Gelenek, Yenilik ve “İçtenlik”

Gelenek, Yenilik ve “İçtenlik”

“Şiir ve gelenek” başlıklı yazıyı dostlarımla paylaştım. Onlara bu konuda daha başka yazılar da yazmayı düşündüğümü yahut en azından bu yazıyı temel alıp meseleyi daha geniş bir zeminde ele almayı düşündüğümü söyledim. Acaba, şiir ve gelenek ilişkisi etrafında onlar ne düşünüyorlardı? Gelenek onlar için ne anlam ifade ediyordu? Bunların ve konuya ilişkin daha başka soruların peşinde koşuyordum.

Evet, “şiir ve gelenek” yazısını farklı mesleklerden, farklı alanlarda ilmi çalışmalar yapmış, eserler telif etmiş, dersler vermiş, konuşmalar yapmış dostlarıma sordum. Bu arada yazı da yayınlanmıştı ve bir kısım ilgili okuyucumuzdan da olumlu, teşvik edici, yol gösterici tepkiler aldım. Şuna sevindim: İnsanımız sadece birilerinin oluşturduğu sanal gündemle meşgul değil. Elbette ülke siyaseti, dünyadaki gidişat, sosyal ve ekonomik sorunlar önemlidir; ama bütün bunlar, insanın temel gündemini, insan olma ve insan kalma çabasını unutturmamalı.

Ben sanırdım ki, memleketimizde insanın temel gündemi unutulmuştur. Evet, karamsar değilim; fakat sanata, edebiyata, insanı insan olarak besleyen temel kaynaklara yeterince önem verilmediğini görüp, böyle bir karamsarlığa kapılırdım. Şimdi görüyorum ki, şiir konusunu, gelenek konusunu önemseyen, bu konuda kafa yoran, sanatla, tarihle alakadar olan ve bu alakasını, yazarla bir şekilde diyaloga geçerek geliştirmek isteyen ve hatta yön veren okuyucularımız var. Bir yazar için, belkide en büyük saadet bu olsa gerektir: Derdini dert edinen okuyucu dostları var. Ne büyük bir saadet; iğreti, anlık ve oluşturulmuş gündemden kopup gerçek gündeme dönebilmek!

Belki diyeceksiniz ki: “Bu kadar da abartmayalım. Size yazılan birkaç mektup veyahut söylenen birkaç sözden yola çıkarak böyle kesin bir hükme varmamalısın.” Böyle diyeceksiniz, kim bilir belki daha başka şeyler de söyleyeceksiniz. Haklı olabilirsiniz; ama olsun, insanın sesinin yankı yapması, bir yerlerde kendisiyle aynı şeyleri düşünen ve hisseden yüreklerin olduğunun farkına varması önemlidir. Her türlü övgüye, takdire ve icabında mübalağaya sebep olan bir önem… Şüphesiz, orada birkaç takdirin yanında sessiz binlerce muhalif ve aykırı düşünce de olabilir. Olsun, bu da güzel bir şeydir. Zira aykırı da düşünse, size dönemese de, o bu yazıyı okuyarak gündemine şiiri almıştır, insanı almıştır. Bizimle aynı düşünmeyen, fakat bizimle aynı konu etrafında düşünüp, kafa yoran ve çalışıp çabalayanlar, bu meseleleri dert edinmeyen, bu konular etrafında düşünmeyen nice yakınımızdan daha yakındır.

Demek ki, evvela insanın temel gündemine dönmesi gerekiyor… Demek ki, şiir, insanı bu temel gündeme taşıyan amillerden birisidir. Demek ki, şiire dönmek, insana dönmektir. İnsana, ünsiyet kuran ve ünsiyet kurduğu oranda da unutan sırlı varlığa dönmek. Gelenek, bir yönüyle bu dönüşün tarihidir. Dolayısıyla şiirden konuşmak, o dönüşün tarihinden konuşmaktır.

Bu yazıda sadece şiir ve gelenek ilişkisinin çağrıştırdığı bu anlatılan hususlara atıfta bulunarak, önceki yazıyı okuyup üzerinde, eskilerin dediği gibi, imâl-i fikreden yani derin derin düşünen ve sonra da bu düşüncesini uzunca bir mektuba dönüştüren bir dostu anmak isterim. Bu dostumuz, Rumeli’de, Bosna-Hersek’te Türkoloji alanında araştırmalar yapan ve bu alanda çalışan Âmine Siljak Jesenkovic’tir. Eksik olmasın, güzel bir mektup yazmış. Ama mektubu, diyebilirim ki, baştan sona sorulardan oluşuyor. Sorular, sorular… Soru, ilmi zihniyetin ve açık ufkun işaretidir. Bu soruların her biri üzerinde düşünmek, çözümlemeler yapmak ve cevaplar aramak mümkündür. Fakat bendeniz burada bunlardan sadece birini, daha doğrusu Âmine Siljak’ın mektubundan bir cümlesini burada okuyucularımla paylaşmak isterim. Diyor ki: “Her yerde olduğu gibi, edebiyatta da yenilik uğruna içtenlikten kurtulmak zorunda mıyız?”

Evet, “şiir ve gelenek” yazısı, Âmine Siljak’a bu soruyu sordurmuş. Edebiyat, gelenek ve yenilik meselesi her halde biraz da bu “içtenlik” açısından ele alınmalıdır. Sahi, sizler ne dersiniz: Yenilik adına içtenliği yitiriyor muyuz? Yahut şöyle de soralım: Edebi eserde “içtenlik” aranmalı mı? Ne dersiniz? İnsanın temel gündeminden, insandan, insan kalabilmekten sözettikten sonra bu sorulara nasıl cevap vermeli? Yoksa meseleye baktığımız yeri mi değiştirmeliyiz? Sahi “içtenliği” nerede arayalım? Cevabınızı bekleyeyim mi? Kalın sağlıcakla.

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25796

Bilal Kemikli

bkemikli@gmail.com