MÛSİKÎ VE SEMÂ

45. MÛSİKÎ VE SEMÂ

Hakîmler “bu mûsikî nağmelerini göklerin dönüşünden aldık” demişlerdir.

Halkın tamburla  çalıp, ağızla söylediği bu şarkılar, nağmeler hep göğün hareketinden alınmadır.

Biz hepimiz Adem’in cüzleriydik; Cennette o nağmeleri dinledik.

Gerçi suyla toprak, bize bir şüphe verdi; ama yine o nağmeleri birazcık hatırlıyoruz.

Fakat, musibet toprağıyla karıştıktan sonra bu zîr ve bam perdeleri nereden o nağmeleri verecek!

Güzel sesi dinlemek âşıklara gıdadır. Çünkü güzel ses dinlemede, kalp huzuru ve Allah’la beraber olma zevki vardır.

(Mûsikiyle) insanın içindeki hayaller kuvvetlenir; hatta hayaller, o güzel sesten sûretlere bürünür.

Suya ceviz atanın ateşi nasıl kuvvetlendiyse, aşk ateşi de güzel seslerle kuvvet bulur!

Aşk çalgıcısı, semâ vaktinde şunu söyler: “Kulluk bir bağdır, efendilik ise baş ağrısı!”

Allah güzellikten, kemalden, cilveden hangisini iterse gözü onu gösterir.

Güzel sesten, müjdelerden, coşkun ve neşeli sözlerden hangisini dilerse kulağa onu duyurur.

Ey yiğit, gökyüzünü ayak altına al, feleğin üstünden nağme seslerini duy!

Kulağından vesvese pamuğunu çıkar da kâinatın coşkusunu duy!

Erler, meydanda oynar, dolanır, kendi kanları içinde raks ederler.

Varlıklarından kurtuldular mı ellerini çırpar, noksanlarından ayrıldılar mı semâ’a girerler.

Çalgıcıları, içlerinden def çalar, denizler onların coşkunluğunu görüp köpürür.

Sen göremezsin ama onların gayretinden yapraklar bile dalların üstünde el çırpar.

Dalların el çırpışını görmüyorsun değil mi? Buna can kulağı gerek; ten kulağıyla duyulmaz ki!

Dallar, yapraklar, toprak hepsinden kurtulunca başlarını yükseltir, rüzgârın eşi, arkadaşı olurlar.

Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın tâ üstüne çıkarlar.

Her meyve ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Allah’ın şükrünü terennüm eder;

Su ve çamur içinde olan canlar da bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde,

Allah aşkının havasında raks ederler; ayın on dördü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler.

Tenleri oynayıp durur, ya canları ne haldedir? Sorma! Tamamıyla can olanlara gelince; onları hiç sorma?

(IV/733, 734, 736-738, 742-744, III/4722, II/680, 681, 1942, 1943, III/96-100, I/1342-1344, 1346-1348)

[divide style=”2″]