ORUCUN FAZİLETİ

  Cemalnur Sargut

www.cemalnur.org

Üniversite eğitimini kimya mühendisliğinde tamamladıktan sonra kimya öğretmeni olarak görev yapmıştır. Halen, Türk Kadınları Kültür Derneği'nin (TÜRKKAD) İstanbul Şubesi Başkanlığı görevini yürütmektedir. Otuz yılı aşkın süredir tasavvuf alanında yurt içi ve yurt dışında çok yönlü çalışmalar yapmaktadır.

TÜRKKAD çatısı altında bir çok uluslararası sempozyum, Dost İslâm’a Hizmet Ödülleri ve İslâm araştırmalarına yönelik girişime öncülük etmiştir. North Carolina Üniversitesi Dini Etütler Bölümünde (2009) ve Pekin Üniversitesi İleri Beşeri Bilimler Enstitüsünde (2011) “Kenan Rifai Distinguished Professorship on Islamic Studies” kürsülerinin ve 2015 yılında Kyoto Üniversitesi’nde Kenan Rifai Tasavvuf Araştırmaları Merkezinin kurulmasını sağlamıştır.

Cemalnur Sargut tasavvuf alanına yönelik çalışmaları desteklemek ve üniversitelerde tasavvufun çalışma zeminini artırmak amacıyla 2013 yılında Kerim Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfını kurmuştur. Bu girişimle birlikte Üsküdar Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’la güç birliği yaparak, 2014 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsünü kurmuşlardır.

Yayınlanmış 30’a yakın eseri Kur’ân-ı Kerîm üzerine büyük mutasavvıfların yorumlarına dayalı çalışmaları ve Fusûsu’l Hikem şerhleri üzerine yoğunlaşmıştır. İstanbul’da 20 yılı aşkın süredir halka açık Mesnevi ve Fusûsu’l Hikem sohbetleri yapmaktadır. Almanya, Amerika, Hindistan gibi ülkelerde İslam Tasavvufu alanında  düzenli olarak seminerler vermektedir.

Halen Üsküdar Üniversitesi Rektör danışmanı olarak görev yapmakta ve Üsküdar Üniversitesinde dersler vermektedir.

Yayınları:

Fususu’l Hikem Yayınları; Hz.Adem, Hz.Şit, Hz.Nuh, Hz.İdris, Hz.İbrahim, Hz.İshak, Hz.İsmail

İbadet Konulu Yayınlar; Kabe’nin Hakikati, Gözlerin Nuru Namaz, İbadet ve Dua

Hz. Peygamber Konulu Yayınlar; Peygamber’e Sevdirilen Kadın, Can-ı Candır Hz.Ahmet Muhammed Mustafa (S.A.S)

Kur’an-ı Kerim Şerhleri; Yasin Suresi (Ey İnsan), Bakara I (İman ve Küfür), Bakara II (Nefsin İç Yüzünü Tanımak), Bakara III (İnsan-ı Kamil’n Hakikati), Mülk, Meryem Suresi I (Yaratılış Sırrı), Meryem Suresi II (Kadınlık Makamının En Yücesi)

Sohbetler; Zerredeki Okyanus, Dinle, Aşktan Dinle, Samiha Ayverdi ile Sırra Yolculuk, Sohbetler, Allah’ıma Sefere Çıktım, Kur’an ile Var Olmak, Açık Denize Yolculuk, Ya Allah’ın Sevdikleri

Sempozyumlar

- “Rahmet Kapısı” Uluslararası Kenan Rifai Sempozyumu, 2015, İstanbul
-  “İslam ve Çin Medeniyeti” Sempozyumu, 2015, Çin
- “Uzaktaki Yakîn” Uluslararası Hz.Üftade Sempozyumu , 2014, Bursa
-  Hacı Bayram-ı Veli, 2012, Ankara
- “Sırrın Sırrı” Uluslararası Sultan Veled sempozyumu, 2011, Istanbul ve Konya
- “Dost’a Dost Olanlar” Uluslarası Seyyid Burhanettin Tırmizi, 2011, Kayseri
-  “Kulun Niyâzı Mısri Niyazi” Uluslararası Sempozyumu, 2010, Istanbul ve Malatya
-  “Güneşle Aydınlananlar” Şems-i Tebrizi, 2009, Istanbul ve Konya
-  “Modern Çağ ve İbn Arabî” Uluslararası Sempozyumu 2008, Istanbul ve Şam
-   Türk ve Balkan Kadınları Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması, 2007, Istanbul
-  “Hz.Mevlana ve Kadın,  Uluslararası Sempozyumu 2007, Istanbul
-  “Mevlana’da Buluşma” Uluslararası Sempozyumu, 2005, Istanbul
-  “Kadın ve Tasavvuf,” Uluslararası Sempozyumu 2005, Istanbul

