SEVGİLİ SAY LÜTFEN OKUR MUSUN?

A+
A-

SEVGİLİ SAY LÜTFEN OKUR MUSUN?

SES HARİTAMIZ

Bu gece nevâ kâr’ı Dede’yle fısıldadım,
Sonra döndüm sabaha yolumu Mozart kesti.
Gönlüme bastırdığım mûsîkimle ağladım,
İçinden bir deli yel; ‘-Toparlan!’ diye esti.

Kudüm’ün yalnızlığı bende kalmasın diye,
İçimdeki umudu yeis almasın diye,
Tamtamın işgaliyle ruhum dolmasın diye,
Ferahfezâ meşkine yürüdüm adım, adım…

Sesten haritasıdır mûsîki ruhumuzun,
Bethoven’in elinin oralarda işi ne?
Bir umman ki bu alan, derin, geniş ve uzun.
Böyle ülkünün ancak biz yatarız düşüne…

Itrî’de Semâzen’im, Cemil Bey’de tamburî
Merâğî’de Elhân’ım, Şevki Bey’de kaç hûri?.
İlâhîler vecdimin kılınmışken sefîri,
Ben gönül dilimizi notalara bağladım.

Kürdî-lî hicâzkâr’a uyandım Ârif bey’le,
Senfoninin hışmına teslim etmedim ud’u.
Bayrak açtım işgale hüznün anası ney’le,
Bunun için sevmedim şu İkinci Mahmud’u…

Fıtratımda kopuzun titreyen nağmesi var,
Mızrabım ve nefesim nice Şopen’e aşar.
Benim nağmem ruhumda ancak benimle yaşar,
Bu sevdânın ufkuna uyanmaktır muradım…

Türk Edebiyatı; Aralık-1988

Bu şiiri çeyrek asır önce yazdım ve yayımladım. Senin bizim müziğimize aldığın tavra benzer bir tavrı da ben Batı müziği için alıyorum. Ama kırıp dökmeden, aşağılayıp hakaret etmeden. Kendi değerlerimi öne çıkarmak için başkalarına tu kaka yapmadan. Aydına yakışan da bu değil midir?

Sen ne yaptın peki? Bu müziğe “Yavşak”lık demek, “Vatan hainliği” demek hangi kültürün, hangi hoşgörünün, hangi medeniyetin yansımasıdır? Daha önce de insanların inançlarıyla uğraşmak gibi bir hezeyanın oldu. Acaba, ‘Cami duvarını kirleterek meşhur olma psikolojisi’ haline mi sürükleniyorsun? Kendi insanın gerçeğinden, kendi insanının tercihinden, kendi insanının sosyal refleksinden uzakta kalan aydın, o ülkeyi, o insanları temsil edebilir mi? Seçilmiş (dikkat buyurun seçkin demiyorum) insan olmak, seni kuşatan çevrendeki insanları aşağılama hakkını sana verir mi? Tabii tepkiler büyüyünce, kalktın aşağıdaki metni yayınladın:

“Bana iki dakikanı ayırmak ve mektubumu okumak zorundasın. Uzlaşabiliriz… Evet, hatalı bir laf ettim sana. Evet, öfkeliyim sana. Çünkü sen beni hiçbir zaman anlamaya çalışmadın. Çünkü sen beni hep ‘öteki’ olarak gördün. ‘Batı uşağı’ dedin, ‘elitist’ dedin, ‘kâfir’ dedin, ‘Batı kültürünün taklidi’ dedin, ‘Bizden degil’ dedin ya da hep kaçtın, hep sıyrıldın, yüzleşmedin. Umurunda olmadı ne Nasreddin Hoca’nın danslarını bestelemem, ne Kara Toprak’ı, Veysel’i, Dede Efendi’yi, İstanbul Senfonisi’ni, Nazım Oratoryosu’nu, Altıok’u, Turgut Uyar’ı, Yunus Emre’yi, Mezopotamya’yı, Hezarfen’i bestelemem… Vatan haini değilsin elbette. Ama ben vatan hainiysem, halkı kin ve düşmanlığa teşvik suçundan yargılanıyorsam ve hiçbir suçum yoksa, tamamen yanlış ve güdümlü manipüle edilmiş yalanların içinde sen de bu yalana kandırıldıysan, işin aslını bilmiyorsan ve hapis yatmamı istemekteysen, evet sen de hainsin… Vatanın haini olman gerekmiyor, insani duygulara ihanet etmen yeterli… Uzlaşabiliriz… Uzlaşabiliriz ama, sen de artık bir adım at ki uzlaşalım. Bin tane köşe yazarı, 10 bin tane ‘anti-Fazıl Say’ köşe yazısı yazsa ne olacak? Mezopotamya Senfonisi değersiz bir eser mi olacak? Ne olacak? Lütfen bir adım at, uzlaşabil benimle… Ben sana elimi hep uzattım. Hiçbir zaman görmedin. Görmek istemedin. Şimdi vaktidir… Uzlaşabiliriz…”

