Fahri Özçakıl: Hz. Mevlâna’da amaç insandır ve insanı kâmil, olgun insan olarak yetişmesi ve topluma faydalı insanlar olması

19.11.2019
424
A+
A-

POSTNİŞİN ÖZÇAKIL FAHRİ DEDE İLE SÖYLEŞİ

 Ropörtaj ARDA KESKİNKILIÇ

 Merhabalar efendim. Öncelikle sizinle röportaj yapma isteğimi memnuniyetle karşıladığınız için canı gönülden teşekkür ederim. Okuyucularımız arasında sizi henüz tanımayanlar olabilir bu sebeple rica etsem bize hem kendinizden hem de Postnişin ne demektir, nasıl yaşar bahsedebilir misiniz?

Merhaba efendim, ben de Semazen.net aracılığıyla tüm Mevlâna dostlarına selam ve muhabbetlerimi sunuyorum.  Fakîr 1972 yılından itibaren Semâ ayinlerini icra etmek üzere meydanda bulunmaktayım. Uzun yıllar Semazen, daha sonra Semazenbaşı olarak ve son dönemlerde 1996 yılından itibaren zaman zaman, 2008 yılından itibaren ise Topluluğumuzun icra ettiği Mevlevî Mukabelelerine Postnişin  olarak  iştirak etmekteyim.  Aynı zamanda her yıl Konya’da yapılan Hz. Mevlâna’yı anma Vuslat yıldönümü etkinliklerindeki Mevlevî Mukabelesini icra eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğunun Müdür Vekilliği vazifesini yürütmekteyim.

Postnişin; Farsça bir terim olarak Posta oturan anlamındadır. Mevlevî Mukabelelerinde Hz. Mevlâna’yı  temsil eden en üst makamdır. Postnişinin başındaki Sikkesi diğer semazenlerden farklı  olarak sarık denilen Destar ile sarılmıştır. Postnişinin oturduğu postun rengi kırmızı olup, tecelli ve olgunluğu temsil etmektedir. Mevleviler postun rengini Hz. Mevlâna’nın Cenabı Hakka Vuslat ânı olan güneşin batışındaki kızıllıktan aldığını belirtmişlerdir.

Hazreti Mevlana’ya ve Mevleviliğe son yıllarda artarak ilerleyen ilgi doğrultusunda doğru bilgiye sahip olmadan hem Mevlana Hazretlerini hem de Mevleviliği yanlış anlayanlar olduğunu görüyoruz. Gerçek Mevlevilik nedir? Mevleviliğe gönülden intisap etmek nasıl olur izah edebilir misiniz rica etsem?

Son yıllarda ülkemizde olduğu kadar diğer ülkelerde de Tasavvufa karşı ilgi ve alâka gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bilindiği üzere İslâm Tasavvufunun en önemli isimlerinin başında Hz. Mevlâna ve Mevlevîlik yaşantısı gelmektedir.  Mevlevîliğin  ise  sadece Semâ ile ilgili kısmın ön plana çıkarıldığını görmekteyiz.  Bu her ne kadar olması gereken gibi görülse de kesinlikle yeterli olmamaktadır.  Semâ’ın ve Mevlevî Mukabelesinin içinin doldurularak izleyicilerin gönlüne hitap edebilecek şekilde icra edimeli,  Semâı, Mevlevî âdap  ve erkânına uyan edebî kimliği ile Tasavvufu yaşayan ehil kimseler tarafından yapılması sağlanmalıdır.

Hz. Mevlâna tüm insanlığı Cenâbı Hakkın yarattığı eşrefi mahlûkat olarak görmesi, canlı-cansız tüm varlıkların Allah’ı zikrettiklerini, yaratılan kâinatın düzgün bir ahenkle hareket ettiğini müşahade etmesi, Mevlâna’daki saygı, sevgi ve hoşgörünün temelini oluşturmuş ve Hz. Mevlâna’nın bu düşünceyle açtığı yola muhabbet besleyen tüm insanlığın asırlardır O’na karşı sevgi ve muhabbetlerinin artmasını sağlamıştır. Aynı zamanda Mevlevîlikte bulunan musiki, semâ, güzel sanatlarla ilgili pek çok estetik güzellik ve Mevlevîlerin vakur, mütevazi  ve dervişane yaşam şekilleri insanların ilgisini çekmeye devam etmiştir.

Ancak Hz. Mevlâna’daki bu engin anlayış insanların kendi alanını ilgilendiren bir husus olarak basite indirgenmeden bir bütün olarak ele alınması gerekir. Hz. Mevlâna’yı hümanist olarak görmek, filozof olarak görmek, aşk peygamberiymiş gibi lanse etmek, sadece semâ eden bir derviş gözüyle açıklamak son derece yanlıştır. Mevlâna Celâleddin-i Rûmî hazretleri temelini Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetlerinden aldığı bir eğitimle bu güzellikleri insanlığın ahsen-i takvim olarak en güzel ve doğru biçimde yaşamasına aracılık etmiştir. Hz. Mevlâna’da amaç insandır ve insanı kâmil, olgun insan olarak yetişmesi ve topluma faydalı insanlar olması hedeflenmiştir.

Mevlevî müntesipleri ya da Mevlevî muhipleri de bu güzellikleri içinde barındıran Emr-i bi’l ma’ruf Nehy’i ani’l-münker olarak bilinen iyiliği emretmek kötülüklerden sakınmak düsturuyla hareket etmek ve dînin emir ve yasaklarına uyarak bu hâl üzere yaşamayı kendilerinde görev addetmektedirler.

Mevleviliğe ilginin dünya çapında olması kuşkusuz sizleri de oldukça memnun ediyordur. Fakat Dünya’nın farklı ülkelerinde Mevleviliği, İslam’dan bağımsız ve başlı başına ayrı bir yol gibi anlatılması ve benimsenmesi için görüşleriniz nelerdir? Bunu önlemek ve gerçek Mevleviliği anlatabilmek adına neler yapılabilir ve ne tür faaliyetler düzenlenebilir sizce?

Hz. Mevlâna’nın söylediği iddia edilen “Gel, gel, ne olursan ol yine gel” sözüne istinaden bazı gurupların bu yola kim olursa olsun, nasıl yaşarsa yaşasın davet edildiği ve kendi gönüllerince  Hz. Mevlâna’nın farklı bir icraatını alıp kalanı yok kabul ederek bir yol çizmeleri son derece hatalı ve yanlış bir uygulamadır.  Hz. Mevlâna’yı yaşantısıyla, düşüncesiyle ve icraatlarıyla bir bütün olarak değerlendirip ona göre hareket edilmelidir. Bu daveti insanların bu derin tasavvuf denizine gelip bu dünyada da öteki dünyada da hayatlarını kurtarmalarını sağlamak için yapıldığı düşüncesiyle hareket edilmelidir. Hz. Mevlâna’yı son zamanlarda bir din kurucusu bir aşk peygamberi olarak lanse edilme çalışmaları son derece üzücüdür. Hz. Mevlâna, yaşantısını ve görüşlerini Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizden almıştır. O’nun

“Men bende-i kur’ânem eger can dârem
Men hâk-i reh-i Muhammedi Muhtârem
Eger nakl kûned cüz in kes ez güftarem
Bîzarem ez’u vez’an sûhen bîzarem”

“Bu canım var oldukça ben Kur’ana tutsağım
Muhammed Mustafa’nın yolundaki toprağım
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım, şikayetçiyim” sözleri buna en iyi cevap olacaktır.

Mevlevîlik sadece Semâ’dan ibaret değildir. Semâ Mevlevîlerin Allaha daha yakın olabilme düşünce ve gayretiyle yapmış oldukları zikir çeşididir. Semazen her çark atışında Cenabı Allahı,  ism’i celâl ile zikretmektedir. Mevlevîlerin Semâ mukabelesi sonrası kalan zamanlarında da yaşantılarını İhsan makamında Cenâbı Hakkın kendilerini görüyormuşçasına hareket etmeleri görülmektedir. Cenabı Allaha karşı sorumluluklarını O’nun istediği şekilde hakîki bir kul olarak yerine getirmek ve ona göre hareket etmek zorunluluğu vardır. Tasavvufun temel gayesi de budur. Tasavvufta temel ana unsur Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifete erişebilmek için başta Şeriat ve Tarikatı yaşamak gerekir ki diğer tarikatlarda olduğu gibi Mevlevîlik de Tasavvufun ikinci merhalesi olan Tarikat bölümünde yer almaktadır.   İlk olarak Şeriat gelir ki bu da İslâmın ana şartlarını önce yerine getirmek daha sonra Mevlevîlikteki yaşam biçimiyle ve Semâ zikriyle Hakikat ve Marifete ulaşılabilsin. Maalesef bazı kesimler İslâmî yaşantıyı ikinci plana iterek hatta yok sayarak Semâ ile Allaha ulaşırız görüşünü savunmaktalar ki bu Tasavvufun karşısında bir yaklaşım biçimi olup, altı boş bir hareket olur. Bu durumda Semâ’ı anlayan ve yapanlara hiçbir manevî kıymet kazandırmaz.

Zaman zaman şahit olduğumuz uzak doğu kültürüne Semâ’ı  da dahil ederek yeni bir oluşuma kapı açmaya çalışmak İslâm Tasavvufuna darbe vurmaktadır. “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Sözünde olduğu gibi maalesef bugün Hz. Mevlâna’yı aracı olarak kullanıp sanki Mevlâna öyle istemiş ya da öyle söylemiş gibi gönüllerince ve istedikleri gibi bir yaşam tarzı benimsenmeye ve aktarılmaya çalışılmaktadır.

