YASİN SURESİ – 5

19.09.2019
294
A+
A-

YASİN SURESİ-V

Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Rasûllerdensin!…

(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir. )

 

 

45-)ONLARA:”ÖNÜNÜZDEKİNDEN (KARŞILAŞACAKLARINIZA KARŞI) VE ARKANIZDAKİNDEN (YAPMIŞ OLDUKLARINIZIN SONUÇLARINDAN) KORUNUN Kİ RAHMETE ERESİNİZ” DENİLDİĞİNDE (YÜZ ÇEVİRİRLER).

 

Bundan önceki ayetlerde alışılmış bilgi- şartlanma ve geleneksel veritabanından çıkış sürecinin “Şehrin en uzak tarafından gelen adam” sembolü ile anlatıldığını ifade etmiştik. Bu sembolle gelişen ve açığa çıkışı çeşitli aşamalarla anlatılan süreç bir ÖLÜM sürecidir. Kişinin bu aşamada mevcut kayıtları, değerleri ölmektedir. Bilincin ölümü, şuurun kişide açığa çıkışına yani bir anlamda DİRİLİŞe yöneliştir.

 

Kınadıklarını yaşama, sorgulama, sistemin içte ve dışta işleyişini tefekkür ve seyirle yaşanan sancılı ölüm süreci kelimenin tam anlamı ile bir CAN ÇEKİŞME evresidir.

 

İşte o çırpınma, dünyaya tutunma, sahiplikleri bırakmada zorlanma devresinde kişide son sorgulama ve yüzleşmeler bu ayetlerde yaşanıyor! Bedensel bilincin ölümü öncesinde son kınama ve alaylar da burada. (Kınama ve alayın; kınadığını yaşamadan can vermemek hadisinden hareketle arınma getirisi yönüyle kişiye Rahmet süreci açtığını belirtmiştik.)

 

Sistem Gerçeği ile karşılaşan insan, özünden şu hitabı almaktadır: “Önünden ve arkandan korun ki rahmete eresin! Yani TAKVA, yani MUTTAKİ olmanın gereklerini yaşa ki bu geçiş sana kolaylaşsın!…”

 

46-) ONLARA RABLERİNİN İŞARETLERİNDEN BİR DELİL GELMEZ Kİ, ONDAN YÜZ ÇEVİRMESİNLER.

 

Bu hitabı dışarıda, ötede sayan ve kendi alışkanlıklarına, yaşam düzenine, hayat algısına toz kondurmamak için direnen, değişmek istemeyen insan yüz çevirmeyi seçer.

 

Ne acıdır ki beşer, kendisine gelen ŞEFKAT HİTABInı, uzun süre bir kişinin ZORLAMAsı, bir BİLGİ DAYATMASI, bir ÇIKAR ÇABASI zanneder! Bu durum, dişçiden veya aşı olmaktan korkan çocuk halidir sanki.

 

Böyle algılamak, sahip olduğu bilgi düzeyi ve anlayışı bırakmamanın en kolay yoludur çünkü.

 

Siz insana onun lehine bir bilgi mi verdiniz?.. Genelde şunları duyarsınız:

–          Kimlerin adamısın sen?

–          Hangi teşkilata bağlısın?

–          Gizli güçler mi var bu fikirlerin altında?

 

Bunlar yetmediğinde bedensel bilince mahkûm zihin bu defa başka oyunlar oynar onu ÖTEDE ve DIŞARIDA tutmak için:

 

–          Ben özgürüm.

–          Tek kaynağa neden bağlı kalayım, her yerden beslenirim. Hem arı da çiçek çiçek gezerek bal yapar!

–          Söylenen yeni değil ki. Senelerdir bilinen şeyler.

–          Hem herkes kendine kolay geleni yaşar, ilim sadece senin dediğinden ibaret değil ki.

 

Tüm bunlar, dünyaya- esfele- perdelerine tutunmaktan vazgeçmek istemeyen, sistemin duyguya yer olmayan realitesini kabul etmeye yanaşmayan insanın, uçuruma sürüklenmekte olanın bilincin son çığlıklarıdır aslında. Çürük diş çekilecek, hasta bünye acı ilaç alacaktır. Kaçış yoktur yani.