Şu yazdıkların, daha önce söylediklerinin bir anlamda pişmanlığını ifade eder. Dürüst bir aydın için bu olumlu bir gelişmedir. Ancak Arabesk’e ‘vatan haniliği’ gibi çok ağır bir yaftayı takan adam için bu söylediklerinin kıymet-i harbiyesi nedir? Batı müziğinde ekol de olabilirsin, idol de. Ancak unutma, onların nazarında senin yaptığın bir Amerikalının ya da bir İngiliz’in bizim milli sazımız bağlamayla türkü söylemesinden daha farklı bir şey değildir. Değerli Say, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülke aydını kendisini başkalarına kabul ettirmek için kendi ülkesinin değerleriyle çatışmaya girmez, giremez. Girerse ne olur? İşte senin başına gelenler gibi olur! Öyle yapmak yerine; önünde iki seçenek vardı, bunlardan birisini yapman gerekirdi. Madem, Batılı gibi düşünüyor ve yaşıyorsun, bizim insanımızı kendine benzetmeye kalkma, s ana benzemedikleri için de hakaret etme, aşağılama, o zaman git, orada bir ülkeye yerleş, onların arasında müziğini icra et. Korkma aç kalmazsın. Ya da, bu ülkenin insanına saygı duy. Arabesk’i pek dinlemem, pek fazla da hazzetmem, ancak bu ülkenin var ettiği bir müzik ise, bu ülkede milyonlar bunu dinleyebiliyorsa, onu aşağılama cüretine de yeltenme.

Aslında aklı başında bir müzik adamına yakışanı, kendi müziğimizi güçlendirecek girişimlere öncülük emektir. Böyle yapmakla kimse senin piyanonu elinden almaya kalkmaz! Türk müziğinde günümüzde ciddi bir çözülme var. Doğal olarak bu sana da yansıyacaktır. Sen, karşı tarafa vurarak kendine bir taraftar toplamaya mı kalktın, böyle ucuz bir reklam isterisine mi kapıldın bilemiyorum? Sözlerin üzerine yapılan yorumlara bakılırsa, sana tepki duyanlar kadar, kendi ülkenin gerçeğinden uzaklaşmış bir yığın insan da sana sahip çıkıyor. Onları yanına alarak bir yeni oluşuma doğru yol mu almak istiyorsun? Öyle bir niyetin varsa, seçtiğin metot ve mekan çok yanlış.

Bakınız, bizim müzik kültürümüzde Mevlana’nın Mesnevisi’ne müzik diliyle giriş yapmasının özel bir anlamı vardır. Ney’ de nihayet bir hüzün çığlığıdır. Ancak, o insanı isyana değil, uyarıya çağırır. Mevlana’yı anlamış olsaydın, bugüne kadar yaptığın bir yığın gafın başına aştığı felaketin gazabına uğramazdın.

Müzik evrenseldir. Onun dilini anlamadan kendine göre şekillendirmen yanlıştır. İyi müzik yapıyor olman, iyi insan olduğun anlamına gelmez elbette. İyi insan kendi kabul alanının içine girmese de başkalarının değerlerine saygıyı bilen ve yaşatan insandır. Bizden yaptığın parçalarla savunma yapmak seni yüceltmez, çünkü onları senden önce o Batılı dediğimiz, hatta benim şiirimde isimlerini verdiğim adamlar da yaptılar. Niye yaptılar, çünkü o sözünü ettiğimiz isimler insanlığın ortak duyarlılık alanlarında ve ortak kabulleriyle paylaştıkları konularda eser vermişlerdi ve bunu yaparken de kimseyi kırıp dökmeden kendilerini ortaya koymuşlardı da de onun için.

Sonuç itibariyle Sevgili Fazıl Say, şunu unutma; tepki diliyle müziğini de kendini de yüceltemezsin. İnanmak ya da inanmamak senin tercih hakkındır. O konuda kimsenin sana diyeceği bir şey yok. Ancak inananları aşağılama hakkının olmadığını da bilmen gerekir. Kur’an’ın muhteşem bir yaşayan mucize olduğunun en belirgin örneği, her çağda, senin gibi Ona karşı tavır alanların olacağını söylemesidir. Unutma, zamanı gelince, bu reddettiğin adamlarla aynı alanda toprağa konulacaksın, yanına da piyanonu alamayacaksın. Bir şeyi daha unutmamanı sana tavsiye ederim, toprağın altındaki hesaplaşma, üstündeki hesaplaşmaya hiç benzemez. Çünkü orada, yukarıda söylediğin gibi “gel uzlaşalım” şansın olmayacaktır!.. Belki çok uzağındasın, ama bir defacık olsun Kur’an’ı eline al ve 23. Sure (Müminun) 99. ayetini bir defa okuyuver. Hadi onu da ben söyleyeyim burada: “Nihayet onlardan ( inanmayanlardan) birine ölüm geldiği zaman,’Rabbim beni dünyaya geri gönder de, terk ettiğim dünya sana karşı salih amel işleyeyim.’ Hayır! Bu, sadece onun söylediği boş sözden ibarettir. Onların arkasında tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde (berzah) vardır.”

İnanmıyor olsan bile Kur’an’ın bu gerçeğini değiştiremezsin elbette. Sevgili Kardeşim, dünyanın hay-huyu için o sonsuz hayatta böyle bir çaresizliğe sürüklenmeye değer mi?