Öyle inanıyorum ki; Hz. Mevlâna’yı gerçek manâda bilen ve anlayan insanlar bu taklitçi yapıların Mevlevîlikten uzak olduğunu bilmekte ve neyin doğru neyin yanlış yapıldığını idrak etmektedirler. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken, Hz. Mevlâna, Mevlevîlik ve Semâ’ı  kesinlikle dinî yaşantının içerisinde kabul etmek ve bu ritüeli nafile ibadet olarak değerlendirip zikir olduğu bilinciyle icra edip doğrusunun bu olduğunu aktarmaya çalışmak olacaktır.

Popüler kültür Mevleviliği ve sema ayinlerini içerisine katarak düğün, dernek ve benzeri organizasyonlarda semazenlerle süslemesine Kültür Bakanlığı karşı durarak bildirge yayınlamıştı. Zaten bunu da “Sema Gösterileri” olarak adlandırıyorlar. Sema gösteri midir yoksa ayin mi? Bu iki durum ile alakalı görüşlerinizi alabilir miyiz?

2008 yılında ve en son 2017 yılı Haziran ayında Kültür ve Turizm Bakanlığımızın hazırlamış olduğu Genelgeler de maalesef Semâ’ın uygunsuz bir şekilde ve uygun olmayan yerlerde yapılmasının önüne geçememiştir. Genelgelerde denetim mekânizması  olmaması  ve  caydırıcı nitelikte cezâî müeyyide konulmaması ve sadece tavsiye niteliğinde yayınlanması bu hususta yeterli etkiyi gösterememiştir.

Semâ’ın Türk İslâm Tasavvuf Kültürünün en önemli bir özelliğinin basite indirgenerek ulu orta ayaklar altında yapılması, düğünlerde, açılışlarda, kliplerde şov görüntüsüyle gösteri olarak yapılıyor olması bu yolu takip eden Mevlevîleri ve  Mevlevî muhiplerini son derece rahatsız etmektedir. Semâ elbetteki gösteri düşüncesiyle yapılamaz. Semâ Hz. Mevlâna’nın coşkunlukla hareket ederek Cenabı Hakka olan bağlılığı ve aşk ile yapmıştır, günümüzde de bu düşünceyle yapılması gerekmektedir. Semâ, Mevlevî âyinleri eşliğinde Mevlevîhanelerde yada bu manevî ritüelin ruhuna uygun mekanlarda icra edilmelidir. Semâ eden Semazenin de bu duygu ve düşünceyle, yaptığı semâ’ın zikir olarak hareket etmesi ve bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekir. Aynı bilinç ve sorumluluğu bu tür düğün yapmakta olan özellikle muhafazakâr ailelerden de beklemekteyiz. Böyle programların devletin yaptırımı yerine bilinçli insanların hassasiyet göstermeleri ile düzeleceği kanaatindeyim.

Şebi Arus artarak her yıl ülkemizde farklı şehirlerde ve mekânlarda büyük bir coşku ile kutlanıyor. Bu duruma karşı çıkıp sadece Konya’da Asitane’de olmalı diyenler de var. Siz ne düşünüyorsunuz? Biz okurlarınıza Şebi Arus’tan bahsedebilir misiniz?

Şeb’i Arus, Türkçe anlamı düğün gecesi demektir. Hz. Mevlana’nın vefat ettiği  gecedir. Hz. Mevlana, bu geceyi Allah’a, sevgiliye kavuşma gecesi olarak tanımladığı için Düğün Gecesi olarak adlandırmıştır. Hz. Mevlana’nın ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık tarihine denk gelen haftada yapılan ve Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri olarak isimlendirilen törenler, halk arasında Şeb’i Arus haftası olarak da anılmaktadır. Hz. Mevlânâ  eserlerinde, özellikle de gazel ve rubailerinde açıkladığı ölüm anlayışına istinaden, vefât gecesini, dünyadan ayrılık gecesi olarak değil, Cenab-ı Hakk’a kavuşma gecesi olarak nitelendirir. Bunun için de o geceyi Şeb’i Arûs olarak adlandırılıp törenlerle yâd edilmektedir.

