Ariflerin Menkıbeleri

A+
A-

16Çevirisi sunulan eser, Mevlânâ ve etrafındakileri hemen hemen bütün yönleriyle en iyi tanıtan kitaplardan biridir. Eser, bu üstünlüğü yanında, o dönem Konya ve Anadolu’sunun tarihî, sosyal yaşamı ve dini inançları hakkında da çok değerli bilgileri içerir.

Kabalcı Yayınları

Yazar: Ahmet Eflaki

Çeviren: Tahsin Yazıcı

 

İslam ülkelerinin edebiyatlarında kahramanların, din büyüklerinin, tarikat kurucularının, ermişlerin olağanüstü yaşamlarının ve kerametlerini anlatan yapıtlar olan menakıpnâmeler, özellikle XIII. yüzyıldan sonra Anadolu’daki tasavvuf yaşamının etkisiyle yaygınlaşmış, Osmanlılar arasında sonraki yüzyıllarda büyük gelişme göstermiş ve tekkelerin kapatılmasına kadar varlığını canlı bir şekilde sürdürmüştür.

Zamanının çeşitli ilimlerini öğrenen, özellikle de felekiyat denilen yıldızlar ilminde büyük ün kazandığı için Eflâkî mahlasıyla tanınan Osmanlı mutasavvıfı Ahmed Eflâkî, Konya’ya gitmesinin ardından Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebi’nin sonra da onun oğlu Âbid Çelebi’nin hizmetine girdi. Astronomi ve attârlıkla da uğraşan Eflâkî’nin Konya’da bir rasathane kurduğu da bilinmektedir.

Şeyhi Ulu Ârif Çelebi’nin isteğiyle başladığı ünlü eseri Ariflerin Menkıbeleri’ni yaklaşık otuzbeş yılda bitirmiştir. Elinizde tuttuğunuz Farsça yazılmış bu eser XIII. ve XIV. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biridir. Mevlânâ’ya ilişkin çeşitli kaynaklardan yararlandığı yapıtında, yaşadığı dönemi anlatmış ve Mevlânâ’nın ölümünün ardından Mevleviliğin yapısına, yayılmasına, XIV. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’daki toplumsal, siyasal ve dini yaşama dair çok değerli bilgiler vermiştir. Daha çok bir halk romanı biçiminde yazılan bu eserde Mevlânâ’nın coşkusu, düşünceleri, davranışları ve halkla olan ilişkileri çok açık ve içten bir dille anlatılmış; bu ilişkiler sayesinde o dönemdeki anadolu halkı devlet adamları ve bölgenin genel durumu hakkında oldukça açık bilgiler sunulmuştur.

Âriflerin menkıbesi, Anadolu’nun hikâyesi

AHMET DOĞRU

Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek./Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye/Zengin yoksulu hor görür, ne diye/ Sağ soluna yan bakar, ne diye/İkisi de senin elin, ikisi de/Peki, kutlu ne, kutsuz ne?” diye soran Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, dünyada eserleri en çok okunan isimlerin başında geliyor.

Özellikle Mesnevi’si ve Divan-ı Kebir’i onun mânâ dünyasını bugüne taşısa da hayatı hakkındaki en detaylı bilgilere, torunu Ulu Ârif Çelebi’nin isteği üzerine Eflâkî Ahmed Dede tarafından Farsça olarak kaleme alınan Menâkıbü’l Ârifîn’den ulaşıyoruz. Mevlânâ Hünkâr ve yakınlarının hayatlarıya birlikte dönemin Anadolu’su hakkında da önemli bilgiler ihtiva eden eserin Türkçe çevirisi, Mevlânâ’nın 800. doğum yıldönümünde yeniden okura arz edildi.

