Aşkı olanın hastalığı olmaz

Aşkı olanın hastalığı olmaz

Hz. Pir, Mesnevî-i Şerif’inin 23. Beytinde şöyle buyurur.

Ey sevdası güzel aşkımız! Mutlu ol. Ey bütün hastalıklarımızın tabibi.

Hastalık nelerdir? Kişiyi kuvvetten düşüren, günlük hayatını aksatan, mecalsiz bırakan her türlü şey. Bedenimiz için hal böyle iken ruhumuz için nasıl acaba! Kişinin tabiatına göre bir şeyi çok istemek hastalıktır. Nefsine göre ise boş hevesler hastalıktır. Çünkü tüm kötü sıfatları boş heveslerdendir.

Kötü sıfatlar arasında yedi tanesi vardır ki bunlar diğerleri arasında öne çıkar. Bu yedi kötü sıfat kişiye cehennemin yedi kapısını açar. Kişi o yedi kötü sıfatından yani hastalıklarından kurtulmadıkça cehennemin yedi kapısı onun için hep açık kalır.

Peki bu sıfatlar nedir?

  1. Yaptıklarıyla övünme,
  2. Kibir,
  3. Riya,
  4. Gazap/hiddet,
  5. Haset,
  6. Mal biriktirme sevgisi,
  7. Makam-mevki sahibi olma arzusudur.

Ruhumuzun hastalığı ise cehalettir. Sırra göre ise masivaya iltifat etmek, onun peşinden koşmaktır.

Bu çeşit rezilliklere hastalık denilmesinin üç nedeni var.

  1. Bedenin hastalığı hastayı tam manasıyla hareket etmekten alıkoyduğu gibi bu kötü huylar da faziletleri idrak etmeyi engeller.
  2. Hastalık dünya hayatını yaşamayı engellediği gibi kötü huylar da manevi hayatı engeller.
  3. Hasta olan kimse kendisi için zararlı nesnelere meylettiği gibi bu tür rezil huylar da bozuk itikatlara meyletmesine sebep olur. Hastaya nasılsın diye sorulduğunda “Bir şey istememeyi istiyorum.” Diye cevap vermiş. Çünkü bedene zararlı olan nesneyi istemenin hiç faydası yoktur. Nefse zararlı olan işleri yapmak istemek kişinin başına çok belalar açar. Saliklerin riyazet ve mücahedeleri ise bu istekleri ortadan kaldırmak içindir. Onun için bir tarikatta bir kimseye beddua etmek isteseler “Allah sana nefsinin tadını versin” deler. Çünkü nefis yemeklerini ve tabiat iştahlarını zevk etmekten daha beter bir hastalık yoktur. Hamiyet ise bütün dertlerin başıdır. Bulamaman ismetindendir, hadis-i şerifi bu durumu ifade eder.

İlk mısrada Hz. Pir, aşka hitap edilmektedir. Ancak nefsin aşk mutluluğu ve hoş sevdalı olmak vasfı yoktur. Bu sıfatlar aşığa aittir. Yani aşık daima aşk içinde mutlu ve hoş sevdalıdır. Çünkü aşka düşen kişide gam ve dünya derdi kalmaz. Aşk sevdasıyla da hali hoş olur. Çünkü dünyayı düşünen akıldan kurtulur. Bundan dolayı mahşer günü derdi bile aklına gelmez ve korkusuzca gezer. Saib’in dediği gibi viran olmuş köyün sel endişesi olmaz.

İkinci mısrada ise beden doktoru ile gönül doktoru mukayese edilir. Beden doktoru hastalıktan kurtarmak için ilaçlar verdiği gibi kendisi tabib olan aşk da insanın gönlünü doğruluk üzere olmasından ve Hakk’a yönelmesinden alıkoyan hallerden kurtarmaya çalışır. Aşk burada hem ilaç hem tabibdir.

Beden doktoru ile gönül arasında ise fark vardır. Beden doktorunun verdiği ilaçlar mutlaka sıhhate kavuşturacak diye bir garanti vermez. Ama aşk öyle değildir. Bir kere alındı mı kesin sıhhat bulur kişi ve kütü sıfatlardan temizlenir. Çünkü aşk masivayı yakan ateşten bir cevherdir. Hastalık ise sadece dünyaya meyletmekten ibarettir.

Aşk dermanı ve ilacı olmayan bir hastalıktır. Bunun için aşk deliliğine müptela olanlar akıl deliliğine müptela olanların derdine derman olur. Bunun tersi ise mümkün değildir.

Allah aşkınızı artırsın.