Tokat Mevlevihanesi Üzerine Düşünceler – Remzi ZENGİN

A+
A-

Tokat Mevlevihanesi Üzerine Düşünceler

Remzi ZENGİN

Aslında tüm Tokatlıların manevi açıdan mutlu olması gereken bir gerçek var. Mevlânâ Hazretleri Tokat için Mektubat ve Fih-i Mafih adlı eserlerinde diyor ki “Tokat’a gitmek gerek, orada havalar güzel!” Mevlânâ’nın Tokat’a gelip gelmediğini tam olarak bilemiyoruz ama gelme ihtimalinin büyük olduğunu şu sözlerin geçtiği bazı kaynaklardan öğreniyoruz. Yine bir tarihte Mevlânâ, uzun bir yolculuktan sonra Konya’ya döndüğünde halk heyecanla sorar:” Nereden Efendimiz, yolculuk nereden? “Mevlânâ bu soruya son derece memnun bir şekilde “Alimler, şairler ve Fadıllar Yurdundan!…” şeklinde karşılık verir.Soruyu soran halk nezih cevaba: “Desene ki Tokat’tan geliyorsunuz..” diye karşılık verir..Diğer bir gerçekte Türkiye’de mevcut Mevlevihanelerden birisinin de Tokat’ta bulunması.

Yakın döneme kadar doğrusu şehrimizde bir Mevlevihane’nin varlığından haberdar değildik. Bildiğimiz o binanın yıllardır Kur’an Kursu olarak hizmet vermesi idi. Çoğu evde banyonun bulunmadığı, hamam kültürünün daha yoğun olduğu dönemde çokça gittiğimiz hemen buranın yanındaki Mevlânâ Hamamı’nın adını buradan aldığını da sonradan öğrendiğimizi itiraf etmemiz gerekir.

Tokat’a yıllardır hizmet veren bu binanın asıl işlevini öğrendikten sonra da uzun yıllar öksüz çocuklar gibi virane kalması Mevlevihane’yi bize gösterememişti. Zamanının ağalarının, beylerinin, paşalarının yaşadığı Bey Sokağı’ndaki bu yapı ne zaman ki 2005 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilip eski günlerine dönüştürüldü bizde o vakit rahatlıkla Mevlevihane’den bahseder olduk. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün “TOKAT MEVLEVİHANE VAKIF MÜZESİ” olarak düzenlediği bu tarihi yapıyı her yıl binlerce insan ziyaret ediyor.

Biz de en son burayı Mevlânâ ile ilgili bir resim sergisi açan hemşerimiz Ressam Müjgan YAPRAKLI’nın resim sergisi vesilesiyle ziyaret ettik. Bu sokağın ve Mevlevihane’nin yetmiş yıllık komşusu olan Aysel YOĞURTÇUOĞLU da bu sergide bizimle idi. Sergi sonrası isteğimiz üzerine kendi evinde Mevlevihane üzerine sohbet ettik. Şimdi o meşhur Bey Sokağı adeta bomboş. Restore edilen evlerin kırık kepenkleri arasından artık başka birileri sizi seyrediyor. Bir kuşak tamamen buradan kaybolmuş, kimisi de göç etmiş. Mevlevihane’nin yeniden açılması buraya canlılık kazandırmaya çalışıyor görünse de eski güzellikleri bulabilmek doğrusu oldukça zor. Aysel Hanım da bundan nasibini almış. Eski evini kış bahanesi ile de olsa terk etmiş. Bu sokağın arkasında bulunan, İsmet SARACOĞLU Caddesi’ndeki yeni evinde bizi kabul ediyor. “İsterseniz bu eski evi de gezelim.” teklifini kış yüzünden” İnşallah yazın bu evin bahçesinde de otururuz.” Diyerek nazikçe reddediyor, gönlünü kırmamaya gayret sarf ediyoruz.

Aysel Hanım’ın ömrü burada geçmiş. Son Mevlevi Şeyhi Albulhadi Efendi’nin sülalesini çok iyi biliyor. O’nun kızı Bedriye ÜSTÜN Hanımefendi( 1912-2004 ) ile de 2004 yılında vefatına kadar yakınen komşu ve dost olduğu için de ondan bu konu ile ilgili yeterince sohbette bulunup bilgi almış. İlkokul yıllarında burası kadınlar hapishanesi olarak kullanılmış. Küçük Aysel dedesi Hüsnü Efendi’ye “Ne olur dede burayı çok merak ediyorum bana da gösterin” deyince dedesi onu da elinden tutup burayı gezdirmiş. Mahkûm kadınlar sevmiş sohbet etmişler.

Bizim çocukluğumuzda, hatta gençliğimizde buranın hemen bitişiğinde atla çalıştırılan bir bulgur değirmeni vardı. Halk arasında seten diye bilinen bu değirmende daha sonraki yıllarda yıkıldı. Yakınında da Behzat Polis Karakolu ve Jandarma binaları bulunmaktaydı. Hemen onun yanı başında da bugünkü vergi dairesinin bulunduğu Hükümet Konağı vardı. Tabi zamanla bunların hepsi yok oldu. Hiçbirinden eser kalmadı.”