 

Bunları dışarıda, bir başkasından bilene ayetin hitabına bakınız: “RABLERİNİN İŞARETLERİNDEN BİR DELİL”

 

Ne kadar düşündürücü değil mi?…

Sen sana gelen bilgiyi başkasından, öteden, birinden bildin ya?..

Ayet RABBİNİN İŞARETİ diyor!!!!!

Daha nasıl densin?!…

Ayet beşerin içinden çıkamadığı alışkanlığı, yani bu sürecin akışındaki doğal işleyişi de vurgulamadan geçmiyor: “BİR DELİL GELMEZ Kİ, ONDAN YÜZ ÇEVİRMESİNLER.”

 

O halde bu yüz çevirme de normal bir tavırdır yeni idrake sıçramak için. Kişinin takıntı- kuruntu ve saplantılarından arınması için elzemdir. Kınamalıdır, yüz çevirmelidir, bir süre öteye atmalıdır ki YANSIN!…

 

Yanmadan arınma mümkün değildir çünkü. Çok sonraları insan, ESKİDEN BEN NE KADAR SAÇMA İŞLERE VAKİT AYIRMIŞIM, NE KADAR BANAL BİLGİLERLE AVUNMUŞUM, NE SAF YAKLAŞIMLARA KANMIŞIM, SANA ŞÜKÜRLER OLSUN RABBİM diyebilmesi için yanması lazımdır!.. MEKRİN RAHMET OLUŞU işte böyle yaşanır.

 

İşte o yanışı tetikleyecek bir düşünce, bir itiraz tavrı daha çıkar insandan. Görelim.

 

47-) ONLARA: “ALLAH`IN SİZİ BESLEDİĞİ YAŞAM GIDALARINIZDAN ALLAH İÇİN KARŞILIKSIZ BAĞIŞLAYIN” DENİLDİĞİNDE HAKİKAT BİLGİSİNİ İNKÂR EDENLER, İMAN EDENLERE DEDİ Kİ: “DİLESEYDİ ALLAH, KENDİSİNİN DOYURACAĞI KİMSEYİ Mİ YEDİRİP DOYURALIM? SİZ ANCAK APAÇIK BİR DALÂLET İÇİNDESİNİZ.”

 

Henüz, konuyu ilmen bilen, ama realitenin acı ve soğuk yüzünü görmeyen bilinç, ukalalığına devam ediyor. “Allah için bağışla” dendiğinde “Allah doyurur” demeyi seçiyor. Peki ne demek bu?…

 

Bize göre buradaki bağış ve infak dışarıya, birilerine doğru açığa çıkan yardım yada sadaka değildir!… Buradaki infak; kişinin şuursal yaşamı kendinde açığa çıkarması için, bilincinden, bedeninden, nefsaniyetinden vermesi gerekenlerdir!..

 

Sen yüksek düzeyli bir değerlendirme mi istiyorsun?..

İbadet edeceksin!

 

Geniş bir düzlemde gerçeği okumak mı istiyorsun?

İlmi değerlendireceksin!

 

Özüne yaklaşmak, AN yaşamak mı istiyorsun?

Başkalarına ve dışarıya harcadığın vakitlerden, Rabbine; Özüne ayıracaksın!…

 

İşte bu noktada RİSALET – NÜBÜVVET DENGESİ VE AYRILMAZLIĞI açığa çıkar! Yani; risalete dönük bir idrak talebin varsa; nübüvvete dönük bir çalışmayı mutlaka ortaya koymalı, infak etmelisin kendinden!…

 

Az daha basitleştirerek açacak olursak….Tasavvufi hakikatleri düşüncende oturtmayı, sende risalete dönük bir açılım oluşmasını istiyorsan; nübüvvete dönük bir eylemi ortaya koymalısın!…

 

DAİMİ NAMAZ şuuru elde etmek mi istiyorsun?… Beş vakit namazın, tesbih namazın, nafilelerin, 24 saatini kaplayan zikirlerin olacak!

 

Beden esaretini yenmek mi istiyorsun? Orucun olacak, Riyazatın olacak!

