Kaza gelince bilgi uykuya dalar

07.02.2020
126
A+
A-

Kaza gelince bilgi uykuya dalar

Bugünlerde ülkemizin üstünde kara bulutlar dolaşıyor adeta. Neredeyse her gün bir başka felaket veya kaza haberi ile uyanıyoruz. Önce deprem haberleriyle perişan olduk, İdlib haberleri ile sarsıldık, Van’da hep birlikte çığ altında havasız kaldık ve büyük bir uçak kazası ile tersyüz olduk.

En son uçak kazası haberini aldık ve uzmanlar tvlerde uzun uzun nedenlerini açıklıyor. Kazaların tek bir nedeni yok. Hava şartları, uçak, pilot ve havaalanından kaynaklanıyor olabilir. Hatta bunlardan birden fazlası bir araya gelerek kazaya neden olabiliyor.

Dünyanın her tarafında olan ve bazen milyonda bir ihtimalin gerçekleştiği kazaların müsebbibi olarak illa birilerini suçlamak zorunda mıyız? Şairin dediği gibi;

Anladım ki beyhûde imiş fazlaca tedbîr eylemek,
Bir kulun kârı değildir, takdîri tebdîl eylemek

Meseleyi bilmediğimiz halde sırf sosyal medyada dolaşan büyük bir kısmı yalan olduğu defalarca ispat edilmiş haberlerden yola çıkarak ilgili ilgisiz sevmediğimiz veya hasmımız olarak gördüğümüz kimseleri suçlayarak ne kadar mesafe kat edilebiliriz ki!

Bir de kazanın kim tarafından yapıldığına ve kimlerin mağdur olduğuna bakarak tepki gösterenler var ki en çok bunlara acıyor ve üzülüyorum. İdeolojiye göre ya savunuyoruz veya şiddetle eleştiriyoruz. Yakın çevresini veya mensubu bulunduğu kurum veya şirketi de batırıyoruz.

Oysa başımıza böyle bir kaza geldiğinde veya doğal bir afete maruz kaldığımızda kimseyi suçlamadan önce yaraları sarmalı, sonra varsa müsebbibleri ve mesulleri bulunmalı ve hak ettiği şekilde cezalandırılmalı. Bilmeyenler susmalı, bilenler de makul bir lisan ile uyarılarını yapmalı. Küfredildiğinde muhatap söylenenleri ciddiye almadığı gibi neredeyse yanlışı savunma durumuna geliyor. Eleştiriler de haliyle boşa gidiyor.

Her işte bir hikmet aramak

Bir de meselenin hikmet boyu var. Ne demek istediğimi Mesnevi’den bir hikâye ile açıklamaya çalışayım.

Hüdhüd ile karga hikayesi

Süleyman peygamberin birçok özelliği vardı. Bunlarda biri de sadece insanların değil, cinlerin ve hayvanların da sultanı olması idi. Emrindeki hayvanların dilinden anlar ve onlarla konuşurdu.

Bir gün çadırını kurdu ve emrindeki tüm kuşları topladı. Kuşların hepsi onun yanında iken aynı dili konuşurlardı.

Süleyman peygamberin huzurunda toplanan kuşların her biri hünerini sırası geldikçe övünerek anlatıyordu. Onların övünmeleri kibirlenmek ve kendini beğenmek için değildi. Onların kendilerini övmesinin sebebi, Süleyman peygambere kendilerini beğendirmek içindi. Çünkü Süleyman peygamberin beğendikleri onun yakınında olacaktı.

Sıra hüdhüd kuşuna geldi.

– Ey padişah! Ben sadece en küçük hünerimi anlatacağım. Çünkü az ve öz söylemek her zaman iyidir.

Süleyman peygamber sordu:

– Neymiş bakalım o küçük hünerin?

– Ben yükseklerde olduğumda öyle bir bakarım ki yerin altındaki suyu görürüm. Derinliği ne kadar, rengi ne, nerden kaynıyor, topraktan mı, taştan mı, hepsini görürüm. Ey padişah! Bu hünerim savaşta sana çok faydalı olur.

Süleyman peygamber hüdhüdü, seferde askerlerine su bulması için yanına almaya karar verdi. Bu durumu gören karga hüdhüdü kıskandı. Süleyman peygambere dönerek:

– O yanlış konuştu, kötü söyledi. Büyüklerin önünde konuşmak edebe sığmaz. Hele bir de yalan ise hiç çekilmez. Madem o kuş her şeyi çok uzaktan tüm ayrıntılarıyla görüyor, o zaman toprak altındaki tuzağı neden göremedi? Nasıl yakalandı ve kafese girdi?

Dedi. Hüdhüd bu sözleri duyunca cevabı geciktirmedi:

– Ey padişah! Bu düşmanca sözleri Allah aşkına dinleme. İddia ettiğim yalansa başım burada, kopar onu. Takdir-i İlâhi akıl gözümü örtmezse havada iken tuzağı görürüm. Ama kaza gelince bilgi uykuya dalar, ay kararır, güneş tutulur.

Meselenin özü budur. Kaza mukadder ise siz ne tedbir alırsanız alın Allah sebepler yaratır. Bize düşen her türlü tedbiri aldıktan sonra kaza olduysa kadere rıza göstermek. Kazaları, afetleri bahane ederek birbirimizi suçlamanın, hakaret etmenin hiçbirimize faydası yok.

Takdir değişir mi?

Peki insanın kaderi değişir mi? Değişir. O halde ikinci soru gelecek peşinden: Nasıl?

Önce tedbir alarak, sonra dua ederek. Eskiler tedbir takdirin bir cüzüdür, derler. Ve takdirin tahakkuku ise bir gayrete bağlıdır.

Tedbirimizi alalım, gayretimizi edelim, sonrasında Hakk’ın takdirine rıza gösterelim. Çünkü;

Tîz olma, teemmül kıl, her hâle tahammül kıl
Allah’a gönül kıl, tedbîri bozar takdîr

Her ne kadar takdir tedbir bozsa da unutmamamız gereken bir söz daha var:

Etme tedbîrinde noksan gerçi takdîrindir iş
Hüsn-i tedbîr eyle emrinde Hüdâ takdîr eder

Takdire bahane bulmamak için tedbirde kusurlu olmamak lazım.

Allah ülkemizi, milletimi her türlü görünür görünmez tehlikelerden, afetlerden ve kazalardan korusun.

* Hüdhüd’ün hikâyesi, 1 Cilt, 1202-1233. Beyitler.

 

https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2020/02/06/kaza-gelince-bilgi-uykuya-dalar