Aysel Hanım Şeyhin kızı Bedriye Hanımdan, dedesinden dinlediklerini nakletmeye devam ediyor. “Abdulhadi Efendi (1871-1941) küçük olduğu için Şeyhlik Beratını almak için İstanbul’a annesi ile gitmiş. Yol güzergahındabulunan Mevlevihanelerde konaklamışlar. Tokat’a dönüşünde Cumhuriyet’in ilanı ile Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına kadar aldığı görevi yürütmüş. Kendisi ilme bağlı, yeniliklere açık, herkesi sabırla dinleyip cevap veren bir kişi imiş.” Mezarının da Şeyh-i Şirvani Kabristanlığı’nda Şeyh-i Şirvani Hazretlerinin hemenyakınında olduğunu belirtiyor.

Tokat’ta Mevlevilik Tarikatının kurulması ve gelişmesi, Hz. Mevlânâ’nın müritlerinden olan Selçuklu Hükümdarlarından IV. Kılıçarslan’ın 1260 yılında Pervane ünvanıyla görev verdiği MUİNE’D-DİN Süleyman zamanında başlar.Tokat’taki Mevlevihane ve bununla ilgili arşiv bilgilerine 1455 Tarihli Tapu Tahrir Defterleriyle birlikte 1530 Tarihli Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nce yayınlanan Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rûm Defteri’nderastlanmaktadır.

Tarikatın Anadolu’da hızla yayılmasına paralel olarak 1613 yılında Sultan Ahmet’in vezirlerinden Sülün Muslu Ağa Tokat’a da yeni bir Mevlevihane yaptırmıştır. Evliya Çelebi burayı İstanbul’daki Beşiktaş Mevlevihanesi ile karşılaştırarak şöyle anlatır.

“Mevlevihane gayet mamur olup yapanı merhum Sülün Muslu Paşa’dır ki Sultan Ahmet Han vezirlerinden olup, sadrazam olamamıştır. Amma iri vücutlu, cömert bir zat olmakla Mevlânâ’nın ruhunu şad ve Mevlevi tariki fukarasınınıngönlünü hoş etmek için bir Mevlevihane yaptırmıştır ki, benzeri hiçbir memlekette yoktur. Meğer İstanbul’daki Beşiktaş Mevlevihanesi ola. Amma bunun vakıfları ondan pek fazla olmakla gayet mamurdur. Semahane etrafında sema yapan fukaranın odalarının bütün pencereleri dört taraftaki çiçekli ve çimenli yerlere bakar. Haftada iki gün mukabele olarak Mevlânâ ayini yapılır. Güya ki Hüseyin Baykara fasılları olur. Bilhassa Sızıtızadeler adındaki neyzenleri vardır ki her biri kendi sanatının tekidir.Gece ve gündüz bütün fukara ve ahbaplara nimeti boldur.”

Remzi Zengin, Aysel Yoğurtçuoğlu”yla görüşürken

Burada kısaca Muinüddin Pervane’den bahsetmek gerekirse;bu değerli kişi alimleri korumuş, medrese ve zaviyelerde huzur içinde bir eğitim yapılması için büyük gayret sarfetmiştir. Tokat’ta müridi olduğu Fahreddin-i Iraki için bir hankah, halen faal durumda olan ve kendi adıyla anılan bir hamam, bugün müze olarak kullanılan bir şifahane yaptırmıştır. Tokat Mevlevihanesi üzerine henüz yeterli tetkikler yapılmamıştır. Hasan Yüksel’in “Tokat Mevlevihanesi” adlı makalesi ve XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Tokat Mevlevihanesi ve Gelirleri ile İlgili Sorunları” adlı makaleler dışında özgün çalışmalar yoktur.

Tokat Mevlevihanesi, yeniçeri ağası Muslu Ağa tarafından 1638 tarihinde inşa edilmiştir. “Ashab-ı hayratdan müteveffa yeniçeri ağası Muslu Ağa nam sahibül-hayratın bina ve ihya eylediği Mevlevihanesi evkafından” ibaresindenanlaşıldığına göre, yeniçeri ağası Muslu Ağa, Mevlevihaneyi bina ettikten sonra, şeyh ve fukaralarının ihtiyaçlarının karşılaması için bir de vakıf teşkil etmiştir. Mevlevihane’nin adı kayıtlarda genellikle “Medine-i Tokad’da vaki yeniçeri ağası Muslu Ağa Mevlevihanesi” olarak geçmektedir.

Muslu Ağa tarafından inşa edilen Mevlevihane zamanla yıkılmış olduğundan, 1703 tarihli bir hüccete göre daha sonra Müderris Şeyh Ahmed Efendi tarafından yeniden inşa ve ihya edilmiştir. Tokat Mevlevihanesi şeyhiolanlar aynı zamanda vakfında mütevellisi idiler. Mesela, 16 Aralık 1814’de Şeyh Mehmed Emin Efendi, Mevlevihane şeyhi ve mütevellisi bulunuyordu.

