Ada’da Umman’ı konuşmak

21.09.2018
262
A+
A-

Ada’da Umman’ı konuşmak

Adadayız. Yakın Doğu Üniversitesi Rûmî Enstitüsü’nden dostlar çağırdı. Çağrıya uyduk, yağmurlu ve soğuk bir günde Ada’ya uçtuk. Ada, Bursa’nın İstanbul’un aksine sıcak. Hem hava sıcak, hem de gündemimiz. Başta Yakın Doğu Üniversitesi olmak üzere, Doğu Akdeniz ve ODTÜ’de düzenlenen panellerde konuşacağız. Mevlana’yı, Mevlevilik düşüncesini ve kültürümüze yansımalarını anlatacağız.

Konu güzel ve anlamlı, dinleyiciler de genç ve dinamik olunca, gündem kendiliğinden sıcaklaşıyor. Hele hele bu konunun Yavru Vatan’da konuşulması daha da anlamlı. Anlamlı, zira gelenek burada inkıtaya uğramamış. Resmi bir kayıtla Mevlevihane kapanmamış. Yakın zamana değin işlevselliğini korumuş. Ancak, zamanla adeta kendi kendini kapatmış. Şimdi, tıpkı Konya’daki gibi, müze.

Mevlevi hanenin Kıbrıs için önemi açık. Zira XV. asırdan, kurulduğu günden beri halkı mayalamış. Adanın kültür, din ve sosyal hayatına damgasını vurmuş. Bu yüzdendir ki, asırlardır orada, iki farklı millet kardeşçe, dostça yaşamış. Ta ki, ırkçı fikirlerin ve ayrılıkçı tohumların kiliseler eliyle filizlenmesine değin… Kilise İngiliz ajanları marifetiyle Rum ayrılıkçılığının ideolojik temelini oluştururken, Mevlevihane sevginin, barışın ve kardeşliğin sığınağı olmayı sürdürmüştür.

Bugün Adayı konuşmak, esasen Mevleviliği konuşmaktır. Belki de oradaki sıkıntıların çoğunu bu konuşmalar çözecektir. Lakin Mevlana ne kadar biliniyor? Mesajı ne kadar anlaşılıyor? Bu konuda iç açıcı bir değerlendirme yapmak kolay değil. Kolay değil; zira insanlık bilgi bombardımanı altında cehaleti yaşıyor. Her konuda bilgisi var insanın, ama hiçbir konuyu bilmiyor.

Akıl donukluğu diyorum bendeniz bu halimize. Akıl donukluğu… Lefkoşa’nın orta yerinde Mevlevihane, ama içinde kimler sırlanmış, neler olmuş, burada kimler neler yazmış neler okumuş bilen yok denecek kadar az. Buna şaşmamak lazım, aynı duruma biz Anadolu’da da tanık olmuyor muyuz?

İki sene önce Kastamonu’da Şeyh Şaban-ı Velî’yi ziyaret etmiştim. Bendenize refakat eden bir din görevlisi dostumuz vardı. Ona, “kim bu Şaban-ı Velî?” diye sormuştum, sonra da sorduğuma pişman olmuştum. Çünkü rehberim, her konuda bilgi sahibiydi, ama hiçbir şey bilmiyordu. Aynı durum burası için de geçerli.

Ama ümitliyim. Neden mi? En azından üniversite bünyesinde bir araştırma merkezi kurulmuş. Bu merkezin faaliyetleri çerçevesinde buradayız. Panel, konser ve ayin-i şerif…

İlk günün sabahında Mevlevi alayı yürüyüş yaptı. Derviş kisvesindeki semazenler, hanendeler ve mutribân yürüdü. Bizler seyrettik… Sonra da Büyük Han’da çay içip, soluklandık. Öğleden sonra düzenlenen panelde konuştuk, akşam konserde ve sema töreninde arındık.

İkinci günün sabahı, projeye destek veren Din İşleri Başkanlığı’nın görevlileriyle sohbet ettik. Sonra Başkan Vekili’nin himayesinde şehirde cevelan ettik. Bilahare Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeki program için yola koyulduk… İstikamet Gazimagusa.

Üçüncü gün Vakıflar idaresinden bir güzel dostun rehberliğinde Girne’yi, Lefke’yi ve Güzelyurt’u gezdik. Bihakkın gezebildik mi? Hayır, sadece adaya nazar ettik; o kadar…

Böylesi programlarda ev sahipleri her zaman meşgul oluyorlar. Gelen konukları gezdirmek, gelmişken adayı tanıtmak akıllarına gelmiyor. Onlar için önemli olan programların zamanında yapılması, güzel konuşmaların olması ve basında yer alabilmek. Oysa dışarıdan kalkıp gelen, özel işlerini, derslerini ve yazılarını bir kenara bırakıp meşakkatli yolculuğa çıkan hocalar, en azından gezip görmek ve yeni şeyler öğrenmek isterler. Yeni yerler görmek, keşfetmek, yeni bilgiler edinmek… Başka ne beklentisi olur? Hiçbir şey. Ne var ki, boş zamanı doldurmak organizatörlerin aklına bile gelmez.

Bu Kıbrısta’da böyle oldu… Rûmî Enstütüsü’nün değerli yetkilileri oradan oraya koşturdular, programların zamanında olmasına gayret ettiler. Eğer Din İşleri’nin, Vakıfların ve Doğu Akdeniz’den kadim dostumuz Kadir Atlansoy’un himmetleri olmasa Ada’nın tarihine dokunamayacak, keşifler yapamayacaktık. Kutup Osman Efendiyi, 28 Çelebi Mehmet’i ve Namık Kemal’in mahkûm olduğu zindanı göremeyecektik.

Ada’da üç gün, üç ayrı üniversitede ve bir de din görevlilerine Mevlana’yı anlattık. Mevlana’nın çağrısının neler olduğunu konuştuk. “Nasıl oluyor da 700 yıl evvel yaşamış bir sanatkâr, düşünür ve ârif bu güne tesir edebiliyor?” sorusuna aklımızca cevaplar aradık. Mevlana bir ummandır; Ada’da Umman’ı konuştuk.

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=27669

bkemikli@gmail.com