Dünyaya kazık çakan var mı?

A+
A-

Dünyaya kazık çakan var mı?

Geçtiğimiz hafta içinde bir arkadaşımızın 84 yaşındaki annesi vefat etti. Kendisine başsağlığı dilerken bize annesinin ölmeden önceki sözlerini aktardı. Merhûme, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu elinde hazır beklermiş.

Bu teyzemiz ilk okul mezunu bile değil, belki okuma-yazması da yok, varsa da sonradan öğrenmiş. Kendime, o teyzemizin hayat karşısında bu asil duruşu nerede ve nasıl kazandı, sorularını düşünürken gazetelerde gözüme bir haber ilişti.

Yaşı sekseni aşmış bir kadın hâlâ mayo giyip denize girebiliyormuş. Ne kadar güzel! Tüm kadınlar onun gibi olmalı ve olmak için de çalışmalı. Kadınlar öyle de erkekler farklı mı, onların da böyle ölüme ve yaşlılığa meydan okuyan halleri özendiriliyor, büyük bir marifetmiş gibi ballandıra ballandıra gazete ve televizyonlarda anlatılıyor.

Tarih boyunca Batılı insan tanrıların yaşadığı dağa çıkmak istemiş, ölümsüz olmanın yollarını aramış, durmuş. Antik Yunan’dan beri böyle. Tüm krallar, soylular, zenginler, meşhurlar kendilerini sonsuza kadar yaşatacak formüllerin peşinde koşmuşlar.

Doğu’da ise tam tersi. Bu dünyanın geçici olduğu, bedenin ölümününden önce arzuların ölümünün gerçekleşmesi gerektiği Buda’dan bu yana öğütlenmiş. Dünya malına değer vermeme, bu dünyada kalıcı olunmadığı hatırdan çıkarmama yaşam felsefesi olmuş, adeta dünyayı boşlamışlar.

Modern zamanlarda Doğu Batı’ya, Batı da Doğu’ya bakıyor, her ikisi de kendisinde olmayanı arıyor.

Denge ise itidal bir din olan İslam’da. Hem bu dünyanın, hem de öte dünyanın hakkını veren bir yaşam sürmeyi bize öğretiyor. Varlığımız iki farklı parçadan oluşuyor. Birini bu dünyada kazandık. Ete-kemiğe büründük diye ifade edilen tarafımız. Bu dünyada kazanılan bedenin yaşaması için yemek-içmek gerekiyor. Diğeri de Allah’ın yaratırken üflediği ruhumuz. O ruh ölümsüz ve nasıl bir akıbetle karşılacağı bedeni ile arasında kurduğu münasebete bağlı. Yani İsa’nın hakkı İsâ’ya, Ceasar’ın hakkı da Ceasar’a.

Neyse, sözü fazla uzatmadan tekrar yazının başına döneyim. O teyzemiz gibi yaşının idrakinde olmak, ölümü kendisine sevdiklerine götürecek bir otobüsü bekler gibi beklemek bir tarafta, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak diğer tarafta. Biri bir çok insana göre cahil, diğeri ise okumuş, aydın, sanatçı. Ölüm bir tarafın gözünde vuslat, kavuşma, diğer tarafın gözünde yok olma.

Hakikat karşısında kim cahil, kim arif çok açık. Allah bizlere merhume teyzemizin irfanını idrak ettirsin, diyelim ve tekrar kendisine Mevla’dan rahmet dileyelim.

 

ETİKETLER: