzımdır. Bilhassa Kazancı Dede’ye her bakımdan itaakâr olmalı, asla onun rızâsının dışında harekette bulunmamalıdır. İslâm’ın direği olan beş vakit namazı terk etmemeli; dinin emirlerine uyup yasaklarından kaçınmalı; Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına, Hazret-i Hudâvendigâr yolunun âdap ve erkânına aykırı hareketine göz yumulmamalıdır.

Her sabah, namazın akabinde icra olunan zikr-i Celâl’e katılmalı, ardından meydân-ı şerifte yapılan ictimâya gitmelidir. Diğer canlar gibi öteki toplantılara da iştirak etmeli ve tarikat âdetlerini yerine getirmeli; keza Kazancı Dede’nin izni olmaksızın çarşıya çıkmamalıdır. Nefsânî arzularını terk edip görevli olduğu hizmeti yapmayı, feyiz kazanma vesilesi saymalı, hizmetini nafile ibadetlere tercih etmelidir; ancak farzlar müstesnadır. Boş vakitlerinde Kur’ân ve Evrâd okumalı, anlatanlardan Menâkıb-ı şerife dinlemeli ve büyüklerin sohbetlerine katılmalıdır.

İstikâmet üzere bulunmak ve çile gereğince bin bir gün Cenâb-ı Hakk’m bin bir ism-i şerifinin sırrına mahzar olmak için gayret sarf etmeli; bu anlatılanlar çerçevesinde aşk iksirinin potası, ebedî feyiz ve saadet ocağı olan matbah-ı şerifte itaatkârlığın feyzi ve Allah dostlarına hizmet ile pişmeli, Hz. Pîr’in rûhaniyetinin yardımıyla varlık bakırını en büyük iksirle dönüştürüp çilesini sona erdirmelidir.

Çilesi biten Derviş, âdet olduğu üzere hamama gidip yıkandıktan sonra mebde’ ve meâd sırrına uygun olarak bir gün daha saka yerinde oturtulur. O gün ikindiden sonra hücre’ye çıkmazdan evvel feyiz aldığı şeyhinin huzuruna vanp sikke’sini tekbirlettirir. O gün, Pazartesi veya Cuma gecesine tesadüf ettirilir. O gece meydân-ı şerifte yemek yenildikten sonra can, usûle uygun olarak bütün ihvanla görüştürülür. Meydancı, cam hücresine götürüp orada hücre gülbangini okuyarak geri döner.

Hücreye giren derviş, üç gün odasına kapanır. Bu üç gün zarfında beş vakit namazdan ve zaruret halinden başka dışarı çıkmaz, meydancı haricinde kimse ile konuşmaz. Meydancı, bu üç gün zarfında onu zaman zaman yoklar. Ancak bu arada mukabele olursa, derviş ona katılır. Üç gün sonunda Şeyh Efendi ile görüşür; daha sonra da fırsat buldukça huzuruna varıp kendisinden feyiz alır, hâlini arz edip onun bilgisinden istifade eder.

Derviş, hücresi açıldıktan sonra, “Ölmeden evvel ölünüz” hadisi gereğince davranmalı, nefsânî arzularına kapılmamalı, “Allah yolunda nefislerinizle savaşın” âyeti uyarınca Hak yolda mücâhedeyi seçmeli, tam bir istikâmet ve kararlılık içinde gönlünü zikrullah ile cilâlamalı belirtildiği üzere dinî emirlere uyup yasaklardan kaçınmalı, beş vakit namazı cemaatle kılmaya gayret etmeli, ism-i Celâle ve meydân-ı şerife katılmalı, kendisine verilen evrâd u ezkân zamanında edaya dikkat etmeli, boş vakitlerinde Minhâc ve Mesnevî-i şerif okuyup onlarda beyan edildiği üzere amel etmelidir. Sürekli nefsi ile mücâdele ederek manevî hakikatleri bil­gi ve hal olarak idrâke çalışmalıdır. Gafletten kaçınıp daima manen uyanık ve şuurlu bir şekilde, erenlerin mukaddes ruhlarına karşı tazarrû ve niyazda bulunarak benliğini yok etmeli ve onlardan, ebedî hayat kaynağı olan feyiz, ilham ve manevî keşifler beklemelidir.

Çile Esnasında Görülen Hizmetler ve Disiplin Kuralları

Mevlâna Dergâhının son aşçıbaşısı Nizameddin Dede’nin mevlevîlik âdabıyla ilgili notlarına göre çile sırasında görülen on sekiz hizmet türü ve izahları şöyledir: 3

