DÖNÜP DURUYORUM İSMAİL

21.09.2018
193
A+
A-

DÖNÜP DURUYORUM İSMAİL

Dönüp duruyorum İsmail. Durup dolaşıyorum.

Arıyorum. Arıyorum. İçimdeki yakınlığı arıyorum İsmail; yakınlıktaki içimi, içimdeki içimi.

İçimdeki içimi arıyorum İsmail. İçimdeki içimde aradığım sensin. Aradığım sen. Sendeki beni, bendeki seni arıyorum. Ne bende ne sende, hem sende hem bende olanı arıyorum; bir teslimiyet, bir huzur, bir kabul ediş, bir kurban oluş, bir İsmail oluş… Evet, arıyorum İsmail; İsmail’de İsmaillik, İsmail’deki sema, İsmail’deki duyuş, İsmail’deki hissediş.

Arıyorum; içimdeki yakınlığı, yakınlıktaki içimi, içimdeki içimi.

Dönüp dolaşıyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Dönüp duruyorum İsmail. Durup dolaşıyorum.

İçimde bir yangın var İsmail. Gönlümde od… Gözümde yaş. Gönlüm ateş. Gözüm nehir. Arıyorum İsmail, içimdeki yangında İbrahim’i arıyorum. Ararken göz çağlayanının eteklerinde ıslanıyorum. Ne o yangın, ne de o gözyaşı temizliyor gönül evimi. “Saçma ey göz gönlümdeki odlare su!”

Bir bilsen İsmail, ah bir bilsen, evimin içinde ne denli putlar var. “Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan,” diyorsun İbrahim; duyuyorum. Lakin İsmail, hangi kurban bizi paklar? Hangi koç? Şu var ki, İsmail, bir arınma, bir temizlenme, bir saflaşmadır aradığım. Biliyorsun, bana bir İbrahim gerek.

Ne yangınlar var hanemde İsmail. Bana ateşle dost olan bir İbrahim gerek. Arıyorum İsmail. Yakınlaştıracak bir yol, yaklaşacak, yakına daha yakına ulaştıracak bir Burak, belki bir çıkış, belki bir yükseliş, belki bir umut, belki bir söyleyiş, belki bir iksir arıyorum.

Dönüp dolaşıyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Dönüp duruyorum İsmail. Durup dolaşıyorum.

Tekbirler getiriyorum, Ahmed’e salâvat okuyorum, Ahadden Ahmed’e Ahmed’den Ahade yollar var İsmail, nice yollar var. Bir yol bulmak için koşuyorum. Nereye koşuyorum İsmail, başımı nerelere vuruyorum? Bütün bildiklerimi unuttum. Yollar nereye çıkar? Var mı bir ışık? Bilemiyorum İsmail, bütün bildiklerimi unuttum, kelimelerim tükendi, ağlıyorum. Gözyaşıyla konuşmak nasıl bir şey İsmail? Susarak konuşmak… Fırtınaları içerde, daha içerde yaşamak! Sahi nasıl bir şey, salıvermek bütün harfleri?

Koşup duruyorum İsmail, koşup duruyorum. Bir serseriyim, belki bir harâbî; lakin yine de arıyorum. Arıyorum İsmail, Nuh’un selamete ulaştıran gemisini. Kaf Dağın’da arıyorum; Hüsünle ve gayretle bütün dağları, ateşten denizleri geçtim, bir sahil-i selamete ermek için Nuhu’ arıyorum. Ellerimi belki yanıma salıverdim, orada burada dolaşıyorum, sanki bir serseriyim. Fakat yüreğim içime açık, içimdeki semâya. Anka’yla hemdemim, halleşiyorum, dertleşiyorum, Yunusça konuşuyorum.

Dönüp dolaşıyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Dönüp duruyorum İsmail. Durup dolaşıyorum.

Âdem arıyorum, Âdeme ermek için. Bir gönle gir diyorlar, İsmail, bir gönle gir. Kapı nerede? Elma ağacının önünde mi? Arkasında mı? Havva nerede, kapı orda mı? Kapıları kim açar İsmail? Kapıcı kim? Nasıl açılır gönül evinin kapısı? İşe nereden başlamalı? Yemeli mi elmayı? Yoksa kurban mı adamalı, Habil misali? Kâh Habil’im İsmail, kâh Kabil; kâh mazlumum, kâh zalim. Zalim de bir, mazlum da. Sahi öyle mi?

Ne ağır sorular İsmail, ne derin. Musa’ya ermeli, Musa’nın arkadaşıyla yolculuğa çıkmalı ve bütün bu soruları ona sormalı. Sahi İsmail, Musa nerede? Nerede denizleri aşıp gelen dost!

Bir dost arıyorum İsmail, bir dost. Kurbanla yakınlaşan dost… Kurbanla yakınlaştıran dost!

Dost bir nefestir, dirilten ölü ruhları. Dost Halil’dir, dost İsa’dır, dost kâinatın övüncü, âlemin rahmeti ve bereketi Hakk’ın Habibi’dir.

Dost arıyorum İsmail, dost.

Dönüp dolaşıyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Dönüp duruyorum İsmail. Durup dolaşıyorum.

Kâinatın merkezinde dönüyorum; senin, İbrahim’in ve Ahmed’in yurdunda. Tekbirlerle dönüyorum, salâvatlarla dönüyor kâinat, ağaçlar, cümle çiçekler, dağlar, taşlar… Bahçemdeki çam ağacıyla İsmail, dönüp duruyorum.

Ahmed’in yurdunda huzur var İsmail, Ahmed’in yurdunda sükûn. Kurban huzura götüren Burak… Kurban sükûna erdiren Refref.

Dönüp dolaşıyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Zira İsmail, Ahmed’in yurdu duruş yurdudur. Duruşsuz dönülmez, duruşsuz dolaşılmaz. Ahmed’ın yurdunda dönüp duruyorum İsmail. Dolaşıp duruyorum.

Hâmiş:

Durmayı bilen, ama her daim arayan dostların Kurban Bayramlarını tebrik eder, Kurban’ın onlar için sahil-i selameti gösteren deniz feneri olmasını niyaz ederim.

Bilal Kemikli

bkemikli@gmail.com