MOĞOLLARI ŞEHİR KÜLTÜRÜ EHLİLEŞTİRDİ!

 

 

muhsinilyas@gmail.com

25 Temmuz 1942 tarihinde Sivas Şarkışla’da doğdu. İlkokulu doğduğu yerde (1956), orta ve liseyi Kayseri İmam-Hatip Okulu’nda okudu. Yüksek öğrenimine İzmir’de başladı. Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü’nde (1972) tamamladı. Bir süre gazetecilik (1961-73), ardından Kayseri’deki çeşitli liselerde öğretmenlik (1973-95) yaptı. 1995’de emekli oldu. Lise öğrenciliği döneminde 22 Mayıs 1963 tarihinde Kayseri’de yayın hayatına giren Kayseri Ekspres gazetesinin yayın yönetmenliğini, yüksek öğrenimi sıra­sında, iki gazetenin (Hakimiyet ve Yeni Sabah) Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı (1966-73). Bir dönem, bölgesel yayın yapan Elif TV’nin Genel Müdürlüğünü (1995-95) ve İhlas Haber Ajansı (İHA)’nın Bölge Müdürlüğü (1995-2002) görevlerini yürüttü.



İlk şiiri 1962’de İslâm dergisinde yer aldı.1963’te Orkun dergi­sinde, 1965’te Türk Yurdu ve Hareket dergilerinde şiirleri yayım­lanmaya başladı. “Vuslat Türküsü” isimli ilk şiir kitabıyla tanındı. Şiir, deneme, eleştiri ve inceleme yazılarını 1965 yılından itibaren Hareket, Türk Yurdu, Hisar, Töre, Millî Kültür, Boğaziçi, Kültür ve Sanat, Yeni Düşünce’de yayımladı. Küçük Dergi dergisinin sahibi ve yayın yönetmenliğini yaptı. (1979-81, 24 sayı) Berceste, Erciyes, Edebiyat, Bruciye Edebiyat, Ay Vakti, Yedi İklim dergilerinde; siyasî ve aktüel konulardaki yazılarını ise Tercüman, Yeni Devir ve Türkiye gazetelerinde yayımladı.

MOĞOLLARI ŞEHİR KÜLTÜRÜ EHLİLEŞTİRDİ!

MUHSİN İLYAS SUBAŞI

Mevlana için bir kesim ısrarla; ‘Moğollara yardım etti’ diye bir suçlamada bulunur. Bu, o günün şartlarını bilmemenin getirdiği bir önyargı olmalıdır. Çünkü böyle bir kefeye oturtulan bu insan onlar için şunları söyleyebilir mi? Bakınız; Fi’hi Ma Fih’de Moğollardan bahsederken şunları yazan:

“Bunlar, buraya geldiklerinde çıplaktılar, binekleri öküzdü, silahları tahtalardı. Şimdiyse ululandılar, doydular, en iyi silahlar, en iyi Arap atları onların oldu. Gönülleri kırık, kendileri arık, güçsüz-kuvvetsiz bir haldeyken Tanrı onlara yardım etti, yalvarışlarını kabul etti, kuvvetlendiler, onların kendi güçleriyle, kendi kuvvetleriyle değil, Tanrı yardımıyla üst olduklarını dünyayı o yüzden zapt ettiklerini bilsinler diye, Ulu Tanrı, onlara karşı direnen halk zayıf bile olsa, günü gelir onları kahreder.”

Kan dökücü ve yağmacı bir topluluk, bir yerde günü gelecek başını taşa vuracaktır. Nitekim bu da oldu, Memluk ordularının başına geçen ve daha sonra Memluk Sultanı olan Türk asıllı Baybars bunları büyük bir bozguna uğratmakla kalmadı, onlara savaş kurallarına uymayarak esirleri imha etmek yerine, insani muamelesiyle de İslam’ın gülen yüzünü gösterdi.

Hülagu’yle başlayan bu kanlı kıyımının arkasında İslam Kültürünün tasavvuf yoluyla bunların üzerindeki etkisi çok büyük olmuş ve sonunda Moğol lideri Gazan Han’ın İslam’ı kabulüyle yeni bir döneme girilmiştir.  Nedenh tasavvuf? Çünkü o,gönül diliydi. İnsanları merhamete çağırıyor, haksız yere bir adamı öldürenin bütün insanlığı öldürmüş olacağını telkin ediyordu. Artık, dökülen kanın bedelini ödemeye başladılar, yakıp yıktıkları medreseleri< camileri ve diğer eserleri onarıp ilim hayatını canlandırmak için çalıştılar. Bu, bir nevi düşmanına âşık olma haliydi. Öyle ya bir millet karşısındaki insanları yok ederek elde etiği toprakta neyiyle var olacaktı? Bunun zeminini, ilk yıllarda sağlayanlar, Ahmet Yesevi, Sultan’ül-Ulema Bahaeddin Veled,  Seyyidi Sırdan, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi mutasavvıflar oldular. Onların aşk, arkadaşlık, güzellik ve umut dolu telkinleri, sadece yıkım ve yağma yapan bir toplumu hayallerinin ötesine taşımış ve gelmiş geçmiş en vahşi bir sürüyü ehlileştirme limanına getirmişti.

Hem Moğol Valisi, daha doğrusu bulunduğu şehrin tek sultanı olacak, hem de Seyyidi Sırdan’a sadık bir mürit! Bu, Moğol kültürüne İslam’ın in üst seviyede sızma hareketinin tipik bir örneğidir. Şemseddin İsfahani Seyyidi Sırdan’ı aylarca evinde misafir eti ve ona hizmet verdi. Bu, huzur ortamı yüzünden Seyyid, Mevlana’nın Konya’da kalması için yaptığı ısrara rağmen, ona mürşitlik görevini tamamladıktan sonra gelip Kayseri’ye yerleşti.

Cengiz Han’la başlayıp Hülagu’yla devam eden vahşet ve yıkım süreci, Gazan Hanla teslimiyete dönüştükten sonra, Moğollar, ıslah olmuş, ehlileşmiş ve İslam’a hizmet eder hale gelmişlerdir. Kuran’da, ‘Sizin bir hesabınız varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır’(Enfal;30) ayetinin tesellisini gösteren önemli değişimdir bu!

Böyle bir dönüşüme, Seyyidi Sırdan Kayseri’de ve onun öğrencisi Mevlana Celaleddin Rumi Konya’da, tepkisiz davranarak bunlarla çatışma yerine, işlerine karışmama yolunu seçmiş ve kendi kişiliklerine yansıyan İslam’ın irşat edici gücünü kullanarak inanç ve davranışlarıyla da bunları İslam’ın şemsiyesi altına girmelerine vesile olmuşlardır.

Moğol işgaline tepkisiz kalan Mevlana’yı eleştirenlere onun verdiği cevapta: ‘Siz onlara baktığınızda kâfirleri görüyorsunuz, ben ise geleceğin inananlarını’, ifadesini kullanmıştır. Gazan Han’la birlikte İslam’la şereflenen 100 bin Moğol ve onları takip ederek kitleler halinde Budizm’den İslam’a yöneliş, şehirlerin kültürel gelişmeyle verdiği aydınlığın ışığına kavuşarak, saldırgan ve yağmacı bir toplumdan ihyacı bir milleti doğurmuştur.