A+
A-

ORUCUN FAZİLETİ

Açlık kalbi temizler. Tokluk kalbi köreltir. Ahmaklığa yol açar. Beyinde bulanıklığı çoğaltır. Kalp de bu sebeple düşünce akışından ve hızlı idrak etmekten geri kalır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da açlıktır.” Ebû Süleyman ed-Dârânî ise şöyle demiştir: “Açlığa dikkat edin. Çünkü o nefsi uysallaştırır. Kalbin incelmesini sağlar. Semâvî ilmi doğurur.” Bâyezîd-i Bistâmî de şöyle demiştir: “Açlık bulut gibidir. Kul acıktığı zaman, kalp hikmet yağmurları yağdırır.” Şiblî de, “Allah için her aç kaldığım gün, kalbimde hiç görmediğim hikmet ve ibret kapılarının açıldığını gördüm.” demiştir.

Açlık kalbi inceltir. Böylece kalp, zikrin ve Allah’a yalvarmanın tadını alır. Tokluk, kalbi katılaştırır. Ebû Süleyman ed-Dârânî, “Bana göre en tatlı ibâdet, karnımın sırtıma yapıştığı zaman yaptığım ibâdettir.” demiştir.

Açlık sayesinde nefis kırılır ve boyun eğer. Böylece Rabb’ine itaat eder ve onunla yatışır. İnsan, nefsinin zelilliğini ve acziyetini görmedikçe Mevlâ’sının kudretini ve yüceliğini görmez. Dünya ve hazineleri Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) sunulduğunda, kendileri şöyle buyurmuştur: “Hayır! Bir gün aç kalırım ve bir gün doyarım. Aç kaldığım zaman sabreder ve Rabb’ime yalvarırım. Doyduğum zaman şükrederim.”

Buradan anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber herkese kendine göre açlık tavsiye ediyor. Bizler kâmillerin uyguladığı açlık riyâzatına dayanamayacağımızdan, vücudumuzu hastalıklardan koruyacak ve enerjisini muhafaza edebilecek kadar yemek zorundayız. Bu sebeple Hz. Peygamber hem açlarla hem toklarla beraber olduğunu ve böylece de vücutların korunduğunu anlatır. Bu hâl insanı aç kaldığı zaman böbürlenmekten, tok olduğunda ise gafletten korur. Anlıyoruz ki, en büyük açlık nefisle mücadeledir.

Az yemek hastalıklardan uzak, sağlıklı bir beden demektir. “Yemenin yarısı besler ve diğer yarısı da öldürür.” demişler. Halîfe Hârun Reşid biri Hintli, biri Rum, biri Iraklı ve biri de Basralı dört doktoru toplamış ve “Her biriniz, içinde hastalık olmayan ilacın ne olduğunu söylesin?” diye sormuş. Hintli, “İçinde hastalık olmayan ilaç çörek otudur.” demiş. Iraklı, “Tere otu tohumudur.” demiş. Rûmî, “Bence sıcak sudur.” demiş. İçlerindeki en bilgin kişi olan Basralı ise şöyle demiştir: “Çörek otu mideyi burar. Bu bir hastalıktır. Tere otu tohumu mideyi bulandırır. Bu da bir hastalıktır. Sıcak su mideyi gevşetir. Bu da bir hastalıktır.” “Peki, sana göre içinde hiçbir hastalık bulunmayan ilaç nedir?” diye sorduklarında “Bence yemeğe acıkmadan oturmak ve sofradan da yeme isteği olduğu halde kalkmaktır.” diye cevap vermiş.

Az yemek, insanı tüccarların açgözlülüğünden kurtarır. Bişr bin el-Hâris’e “Et pahalandı.” denilmiş. O da “Ucuzlatın o halde.” demiş. Yani et almayı bırakın ki et ucuzlasın. Onun bu düşüncesi, arz ve talep hakkında modern bir teoridir.

Az yemek, insana kendi gücüyle başkalarını kendine tercih etme imkânı verir. Böylece malından fakirlere ve miskinlere tasadduk eder (sadaka verir). Resûlullah (s.a.s) şişman bir adama bakmış ve parmağı ile karnını işaret ederek şöyle demiştir: “Eğer bu [karnın] başka bir şekilde olsaydı senin için daha hayırlı olurdu.” Yani açlık ateşini yatıştırmaya yetecek kadarından fazlasını tasadduk etmiş olsaydı o yemek başkasının karnında olurdu ve bu kendisi için çok daha iyi olurdu.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR