HER YERDE “MEVLÂNA

A+
A-

HER YERDE “MEVLÂNA

”Bundan 25-30 yıl kadar önce sayılı insanlar tarafından okunmaya çalışılan, hakkında araştırmalar yapılan Hz. Mevlâna, günümüze artık her yerde. Her meslek gurubundan, her kesimden, her yaştan insanlar Mevlâna’yı bir şekilde okumaya çalışıyorlar. Ama, bu ilgi genellikle eserlerine değil de daha çok popüler anlamda kaleme alınmış yayınlara gösteriliyor.

Aslında daha önemli olan bir diğer husus ise; iletişim imkânlarıyla her an yan yana olan günümüz insanının Mevlâna’yı “sözcü” tayin etmesidir. Siyasette, sporda, ekonomide, ikili ilişkilerde bir şekilde Mevlâna’nın sözleri sıkıştırılır araya. Kişi muhatabına kızar, Mevlâna’nın sözüne sarılır; rakibine sinirlenir, kızgınlığını göstermeme adına Mevlâna’yı örnek gösterir; arkadaşına küser kendi duygularını Mevlâna’ya söyleterek bir beyitle ona cevap verir.

Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde ise bu durum haddi aşmış durumda. Çoğu Hz. Mevlâna’ya ait olmayan sözleri sanki onunmuş gibi yayınlar, paylaşırlar. Ya da bir yerlerden duydukları özlü sözü altına “Mevlâna” yazarak birkaç uydurma semâzen figürü koymak suretiyle yayınlarlar. Bazen de kızdığı ya da hoşuna giden günlük olaylara -doğru bile olsa- Mevlâna’nın sözüyle cevap verirler. Aslında bu sözlerin çoğu da normal bir kişinin biraz düşününce bizzat kendisinin farklı benzetmelerle sarf edebileceği türden. Ama moda bu ya! Hz. Mevlâna’ya söyletse etkisi daha da artacak; bu arada malumat-furuşluk (bilgiçlik taslama) da yapmış olacak.

Facebook’a bakıldığında Mevlâna adıyla onlarca sayfa oluşturulduğuna şahit olunmakta. Bazıları iyi niyetle kendince okuduğu Mevlâna sözlerini paylaşıyor, bazıları da bu adın prim yapma avantajını kullanarak sayfalarını “beğendiriyorlar.” Hani bazı esnafın her hediyelik eşyanın üzerine semâzen veya Mevlâna figürü koyarak; hattâ “peynir şekerini” Mevlâna şekeri adıyla, karışık böreği “Mevlâna” sıfatıyla sattığı gibi…

Geçtiğimiz günlerde bir sosyal paylaşım sitesinde, bu alandaki gelinen noktayı vurgulamak ve insanların tepkisini ölçmek amacıyla bir çalışma yapıldı ve “Kütahya il olmalı” diye bir kampanya başlatıldı. Altına yazılan değerlendirmelerin çoğunu tahmin edebilirsiniz. Ancak bizim gördüğümüz iki değerlendirme var ki, akıllara ziyan! İlki “Kütahya zaten il olmayı çoktan hak etmişti. Mutlaka il olması gerekir” anlamında bir söz. Diğeri ise bizim baştan beri söylemeye çalıştığımız konuyu özetliyor. “Kütahya il olmalı” (Hz. Mevlâna). Evet, bu değerlendirmeyi yazan kişi de anlaşılan bizimle aynı duyguları hissetmiş ki, bu sözün altına Mevlâna’nın adını yazmış, sanki onun bir deyişi gibi. İroni yapmış aslında güzel bir şekilde.

Biz Konyalılar olarak belki gözlerimiz alıştı da tam farkına varamıyoruz. Hz. Mevlâna’yı ziyaret ve onun hakkında bir şeyler öğrenmek için şehrimizi ziyarete gelenler ise şaşırıyorlar bu duruma. Her yerde Mevlâna, her yerde semâzen… Minibüsün kaportasında, otelin kapısında, berberin camında, lokantanın ıslak mendilinde… Tabelalarda, sloganlarda, reklamlarda… Bazen bir çimento aracının arkasında dönmekte, bazen yanan bir ocağın ateşinde Semâ etmekte, bazen bir elektrik kablosunun ucundan sikkesini göstermekte. Bazen bankacı olup kredi dağıtmakta, bazen de çaya çorbaya kefil olmakta…

Her yerde Mevlâna var da, peki Mevlâna nerede? Yüzyıllardır dünya insanlarını etkileyen, onların tâ kalkıp da mezarını ziyaret etmek için Konya’ya kadar geldikleri o evrensel öğretileriyle, her dinden, her milletten insanı etkilemeyi başaran “Büyük Düşünür” nerede? Tabiî ki eserlerinde; aracısız, eklemesiz, çıkarmasız bizzat kendi eserlerinde.

Hz. Mevlâna cevherini işleyip tüm insanlığa ziynet yapan Şems-i Tebrizi mi? Az kaldı, o da Hz. Mevlâna gibi geliyor her yere; ama biraz ihmal, biraz ticaret, biraz siyaset; biraz sabır…

İstenilse de bu popülerliğe bir çözüm bir türlü bulunamıyor, ya da biz yanılıyoruz istenmiyor. O zaman son sözü biz de Hz. Mevlâna’ya söyletelim, ama gerçekten ona ait bir sözle:

“Öyle bir zaman gelecek ki güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar benim eserlerim yayılacak. Hatta o dereceye varacak ki, eğlence yerlerine bile girecek…”
(Hz. Mevlâna)

Doç.Dr. Nuri ŞİMŞEKLER
Selçuk Ün. Mevlâna Araştırmaları Enstitüsü Müdürü
n.simsekler@selcuk.edu.tr