RUHLARIN MEYVESİ

21.09.2016
186
A+
A-

RUHLARIN MEYVESİ

Tuffâhu’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbâh (Ruhların Meyvesi ve Kazancın Anahtarı), Muhammed b. Ali b. es-Serrâc’ın sûfî menkıbeleri kitabı.

Nejdet Gürkan, Mehmet Necmeddin Bardakçı ve Mehmet Saffet Sarıkaya hazırlamış. Kitap yayınevi (2015), 376 sayfa.

İbnü’s-Serrac (v. 747/1346) Fırat Havzasında yaşamış; Birecik, Besni ve Kâhta’da kadılık yapmış; Halep, Lazkiye, Suruç gibi şehirlerde bulunmuştur.

Tuffâhu’l-Ervâh’ın bilinen iki nüshası vardır, ilki ABD Princeton Üniversitesi’nde, ikincisi Berlin Stacatbibliothek’dir. TÜBİTAK’ın desteklediği bir proje ile üzerinde çalışılan ve dilimize kazandırılan eser ciddî bir çalışma ürünüdür.

Hazırlayanlar baş tarafa İbnü’s-Serrac’ın hayâtı, eserleri ve tasavvufî düşünceleri hakkında bir etüde ve kitabın muhtevâsına dair bir değerlendirmeye yer verirler. Daha sonra metnin Türkçe tercümesi karşımıza çıkar. Kaliteli bir baskıya sahiptir.

Tuffâhu’l-Ervâh menkıbe türü bir kitaptır. Menkıbe geleneği hakkında hazırlayanlar şöyle söylemişler:

“Menakıbnameler, Cenknâmeler, Gazavatnâmeler gibi eserler popüler kültür târihimizin önemli kaynaklarndandır. Bu eserler, târihi gerçeklikten uzak efsanevi, masalımsı ve mitolojik unsurların çeşitli harikuladelikler şeklinde bir anlatımını barındırdığından bilim dünyasında hak ettiği değeri kazanmak için modern târih araştırmalarında geliştirilen yeni yöntemleri beklemek zorunda kalmıştır. Araştırmacıların, gerek bilimsel gerekse târihi değeri açısından genellikle mesafeli durdukları bu eserler, içerikleri bakımından bir milletin kültürel hafızasını, şuur altındaki birikimlerini yansıtırlar. Bunlarda yer alan anlatılar detaylardan çok, dînî ve ahlâkî, sosyal ve kültürel mesajları bakımından büyük bir değere sahiptir.” Günümüzde ise menkıbelerin târihçilik açısından kıymeti anlaşılmıştır.”

Kitabın önemli yönlerinden biri şöyle dile getirilir:

“Müellifin Birecik, Besni ve Kâhta başta olmak Güneydoğu Anadolu’da bulunması ve sufîlerle ilgili halk arasında tespit ettiği çeşitli anlatıları nakletmesi ve bazı değerlendirmelerde bulunması dönemin dini yapısının ortaya konulması bakımından önemli bilgiler içermektedir.”

İbnü’s-Serrac eserinde sûfî menkıbe ve kerâmetleri yanında, özellikle kendisinin bizzat yaşadığı ve gördüğü, büyüklerinden duyduğu olaylar hakkında da târihî değeri olan bilgiler verir.

SARI SALTUK

Balkanlar’ın İslâmiyet’le tanışması on üçüncü yüzyıla dayanır. Dobruca bölgesine gelip yerleşen Sarı Saltuk ve arkadaşları Müslümanlığı buralara getirmişlerdir. Sarı Saltuk Tuna kıyılarında ve Edirne’de karar kılıp, buralarda 40 sene kalarak Rumeli’yi İslâmlaştırmayı başlıca gaye edinir. Yahya Kemal’in “Mâverâda Söyleniş” adlı şiiri şu mısrâlarla başlar:

Geldikti bir zaman Sarı Saltık’la Asya’dan

Bir bir Diyâr-ı Rûm’a dağıldık Sakarya’dan

Bugünkü bilgilerimize göre Sarı Saltuk, Anadolu Selçukluları’nın inkıraz devirlerinde yaşamıştır. Fakat târihî şahsiyeti hakkındaki bilgilerimiz yetersizdir. İşte İbnü’s-Serrac’ın kitabında bu konuda yeni mâlûmat mevcuttur.