  1. Kazancı: Matbah-ı şerifin ikinci derecede âmiri olup yalnız dışarı meydancılıktan mâada, diğer hizmetleri matbahnişînin ehliyetine göre değiştirir ve îcâbında cezâen çelik vurmak hakkını da haizdir. Matbah-nişin miyanında ehliyeti görünen can olursa onlardan da bu hizmete alınabilir. Bu hizmetin ayrıca on sekiz kuruş niyazı vardır. Bu hizmete matbah-nişin alınırsa, vazîfesini yine matbah kıyafeti olan tennure ile icra eder. Bu da pek nadiren vuku bulur.
  2. Kalfa: Nev-niyâz bulunanların, hizmetlerine müteallik ibtidâî şekilleri öğretir. Nev-niyâz eğer ümmî olursa Kur’ân-ı Kerîm ve ulûm-i dîniyyesini okutur. Meydân-ı şerif yanındaki hücre bu hizmete ayrılmış ve fakat bu hizmet son zamanlarda kaldırılmıştır. (Bu hizmet, yine kazancı ve bulaşıkçılar tarafından icra olunurdu.)
  3. Dışarı Meydancısı: Makâm-ı muallâdan ve ser-tarik ve ser-tabbâh dede efendilerden hücrenişin dervîşâna ve matbaha ait tebliğ edilecek evâmiri tebliğ eder ve yine makâm-ı muallâdan dergâh erkânına iletilecek emirleri hırka-pûş olarak tebliğ eder. Bu tebliğ, hizmet tevcihi ve yahut vazîfeden af hâdisesi de olabilir. Ve mukabele günleri hücrelere yegân yegân tebliğde bulunur ve sabah namazından mukaddem yine hücre-nişin dervîşâna “Agâh olun yâ hû!” demek suretiyle hücre kapılarından namaza agâh eder. Çelebi Efendi Hazretleri dergâhta olduğu müddetçe hizmetinde bulunur. Bu hizmetin de yine on sekiz kuruş mahiye niyazı vardır. Çelebi efendiler de bazen niyaz yetiştirirler. Bu hizmet matbah-nişinden olursa tennure üzerine cübbe giyer ve dergâhta o surette bulunur.
  1. Âbrizci: Matbah-nişin bir derviş, hizmetini ikmâl edeceğine bir hafta kala kendisine bu son hizmet tevcih olunur.
  2. Şerbetçi: Hücreye çıkacak canın sağdıcı makamında olup şerbetim ve -hücreye çıkacağı akşam iş’âl edilecek- şamdanları ihzar eder ve canı hamama götürür. Bu hizmet, diğer canlar arasından o gün için yapılıp kendisini takip edecek can tarafından îfâ edilir.
  3. Bulaşıkçı: Yevmî olan bu hizmet, kazancılıktan mâada en büyük hizmet olup o can somatlardan sonra bulaşıkçı refikinin yıkadığı kapları dolapçıya devreder ve kazancının bulunmadığı zaman matbah umûruna nezâret eder ve somat gülbangini okur.
  4. İçeri Meydancı: Bu hizmeti gören can, somatlardan önce ve sabah meydanında ve Cuma lokmasından evvel, matbahti şerif önünde “Hû! Sala!” diye lokmaya sala eder ve elindeki zenbil içindeki ekmekle hücrelere uğrar, somata gitmeyecek olan hücre-nişin var ise onların ekmeklerini bırakır.
  5. Dolapçı: Yıkanmış kapları ve hücrelerde bulaşık kap bulunursa onları toplayıp yıkar ve kurulayıp yerlerine vaz’ eder.
  6. Somatçı: Perşembe ve Cuma günleri meydana atılan somatları açar ve toplar ve temizliğine bakar ve eşyayı yerlerine vaz’ eder.
  7. Pazarcı: Dergâh-ı şerife alman ekmek, erzak ve şâire ile bi’1-umûm dervîşâna çarşıdan alınacak siparişleri alıp erzak ve ekmeği matbaha, diğerlerini sahiplerine teslim eder.
  8. Çoban: Evvelce dergâh-ı şeriflere nezredilen kurbanların kesreti dolayısıyla bu hizmet de canlar tarafından görülmekte imiş. Asrımızda bu vazife kalmamıştır.
  9. Kandilci: Hücrelerde ve matbahta bulunan kandillerle Kira Hâtûn ve sâhib-makam çelebi efendilerin, huzura defnedilmeyen valide ve haremlerinin makberleri üzerine îkâd olunan kandillere ve kandilhâneye alınan yağların muhafaza ve sarfına bakar ve bunun da ayrıca on sekiz kuruş niyazı vardır.
  10. Süpürgeci: Matbah-ı Şerif derûnuyla dergâh-ı şerif kurbanhâne meydanlarının temizliğine hizmet eder.
  11. Tahmisçi: Matbah-ı şerifin, zâbitan ve hücre-nişin dervîşânın kahvelerini kavurup döğer ve yanına icâbında bir de yardımcı refîk verilir.
  12. Bulaşıkçı Refiği: Bulaşıkçının nezâreti altında bulunur ve hücre-nişin dervîşânın çamaşır günleri leğen ve sularını ihzar eder.
  13. Yatakçı: Matbah-nişin dervîşânın kilimlerden ibaret olan yatak ve yorganlarını serip toplar.
  14. Yamak: Her türlü hizmetlere yardım eder. Matbah mescid kapılarında perdecilik hizmetine bakar.
  15. Ayakçı: Çileye gelip saka postundan kalkıp on sekiz gün, geldiği kıyafetiyle her ne hizmet emredilirse îfâ eder ve bu müddet zarfında her can, buna emretmek hakkını hâizdir.4

“Gerçi bu on sekiz hizmetin vazifeleri ayrılmış ise de her can, İcâbında her hizmeti görmekle mükelleftir. ‘Benim vazifem değildir’ diyemez ve böyle bir serkeşlik yaparsa hizmet tenzili ve tekerrüründe 18 ve 36 çeliğe kadar vurulur ve yine böyle bir serkeşlik yapar ve nasâyiha ehemmiyet vermez ve cezalan da hiçe sayarsa o zaman ser ü pâ edilir, yani sikkesi alınıp soyularak kendisine yol verilir.