 

Sahipliklerden kurtulmak mı istiyorsun? Vereceksin. Sınırsız olarak her şeyinden vereceksin!…

 

Risalet Nübüvvet dengesi dediğimiz basitçe budur. Hz Muhammed Mustafa (sav) in hem rasül hem nebi oluşu işte bu noktada bize şunu fısıldar: “Ebedi hayata ve işleyen sistem gerçeğine nüfuz etmek istiyorsan korunacaksın!… Ve gerekli çalışmaları ortaya koyacaksın!”

 

Ne yazık ki, özünden gelen bu sese karşı bilinç gene aynı tavrını sürdürecek hatta daha da ukalalaşarak; kendi içinde bulunduğu dalalet- sapıklık ve perdeyi karşıya yansıtıp; gerçeği kendine haykıran, açan, açıklayan mahalle “SEN SAPIKLIK İÇİNDESİN” diyecektir. Aslında Muhammedi Aynada kendini gördüğünün, kendi halini itiraf etmekte olduğunun farkında değildir.

 

48-) DERLER Kİ: “EĞER SÖZÜNÜZDE SADIKSANIZ, BU TEHDİDİNİZ NE ZAMAN (GERÇEKLEŞECEK)?”

 

Kendi lehine olan uyarıları bir nevi tehdit ve baskı olarak algılayan bilinç, yanış ve eriyiş sürecini hızlandıracak son bir çıkış daha yapar: “HADİ YAP DA GÖRELİM!…”

 

Gerçeğe yüz çevirenin tipik halidir bu. Bazen iyi niyet kılıfı, bazen sevgi, bazen duygusal bağlarla bu isyan açığa çıkar kişiden: “BEN BU HALİMLE İYİYİM. KORKUTTUĞUN ŞEY ABARTILI. TEHDİDİN NE ZAMAN GERÇEKLEŞİR GÖRELİM HAYDİ…

 

Zihnin tipik oyunlarının bu sonuncu halkası kendinde güç vehmetme diye de nitelenebilir. Yakın zamanda kopacak KİŞİSEL KIYAMET; hiçbir gücünün olmadığını, aczini hatırlatacaktır ama beşer; deneyimlemedikçe ikna olmamak gibi zaafın kurbanıdır genelde. 

 

49-) ONLAR TARTIŞIRLARKEN, KENDİLERİNİ YAKALAYACAK BİR TEK ÇIĞLIKTAN (BEDEN SUR`UNA ÜFLENİŞ) BAŞKASINI BEKLEMİYORLAR?

 

Bilinçle Şuur; Kalple Beyin, Hakikatle Geleneğin bu içsel tartışması sürüp gider çıkmaz bir kısır döngüye dönüşerek. İnsan, zaman zaman galiba yanlış yapıyorum, bir kurtulsam, ipleri bir elime alsam dese de nefsini yenecek kudreti bulamadığı için bir türlü kendine hakim olmaya ve disipline etmeye güç yetiremez. İşte o anda bir can simidi, bir merhametli cerrah eli, bir güzel insanın cesurca yaraya neşter atması beklenmektedir!..

 

50-) O ZAMANDA NE BİR VASİYETE GÜÇLERİ YETER VE NE DE AİLELERİNE DÖNEBİLİRLER!

 

Bu bekleme sürecinde öyle bir duruma gelir ki, kelimenin tam anlamıyla İKİ CAMİ ARASINDA BEYNAMAZ dır artık!… Ne İsa’ya ne Musa’ya yar olur… Ne eskiye tam tutunabilir, ne de yeniye bağlanacak yöneliş kudretini açığa çıkarabilir!…

 

Arkada, geride kalan idrak kalıplarına hâkim olamadığı gibi, aile diye tabir olunan KURULU DÜZENİ de açmaz olur artık. Yaşanan tam bir ARAF durumudur!… Ya bedensel bilinç kalıpları yıkılarak, kafesler parçalanarak özgürlüğe kanat açılacak, yada özgürlük hayali ile bitmeyen bir hapis sürecine razı olunacaktır!..

 

51-52) SUR`A NEFHOLUNMUŞTUR! BİR DE BAKARSIN Kİ ONLAR KABİRLERİ HÜKMÜNDE OLAN BEDENLERİNDEN ÇIKMIŞ, RABLERİNE (HAKİKATLERİNİ FARK ETME AŞAMASINA) KOŞUYORLAR! (O VAKİT) DEDİLER Kİ: “VAY BİZE! (DÜNYA) UYKUMUZDAN KİM BİZİ YENİ BİR YAŞAM BOYUTUNA GEÇİRDİ? BU, RAHMAN`IN VADETTİĞİDİR VE RASÛLLER DOĞRU SÖYLEMİŞTİR.” (HADİS: İNSANLAR UYKUDADIR, ÖLÜMÜ TADINCA UYANIRLAR!)

