Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem – Elif Konar

A+
A-

Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem*

Elif Konar

Mahiyetinde her dem yeniden doğası olduğu için usanılası olmayan insanın ve gönlün sırrına vakıf miftah şahsiyetler, yani hayatlarımızın tiryakları… Hayatın binbir keşmekeşi içinde, hây’dan hû’ya ilerleyiş devam ederken sükûnete ayrılan dar vakitlerle dolunca dünya, bazı şeylerin lüzumu ve değeri daha iyi mi anlaşılır olmuştur? Belki. Güzel/iyi düşünelim/inanalım, hayır dileyelim ki hayır olsun. Mevlâna sınırları görünmeyen bir okyanus… Her kalbin, kıyısında küçük/büyük mücevherler toplayabildiği bir okyanus. Onun hikmetlerinin/öğretilerinin, mantık ve duygu planında büyüklüğü şüphesiz. Nihayetinde bütün dünyaca kabul gören bir hakikat… Peki, kaynak? Mebde’, melce ve münteha, kameti ve kıymeti ne olursa olsun cümle insanlar için geçerli, amenna. Öyleyse? Okyanusun da beslendiği bir kaynak olmalı! Öyle bir kaynak ki beslediğinin bile sınırları keşfedilemesin kolay kolay… Pek çok sınırın aşıldığı/keşfedildiği çağımızda kaynağı da okyanusun gösterdiği netlikte görebilme çaba ve gayreti içinde olabilmeli ki anlayabilelim/ bitebilelim/ hissedebilelim/ sevebilelim/ sayabilelim/tanıyabilelim kanaatiyle bir rüya netliğinde gezinelim kitabın sahifelerinde diledim.

Hayırla…

Sahife 1/elif:

“size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. o size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir (9:128)”

Bir tebessüm…

Bir tebessüm ki bi-bedel…

Nasıl bedel biçilebilsindi ki, kâinat hatırına var ise… Sonsuz ve sınırsız aşk okyanusu, muhabbet deryası ve güzel her ne var ise hepsi hatrından bir zerre ise…

Doğunun en doğusundan en batısına, batının en batısından en doğusuna, kuzeyin en kuzeyinden en güneyine ve güneyin en güneyinden en kuzeyine kadar bütün gönülleri, noktaları ve notaları ısıtmaya ve ısıtmaya yetecek bir aşk, muhabbet, şefkat, edeb, meveddet, inayet ve tebessüm… Bitmeyen, sırlı ve emin bir muhabbet ve ümîd…

Tebessüm ki, içinde iman ve muhabbet olanları “susun! 0, Allah ve Resulü’nü çok sever” nidasıyla ridâsı altına alıveren ve “Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir.” tesellisinde bulunan kâinatın fahrinin merhameti… Tebessüm ki şefaat ümidi…

“her şey ya hakikaten güzeldir, ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir”

Tebessüm ki gönül huzuru…

Seherlerde, gün doğumlarında, gün hatunlarında, gecelerde, mah yüzünde, nücumda, bir goncanın harında, denizin dalgasında, dağın eteğinde, rüzgârın fısıltısında, çocuk gülüşlerinde, gönüllerde, gözlerde, dertlerde, damlalarda, hayallerde ve düşlerde, nazlarda, niyazlarda, dermanlarda, muhabbetlerde, cümle işlerde ve sükûtlarda latif bir tecelli tebessüm…

“eritecek dağları dualarım seninle”

Tebessüm ki, düşleri en hayırlı nasip kılar.

Tebessüm ki, sirkeyi bal, kışı bahar, ateşi nehâr, fakiri gani eder. Hasreti vuslat, hicri ülfet, gedayı sultan, sultanı geda, zahmeti rahmet eder.

Viran edilmiş tehammül mülkünü burcu burcu gül eder. Cibâli mavera, katreyi derya, cefakeşi dem dem safâkeş eder. Aşk ile ân seyredenleri/seyredilenleri her dem latif eder.

Tebessüm ki, anbean tezahür eden karmaşıklıkları dahi sabırla hayırlara tebdile vesiledir. Muhanetliklerle üşüyen kalpleri imbatıyla diriltir. Dünyadır, hem imtihan, hem mekteb, hem güzel bir kitaptır bildirir tebessüm. Cümle dertlere ne güzel derman, cana şifa, ruha gıda tebessüm… ân ola ki, hazineyi müşfik bir şekilde hibe eden hem-dem tebessüm…

“dil ucuyla da olsun melalim sormaz mısın”

Izdırap bahçesinin en nadide gülünden, dil gülşeninde âlâ bir ıtır tebessüm. Gönlün ve iyi/kötü cümle hallerin demsâzı kılındı mı ne latif bir hal-hatır sorucu… Göz ve gönül yaşına aşina, tiryak ve hâmî tebessüm. İyi günde, kötü günde her dem kendini ananlara, hasbihalden dûr olmayan dillere ne şirin selâm tebessüm. Gözden gönle, gönülden göze bir akış tebessüm. Melce, âmân ve dua olan tebessüm… Lâtif ki lütuf tebessüm…

“tecelli ediyor yüzünde özün”/

“cömertlikte kemâl el-hâk senindir”

Tebessüm ki, hem halîl, hem hatiib, hem hatib, hem tabîb… hâsılı her dem selâm, muhabbet ve dua tebessüm…

“neme yetmez”

Hayalde ve perdede dahi bunca tarifsiz, kelimeleri kifayetsiz bırakan tebessüm ya ruberu olunca ne hale/hallere koyar ki gönülleri? Ya tebessümü lutfeden/var eden, yarattığı varlıkları çok seven ve onlar tarafından da sevilen Vedud, “bile yazmış adı ile adını” olan’ın kullarına rahmet ve şefkati, illa ki tebessümü nicedir!

“…”

(*) “Ben. canım var oldukça Kur’an’ın hadimiyim
Hazret-i Muhammed’in kademinin türabıyım
Kim bundan gayri bir şey naklederse benden
Biline ki, o sözden de, söyleyenden de bîzânm” (Mevlâna)

Yedi İklim Dergisi – Mevlana Özel sayısı