MEVLANA DA DÜŞÜNCE ESTETİĞİ

16.12.2012
A+
A-

MEVLANA DA DÜŞÜNCE ESTETİĞİ

Yabancıların Mevlana’da buldukları en önemli şey; düşünce estetiğidir. İncelediğim birçok batılı kaynakta, Mevlana’nın böylesine zengin bir birikimi ifadesindeki çarpıcı üslubu yanında, takdim tarzının da etkileyici olduğunu yazıyorlar.

Onlara göre Mevlana Hazretleri Doğu kültürünün hem inşa edicisi hem de ihya edicisidir. John Renard, bundan söz ederken, “Rumî kendisini, İlahi sevgilinin huzurunda imgeleri eriyip giden bir ressama benzetir. Allah insan kalbine kalemle yazan hattattır. Her güzel cemal kusursuzca yazılmış bir Kur’an kopyası gibidir”, der.

Önemli bir yaklaşımdır bu. Bu önem nereden geliyor? Mevlana’nın bizzat kendisini Yüce Yaratıcı karşısında aciz hissetmesi gibi bir olağanüstü tevazua bürünmesinden geliyor. Ki, aslında bu sadece Mevlana değil bütünüyle insanlar için bir kıymet ölçüsüdür. Yazar bunu da söz konusu eder ve şöyle der:

“Rumî, hiçbir ressamın, çömlekçinin ve hattatın bir sanat eserini kendisi için meydana getirmediğini söylerken, manevi estetiği izah eden herhangi bir klasik Müslüman yazarın bakışını yansıtır. Kişi tüm yaratılan biçimlerin görünmeyen İlahi güzelliği takdiri için araç olduğunu kabul etmelidir”

Burada ortaya çıkan temel ölçü şudur: Yüce Yaratıcı kendi sıfatlarının tecellisinde insanlığa kapı aralamış, ancak bunu herkes keşfedip kullanma kabiliyetine ulaşamamıştır.

Mevlana Hazretlerinin ayrıcalığı işte burada ortaya çıkmakta ve o, eserleriyle bunu bütün insanlığın hayat ilacı olarak bize sunmaktadır.

Güzelliği ulviliğin duyarlılığı içerisinde ele alan Hazret, hayata bakışındaki yönlendirici telkini, halinden Hâlikına doğru bir keyfiyet yüceliğine ulaşma gayretini ister. Allah’ın cemal sıfatlarının celal sıfatlarıyla yorumlanma arzusu, O’nun muhteşem gücünü aynı zamanda kâinata verdiği dekorun olağanüstülüğü karşısında bizim acziyetimizi dile getirir.

Muhakeme ile riyazet İslam’ın iki yüzü gibidir. Bir kimse, kendine yakın çevresine, insanlığa ve daha sonunda kâinata bakacak, bu büyük tablonun içerisinde varlığının sebebi hikmetini düşünmek için riyazete yönelecek. Tasavvuf’ta riyazetin ön plana alınışının ana sebebi budur. Düşünerek kendini idrak! Bu idrak arayışında kabuktan öze yönelmek. Fıtratın mayasındaki ilahi sevginin ayrıcalığıyla kundaklanmış olmasının hazzına ulaşmak. Buradan şükre yönelip teslim olmak ve kurtulmak!

Bütün bunları hesaba katan insanın nasıl bir estetik kuşatma içinde olduğunu görmemesi mümkün değil. Mevlana Hazretleri işte bunu fark etmiş ve bize kapılarını açmıştır. Bunun dikkatine ulaşarak anmayı, anlama gayretinden çıkarıp gösteriye dönüştürdüğümüz ihtifallerle değil, onun irşad fırınında pişerek, hatta yanarak elde etmemiz gerekir…

O büyük insan, Mesnevi’sini bu anlayışı hayatımıza taşıyıp yerleştirebilmek için yazmıştır. Kendisi bunun içindir ki; “Mesnevi vahdet dükkânıdır, orada Bir’ (Allah) den gayri gördüğün her şey puttur!” ifadesini kullanır. Mesnevi’ye bu anlayışla el uzatanlara ne mutlu!..

MUHSİN İLYAS SUBAŞI

muhsinilyas@gmail.com