 

Sura üfürme kıyamet alametlerinden! Bildiğimiz kadarı ile sura üfürme üç keredir: 1- ÖLÜM 2- KABİRLERDEN ÇIKIŞ 3- MAHŞER VE HESAP

 

Şehrin öte yanından gelen adam sembolü ile yeni bilgi sürecine açılmıştık. Bu bir ölüm süreci idi bilinç için. Şimdi ikinci ve üçüncü aşamaya gelinmiştir. Yani KABİRLERDEN ÇIKIŞ- DİRİLİŞ ve HESAP.

 

Bizce ikinci aşamaya kadar devam eden süreç bir FENA sürecidir ve kelime-i tevhidin LA İLAHE aşamasının yaşanmasıdır! İLLA ALLAH ve peşine MUHAMMEDEN RASULULLAH idrakinin açılması ise 2. ve 3. üfürmelerle açığa çıkar. Bunların hepsi de içeriden dışarıya, özden bilince doğru açığa çıkışlardır.

 

Şehrin öte yanından gelen adam, dış dünyada bir ALLAH ERİ nin nazarı yada ilmi ile karşılaşma olarak yaşanırken İLLA ALLAH VE MUHAMMEDEN RASULULLAH süreci o gelen bilgi ve idrakin içselleştirilmesi aşamasını işaret eder.

 

Çağlara mal olmuş misalle söylemek gerekirse Hz. Mevlana’nın Hz. Şems’in ölümü ile yaşadığı süreç; 2. ve 3. aşamaların açıldığı süreçtir. Dışarıdaki Şems; Mevlana’nın içindedir artık… Onda konuşan, onda yazan, onda seyreden o olarak, onunla bir olmuştur!

 

53-) SADECE TEK BİR SAYHA (İSRAFİL`İN SUR`U) OLDU… BİR DE BAKARSIN Kİ ONLAR TOPTAN HUZURUMUZDA HAZIR KILINMIŞTIR.

 

Huzurda hazır olmanın birinin huzuruna çıkmak olmadığını önceki ayetlerde açıklamıştık. İnsanın kendi halini egoya prim vermeden, öteye atmadan değerlendirip gerekli ayrıştırmayı yapmasıdır huzur hali. İçsel mahşer ve hesap görme de budur bizce…

 

Bedensel bilincin ölümü tatması ile kişide ipleri ele alan şuur; duygulara- alışkanlıklara- geleneklere ve dışsal etkilere prim vermeksizin derin bir muhasebeye girişir.

 

54-) O SÜREÇTE HİÇBİR NEFSE EN UFAK BİR ŞEY ZULMEDİLMEZ… YAPTIKLARINIZDAN BAŞKASI İLE CEZALANDIRILMAZSINIZ (YAPTIKLARINIZIN SONUÇLARINI YAŞARSINIZ)!

 

Böylesi bir yüzleşmeyi bilginin kendine geldiği ilk aşamalarda zulüm ve eziyet gibi algılayan insan; elleriyle yaptıklarının sonucunu gördüğünü fark eder! Önceleri dışarı atıp, ötelerken, geldiği noktada yoruma mahal bırakmayan şu hakikati çıplak olarak deneyimlemektedir:

 

YAŞAM; SÜREKLİ BİÇİMDE SENDEN AÇIĞA ÇIKANLARIN SANA DÖNÜŞÜNDEN İBARETTİR (AH)

 

Tanrının öldüğü, şirkin kalktığı süreçtir bu!…

Cennet ve Cehennemlikler belli olmuş, saf saf herkes hak ettiklerine koşmaya başlamıştır.

 

– “Madem içsel; kalbî bir okuma bu, bizde cennet ve cehennemliklerin ayrışma süreci nasıl yaşanır?” sorusu hatırımıza geliyor!

 

Onu da ilerleyen ayetlerde konuşalım nasipse!