Menkıbe, ‘güzel iş, hareket’ mânâsına gelen Arapça bir kelime. Menâkıb ise onun çoğulu. Hicretin üçüncü yılından sonra hadis kitaplarının Peygamber Efendimiz (sas) ve ashabın faziletlerini anlatan bölümlerine ‘kitabü’l menâkıb’ denilmeye başlanmış. Daha sonraları ise ‘menâkıbname’ tabiri, tasavvuf büyüklerinin hayatından bahseden eserleri anlatır olmuş. Hemen her tarikatin pîri ve tanınmış mutasavvıflar için menakıbnâmeler kaleme alınmış. Arap, Fars ve Türk edebiyatında bu tarzda pek çok eser mevcut. Sülemî’nin “Tabakâtü’s Sufiyye”si, Kuşeyrî’nin “Risâle”si, Feridüddin-i Attar’ın “Tezkîretü’l Evliyâ”sı, Sâfî’nin “Reşehât”ı, Abdurrahman Câmî’nin “Nefehâtü’l Üns”ü, Hulvî’nin “Lemezât-ı Hulviyye”si, Hüseyin Vassaf’ın “Sefine-i Evliya”sı evliya menkıbelerini toplu halde nakleden eserlerden ilk akla gelenler. Tek bir şahıstan bahsedenler ise sayıya gelmeyecek çoklukta; Menâkıb-ı Emir Buhârî, Menâkıb-ı Şeyh Üftâde, Menâkıb-ı Akşemseddin, Menâkıb-ı Ahmed Yesevî, Vilâyetnâme-i Hacı Bektaş-ı Velî, Vilâyetnâme-i Otman Baba… Hatta Battalnâme, Dânişmendnâme gibi dinî/destâni şahsiyetler etrafında kaleme alınmış eserleri de menâkıbnâmeler içinde değerlendirmek mümkün.

Eflâkî Ahmed Dede’nin kaleme aldığı Menakıbü’l Ârifîn de menâkıb tarzının önemli örneklerinden. Kendi verdiği bilgilerden varlıklı ve kültürlü bir aileden geldiği anlaşılan Ahmed Dede (vefatı 1360), astronomi ilmiyle de uğraştığı için ‘Eflâkî’ adıyla anılıyor. Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebi’ye intisab eden Dede, kitabını da onun isteği üzerine yazmış. Mevlânâ’nın ve oğlu Sultan Veled’in eserleriyle, Risâle-i Sipehsâlâr’ı kaynak olarak alan Eflâkî, bizzat görerek veya duyarak elde ettiği bilgilere de eserinde yer vermiş. Mevlânâ’nın yanı sıra yakınları Sultanü’l Ulemâ Bahâeddin Veled, Seyyid Burhaneddin Tirmizî, Şems-i Tebrizî, Salahaddin-i Zerkûbî, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled, Ârif Çelebi ve Emir Âbid Çelebi’nin hayatlarından hikâyelerin anlatıldığı kitap, Mevlevî tarikati hakkında önemli bilgileri içeriyor.

Kabalcı Yayınevi’nin yayınladığı ‘Âriflerin Menkıbeleri’, eserin Tahsin Yazıcı tarafından yapılan tercümesinin dördüncü baskısı. İlk baskı 1954 yılında yayınlanmış. Yazıcı, dördüncü baskının önsözünde “Mevlânâ ve etrafındakileri olduğu kadar, o dönem Konya’sını, hatta Anadolu’sunu en iyi tanıtan eserlerden biri olan bu kitabın ikinci baskısının önsözünde bir Arap atasözünü nakletmiş ve buna göre bir eserin üzerinden kalemin ancak yazarı veya çevirmeni ölünce kalkabileceğini yazmıştım.” diyor. Her baskıda eksik gördüğü kısımları tamamlamaya çalıştığını ve sürekli yenilenen dile göre bazı düzeltmeler yaptığını söylüyor.

Âriflerin Menkıbeleri, hayat hikâyerinin kuru kuruya anlatıldığı bir kitap değil. Her hikâye sonsuza giden bir yol açıyor okurun önünde. İşte kitaptan bir hikâye: “Bir derviş, Mevlânâ Hazretleri’ne hikâye etti: ‘Filan kişi çok şarap içiyor; fakat hiç sarhoş olmuyor.’ Mevlânâ da şöyle buyurdu: ‘Belki yakasından aşağı döküyor; çünkü şarabın özelliği sarhoş etmektir. Sarhoş etmediğine göre sirke olmalı. Şeriat ve tarikat taklitçileri de böyledir. Tanrı’nın sözünü okur, geveler ve onu hiç hazmetmezler; çünkü okur, geveler ve hiçbir şey yutmazlar. Tanrı’yı bilmek Tanrı’yı anmaktan daha iyidir. ‘İbadet edenler…’ âyetindeki amaç, Tanrı’yı biliyorlar demektir; istenilen de budur.”