Hücre-nişinden biri namaz ve meydana devam etmez ve hücre refîkiyle geçinmez ise kendisine bir kere nasihat edilir. İkincisinde kıdem tenzili yapılır; ve daha ağır bir suç işlerse, yani izinsiz hâriçte kalır ve şâire gibi haller vuku bulursa hücresinde otuz gün sır edilir; ve işret kullandığı görülürse ve bu tekerrür ederse zâbitânın bi’1-müzâkere vereceği karar, sâhib-makâma arz edilerek kendisine seyyah verilir. Bundan başka âmirlerine karşı gelir, vicahi ve gıyabî tefevvühâtı işitilirse sikkesi alınarak yol verilir.

Huzûr-ı Pîr’den sikkesi alınan bir dervişin hiçbir dergâhta sikkesi iade edilemez ve salâh-ı hâl kesbettiği, âsitâne şeyhlerinden biri tarafından beyanla iadesi istirhamında bulunulup ve sâhib-makamca affedilir ise sikkesi o âsitâne şeyhi tarafından iade edilir. Diğer âsitânelerde sikkesi alınan can, Pir Evi’ne dehalet edip salâh-ı hâli anlaşılırsa sikkesi iade edilerek yeniden hücreye çıkarılır.”

Yukarıda verilen bilgilerden hareketle mevlevîlikte manevî eğitimin esasları şöyle özetlenebilir:

1. Dinî, tasavvuf! ilk ve zarurî bilgileri edinme;

2. Dinî emirlere, yasaklara, sünnet-i seniyyeye uyma;

3. Teslimiyeti, itaati, disiplini ve hizmeti öğrenme;

4. Tarikat usûlünü, zarif davranmayı, semâ, sohbet, kurs, ders vs. âdabını öğrenme;

5. Mesnevî, Minhâcül-fukarâ, Menâkıb gibi tarikatin temel eserlerini mütalaa ederek kendini geliştirme;

6. Az yeme, az uyuma, az konuşma vs. ile nefis terbiyesini sağlama, gönlü temiz tutma, hüsn-i zan sahibi olma;

7. İsm-i celâl zikirlerine katılma, evrâd u ezkâr ile meşgul olma;

8. Murakabe ve daimî surette niyaz hali ile erenlerden feyiz alma;

9. Bütün bunlarla birlikte mevt-i iradî prensibi ile aşk iksirini elde etmeye çalışma. (Ayrıca dervişin kabiliyetine göre ve mukâbele-i şerifte yahut özel zaman ve yerlerde icraya yarayacak sâzendelik, hanendelik, şiir, hat, el sanatları gibi bir sanat dalıyla iştigal etme.)

———————–

1     Söz konusu Mecmua, Selçuk On. Selçuklu Araştırmaları Merkezi Uzluk Arşivinde Y97 numarasıyla kayıtlıdır; nakledilen bölüm s.411-412’de bulunmaktadır.

2     Fetih Sûresi, âyet 18, meali: “Andolsun ki Allah, müminlerden -seninle o agacın altında biat ederlerken- razı olmuştur da kalplerindekini bilerek üzerlerine kuvve-i maneviyyeyi indirmiş ve onları yakın bir fetih ile ve alacakları birçok ganimetlerle mükafatlandırmıştır. Allah mutlak galiptir; yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.” Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerim, İst., 1985, s.943.

3 Mustafa Nizameddin Dede ve Risalesi için bkz. Yakup Şafak, “Mevlevlilerde Çile Esnasında Yapılan Hizmetler”, Akademik Sayfalar (Merhaba Gzt.), C.V1, s.133-135 (Konya, 2006).

4 A. Gölpınarlı’da (Mevlevîlik Adâb ve Erkânı, İst., 1963) 18 hizmeti görenler şöyle sıralanmıştır: 1. Kazancı Dede, 2. Halife D., 3. Dışarı Meydancısı, 4. Çamaşırcı D., 5. Abrizci, 6. Şerbetçi, 7. Bula­şıkçı, 8. Dolapçı, 9. Pazarcı, 10. Somatçı, 11. İç Meydancısı, 12. İçeri Meydancısı, 13. Tahmisçi, 14. Yatakçı, 15. Dışarı Kandilcisi, 16. Sûpûrgeci, 17. Çeragcı, 18. Ayakçı.