Ey aşk sen bizim doktorumuzsun

Ey aşk sen bizim doktorumuzsun

(24. Beytin şerhi)

Mesnevî’nin 24. Beytinde Mevlana şöyle buyurur:

Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı,
Ey bizim Eflâtun’umuz, Ey bizim Calinus’umuz!

Eflatun ve Calinus edebiyatımızda isimleri geçen ve büyük ve ulu kişilerin kendilerine benzetildiği iki büyük hakîm ve hekîmdir.

Eflatun-ı İlâhî (ö. İÖ 347) olarak bilinen filozofun adı Platondur. Omuzunun veya alnının genişliğinden dolayı bu isimle anılır. Arapçada pe harfi olmadığı için Felatun ve Eflatun şeklinde telaffuz edilir. Bize de Araplardan geçtiği için Eflatun olarak bilmiş ve çağırmışız.

Eflâtun-ı İlâhî İslam felsefesine tesir etmiş önemli bulunan bir filozoftur. Sokrates’i tanıtan onun eserleridir. İdeal dünyayı arayan, ebedî saadete ermenin aşk ve heyecanıyla yaşayan, bu dünyanın geçici değerlerine fazla önem vermeyen, tam anlamıyla “mistik” bir insan olarak görmek mümkündür. Bu özelliklerinden dolayı da hakim olarak değerlendirilir.

Calinus (ö. 200) ise İslâm tıbbını etkileyen ünlü Grek tabip ve filozofudur. Aynı ekolden gelir. Özellikle tıbba dair eserleri İslam dünyasında okunmuş ve okutulmuştur. Onu diğer doktorlardan ayıran özelliği tıbbın bir Allah vergisi olduğuna ve doktorlukta ilhamın payının bulunduğuna inanması. Dolayısıyla sadece gözlem ve deneyle doktorluk öğrenilmez ve iyi doktor olunmaz.

Mevlana biri dünyayı diğeri bedeni tedavi eden, tedavi ederken de Allah’ın yardımını dilenen bu iki büyük filozofu boşuna seçmedi. Calinus Aristo ekolünün takipçisidir. Aristo ise Eflatun’un talebesidir. Dolayısıyla her ikisi de Aristo ile bağlantılır. Aristo ise meşşailerin piri. Ona meşşâi denmesinin nedeni, öğrencilerine zihin jimnastiğiyle beden jimnastiğini aynı anda yaptırmak amacıyla derslerini okulunun geniş revakları arasında gezinerek vermesi. Eflatun da hikmete ve derin bilgiye saygısından dolayı öğrencilerine ayakta ve yürüyerek anlatırmış. Aristo bu konuda da hocasını takip etmiş. Bursevî bu hikmet sahibi filozofların Allah’ı bildiklerini ancak O’nun zati ve subuti sıfatlarına inanmadıkları için ilhad çukuruna düştüklerini söyler.

Mevlâna bu beyitte aşka seslenir: Ey aşk, sen bizim tüm hastalıklarımızın doktoru olduğun gibi kibir ve ayıplarımızın da tedavi edicisisin. Çünkü aşkın bize iltifat etmesi bir sarhoşun şişeci dükkânına girmesi gibidir. Aşıkların dininde ise bir putu kırmak bin ibadetten daha hayırlıdır. Zâhidlerde aşktan dolayı kırılma ve gücenme olmadığı için kalpleri aşıkların gözünde putlarla dolmuştur. Oysa cemâlullaha müştak olan gönüller kırık ayna gibi parça parça olmalı ki her bir parçası farklı bir yüzde temaşa etsin.

Mevlana ikinci mısrada devam eder aşka seslenmeye: Ey aşk, sen bizim Eflâtun ve Câlinus’umuzsun. Hikmet yolunun uluları arasından özellikle iki isim seçilmiştir. Eflatun ve Calinus. Biri toplumu diğeri bedeni tedavi konulardan mümtâzdır ve akrânlarına faiktir. Dolayısıyla Eflatun ve Calinus’a benzeyen aşkın tedavisi ile bizde hastalıktan eser kalmaz. Aşkın yıkadığı yüzü hiçbir hazık doktor yıkayamaz.

Mevlâna hazretleri bu beyitte aşkı doktor olarak görmekte, kibir ve gurur hastalıklarından bizi ancak aşk doktorunun kurtarabileceğini söylemekte.

Kibir şişesini taşa çalmayanların bu dergahta işi yoktur vesselam.