Eserin yazılış târihi 715 h. /1315m. dir. Bu dönem sûfîleriyle ilgili ilk elden bilgiler veren müellif Sarı Saltuk ve halîfeleri Behramşah Haydarî, Barak Baba ve Baba Maristânî hakkında bizzat kendi gözlemlediği mâlûmâtı aktarmaktadır. Dolayısıyla şimdilik Sarı Saltuk hakkında bilgi veren en eski kaynak durumundadır.

İbnü’s-Serrâc, “Şeyh Saltuk, evliyânın büyüklerinden, tarîkat önder­lerinden ve seçkinlerden olup, pek çok kerâmetleri, açık burhanları, muaz­zam halleri, sayısız ve her zaman geçerli güzel menkıbeleri vardır” diyerek onun tasavvufa intisâbıyla ilgili bilgi verir.

Sarı Saltuk’un Mahmud-ı Hayrânî (v. 1268) ile lâkası bilinmektedir. Tanıtmaya çalıştığımız bu kitaptan Mahmud Hayrânî’nin Ümm-i Abîde’ye giderek Seyyih Ahmed er-Rifâî’nin türbesinde Üveysî yolla ona intisap ettiğini ve bunu o günkü Rifâî postnişinine onaylattığını, Akşehir’e dönünce Rifâî geleneğine göre faâliyetine devam ettiğini öğreniyoruz. Yazarlar devamla şöyle der:

“Bu metinden Sarı Saltuk’un Şeyh Mahmud’dan nasîbini aldığı, Rifâî nisbesine sahip olduğu ve Rifâî tarikatı geleneğine bağlı olarak za­mânının seçkinlerinden birisi olduğu ve gayrimüslimlerin içinde faâliyet göstererek onlardan pek çoğunun ihtidâsına vesîle olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli’nin gelişi ve Rum erenleri ile Sarı Saltuk’un ona tâbi oluşu ise bundan sonraki bir gelişmedir ve Sarı Saltuk-Hacı Bektaş Veli ilişkisi ayrıca değerlendirilmelidir.”

İbnü’s-Serrâc, Sarı Saltuk müridlerinden Behram Şah Hayderî ile 703 / 1305 şâban ayında Besni’de görüştüğünü yazar. Sarı Saltuk’un vefat târihi hakkında şimdiye kadar net bir bilgi yoktu. İbnü’s-Serrâc onun yaklaşık 70 yaşında 697/1297-1298 senesi civarında vefat ettiğini, bu târihten on sekiz sene sonra 715/ 1315’te kitabını yazdığını söyler.

*

Kendisi de Rifâî olan İbnü’s-Serrâc’ın eseri, hazırlayanların ifâdesine göre, “büyük ölçüde Rifâî tarîkatına mensup şeyhleri esas alan birçok şeyhin, velînin, ârifin menkıbe ve kerâmetlerini içerir. Müellif sağlam bir dînî kültüre sâhip olmakla birlikte derlediği menkıbeleri halktan duyduğu ve kabul edildiği şekilde kaydetmiş, propaganda maksadı güderek bu anlatıla­rın yaşanan gerçekler olduğunu ve inanılması gerektiğini belirtmiştir. Ancak zâhire bağlı inatçı kaba softaların bunlara inanmayacağını ifâde eden savun­ma cümlelerini sık sık tekrar etmiştir.”

Hazırlayanlar şuna dikkati çekerler: “Eserin Müteahhirûn başlığı taşıyan kısmında İbnü’s-Serrâc kendi zamanına yakın târihlerde yaşamış dervişleri konu edinmektedir. Bu kısımdaki bilgiler çoğunlukla başka kaynaklarda olmayan, bölgenin sözlü kültüründen derlenmiş materyaldir. Dolayısıyla müellif yaşadığı coğrafya­daki halkın din algısını ve dînî zihniyetini kısmen kendi yorumlarıyla zen­ginleştirerek vermektedir ki eserin çeşitli târihî veriler bakımından orijinal­liği bu mâlûmattan kaynaklanmaktadır.”

Kültür ve Tasavvuf Târihimiz için yeni bilgiler getiren ve ufuk açan bu kitabı hazırlayan, Süleyman Demirel Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi mensûbu olan bu arkadaşlarımız tebrik ve teşekkürlerimizi hak etmişlerdir.