Osmanlı döneminde mevcut bulunan tüm Mevlevîhanelerde elbette ki Hz. Mevlâna, Şeb’i Arûs gecesinde  ayrı bir tören düzenlenerek yâd edilmekteydi. Günümüzde de her ne kadar bu Mevlevîhaneler işlevlerini yerine getirmese de yurt içinde ve yurt dışında ehil kimselerin yaptığı programlarla uygun ortamlarda Hz. Mevlâna anlatılmalı, anlaşılmalı ve Sema Mukabeleleri icra edilmelidir. Konya’da Hz. Mevlâna’yı anma Vuslat yıldönümü etkinlikleri Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Belediyeler,  Üniversiteler ve ilgili STK’lar tarafından dolu dolu icra ediliyor olması toplum tarafından yıllardır ilgiyle takip edilerek gelen misafirlerin huzurda olmalarına, Hz. Mevlâna’yı ziyaret ederek günlerini manevî doygunlukla geçirmelerine, daha sonra Semâ Mukabelesine yerinde iştirak ederek günlerini taçlandırdıklarına şahit oluyoruz.

Konya dışında yapılan Semâ Mukabeleleri için mutlaka ehil kimselerce yapılması, aslına uygun olarak icra edilmesi halinde, Hz. Mevlâna’nın her halükârda anlatılması ve Konya dışındaki Mevlevî muhiplerinin de bu programlarla gönüllerine girilmesi gerekir. Bu hususla ilgili hiçbir rahatsızlığımız olamaz bilakis tüm insanlığa hitabeden büyük bir evliya her yerde anılmalı ve anlatılmalıdır. Belki bir hususa dikkat çekmek gerekebilir;  bu programlar icra edilirken bir çok meşhur sanatçının ön plana çıkarılarak Hz. Mevlâna ve Semâ Mukabelesinin önüne geçirilmemesi ve ticarî düşünceyle hareket edilmemesi ve programların uygun ortamlarda icra edilmesi  için gerekli hassasiyet gösterilmesi yerinde olacaktır.

Son zamanlarda Hazreti Mevlana’nın türbesinde yapılan restore ve düzenleme çalışmalarında Mevlevi önderlerine ait kemikler ortaya çıkmıştı. Ek bina yapılması için başlatılan kazı sırasında “Gül Bahçesi” olarak adlandırılan alanın kazılması durdurulsa da bir türlü eski haline döndürülmedi. Bu konudaki hassasiyetinizi dile getirmek ister misiniz efendim?

Asırlardır sadece Konya’da değil şehitler, evliyalar, peygamberler yurdu olan vatanımızın her karış toprağında yatan pek çok kabir belki de bilinçsiz bir şekilde zaman zaman park olmuş, yol olmuş, bir takım gerekçelerle üzerleri örtülerek sırlanmıştır. Mevlâna türbesinin Gül bahçesi denilen kısmında da son zamanlarda yapılan düzenleme sonucunda Mevlevî büyüklerine ait kabirler ortaya çıkarılması üzerine, mahkeme kararıyla inşaat durdurulmuş ve şu anda henüz eski haline getirilememiştir. Üzülerek bu kaygı verici durumu takip etmekteyiz. Asıl olan bu kabirleri yerlerinden rahatsız etmeden, kabir taşlarının dikilerek ziyarete açılması, yapılması düşünülen müze ek binasının Gül bahçesinin arka tarafında bulunan daha uygun yere kaydırılması olacaktır.

Tüm Semazen.net okuyucularına hitaben Hazreti Mevlana’yı gerçek manada anlamaları için neler önerirsiniz? Ve yine Hazreti Mevlana’dan sizin seçtiğiniz bir beyit veya söz ile sohbetimizi müsaadenizle sonlandıralım.

“Alimler Peygamberlerin varisleridir.” Hadisi şerifine mazhar olan büyük âlim, Velî,  Mevlâna Celâleddin-i Rûmi hazretleri,  son yıllarda artan ilgi ile doğru kaynaklarla  insanların yetişmesi ve topluma yararlı birey olmaları için önemli bir kaynak olarak araştırılmalı, eserleri olan başta Mesnevî olmak üzere diğer eserleri ile bilinen meşhur öğütleri, tavsiye ve vasiyetlerini hayatımıza tatbik etmek suretiyle dünya ve ahiretimizi kurtarmaya çalışmalıyız.

Semazen.net okuyucularına saygı ve muhabbetlerimi sunarken, Oğluna vasiyet ederek bizlere 800 yıl öncesinden mutluluk ve huzurun mesajını veren Hz. Mevlâna’nın vasiyetlerini  aktarmak isterim.  “Eğer daima cennette olmak istersen, Herkesle dost ol hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma, Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma, melhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma, eğer hiç kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan, kötü söyleyici, kötü öğretici, kötü düşünceli olma, çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.  İşte o sevinç cennetin ta kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu dert cehennemin ta kendisidir. Dostlarını andığın vakit, Gönül bahçen çiçek açar, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanını andığın vakit, Gönül bahçen, dikenler ve yılanlarla dolar; Canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir. Bütün peygamberler ve veliler böyle yaptılar, İçlerindeki güzelliği dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, Hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”

 Ropörtaj ARDA KESKİNKILIÇ