Tokat Mevlevihanesi’ni Muslu Ağa inşa etmiş ve yaşaması için bir vakıf kurmuştur. Gerek şeyhlerin ve dervişlerin gerekse gelip geçerken uğrayan ve bazı ihtiyaçlarını gideren insanların ve bilumum görevlilerin yiyecek ve içecekleri bu vakıf gelirlerinden karşılanmıştır.

Çoğu zaman medrese, tekke, zaviye vb. gibi dini kuruluşların maişetlerinin karşılanması amacına yönelik gelirler taraflar arasında tartışmakonusu olmuştur. Durum Tokat Mevlevihanesi’nde de böyledir. Çoğu zaman örfi idarecilerle, Mevlevi şeyhleri arasında gelirlerin paylaşılması ve yönetimi hususlarında sorunlar ortaya çıkmıştır. Hem örfi idareciler olan voyvodalar ile ve diğer yetkili eminler, hem de şer’i yöneticiler olan kadı, naip vb.leri ile şeyhlerarasında sorunlar yaşanmıştır.

Remzi Zengin, Aysel Yoğurtçuoğlu”yla birlikte Müjgan Yaprakçı”nın sergisinde

Tokat Mevlevihanesi Şeyh Osman Dede, Mehmet Emin Efendi ve Şeyh Hasan Dede, ili ilgili bazı incelemelerde çoğu zaman Mevlevihane vakıf gelirlerine, voyvodaların ve diğer eminlerin gereksiz müdahele ettiklerini, budurumda dervişlerin yiyecek ve içeceklerinin karşılanmasında sıkıntılar oluştuğunu belirten arzuhaller sunup, kanunsuzluk ve adaletsizliğingiderilmesine yönelik fermanlar talep etmişlerdir.

Mevlevihane ve gelirleri ile ilgili fermanlarda, idari mekanizmanın en üstünde bulunan yürütme erkinin, manevi hayatın organizasyonuna verdikleri ehemmiyet açıkça görülmektedir. Hukuksuz ve kanunsuz uygulamalaramüsaade edilmemekle beraber, şeyh ve dervişlerin rahat bir biçimde yaşaması ve gadre uğramaması için de merkezi bürokrasi, devamlı surette yerel yöneticileri uyarmıştır. Ancak şeyhlerin kanunsuz hareketlerine de müsaade edilmemiştir.

Tokat”ta son mevlevi şeyhi Abdulhadi Dede”nin kabrinden bir görüntü

Cumhuriyetin ilanı Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra Vekiller Heyeti’nin 1924 Eylülünde aldığı karar doğrultusunda Mevlevi Tekkesi olarak görünen bina meşruiyetinde bulunan Abdullah Efendi’nin rızası ile Vilayet Evkaf Müdürlüğü’ne tescil edildi. 1934 yılından 1939 yılına kadar boş kalan bina 1939 yılında Hayrat-ı Onarma Cemiyeti tarafından onarılarak yıllığı 140 TL’de Jandarma Komutanlığı’na kiraya verilmiş onlar da burayı 1949 yılına kadar Kadınlar Hapishanesi olarak kullanmışlardır.

Aynı yıl Vakıflar Genel Müdürlüğü Tokat Özel idaresince kısmen tamir edilen binayı Hafızı Kur’an Kursu olarak değerlendirilmesine izin vermiştir.1954 yılında İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin geçici yurt ihtiyacını karşılamış, daha sonraki dönemlerde Kur’an Kursu olarak işlevini sürdürmüştür. Zamanla harap olan bina terkedilmiş,uzun bir bekleyişten sonra 1997 yılında başlatılan restore çalışmaları ödenek yetersizliklerinden ötürü yavaş ilerlemiştir. Ciddi olarak 2003 ta yeniden başlatılan çalışmalar 2005 yılında eksiksiz bir şekilde tamamlanarak 2006 da hizmete açılmıştır. Bugünkü konumuyla Mevlevihane iki katlı birmimariye sahiptir. Binanın yenilenen basık yuvarlak kemerli ve düzgün kesme taş şöveli bahçe giriş kapısı, iç içe silmelerden oluşan bir kuşakla çerçevelenmiştir. Yanında bulunan tabelada bugünkü Türkçe ile XVII. Yüzyıl Osmanlı Eseri ifadeleri yer almıştır. İki katlı eserin zemin katının “L” şeklinde bir koridor çevresinde odalardan oluştuğu görülmektedir. Buradan ahşap birmerdivenle cephesi on iki ahşap sütun ve yuvarlak revak biçiminde dışa açılmakta olan diğer kata çıkılmaktadır. İkinci kattaki semahane dilimli kemerlerle birbirine bağlanan on altı sütunlu yuvarlak bir plana sahiptir.

Merkezdeki bu bölümün üzeri, basık bir kubbe ile örtülmüş olup bunun göbek kısmı oyma tekniğinin zengin bitki motifleri ile donatılmıştır. Binanın aydınlatılması dikdörtgen formlu ve ahşap kasalı pencerelerle sağlanmaktadır. Binanın restoresinde ahşap karkas arasına kerpiç dolgu kullanılarak bağdadi bir tarz oluşturulmuştur.

Tokat – Kümbet Dergisi