Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Bahâeddin Veled
Seyyid Burhaneddin
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Ab-ı Hayat Katreleri
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Hikayeleri
Mesnevî'de "İnsan"
Sesli Kitaplar
Mesnevi Sohbetleri
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Market
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
Evrad-ı Şerif
KONYA
Dinletiler
Ney Nağmeleri
Bağış ve Reklam

Bağış yapmak istediğiniz miktarı seçiniz;




 

Google

İstanbul Kültür Sanat Bülteni - Nisan

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
18 Beyit

MESNEVÎ'NİN İLK 18 BEYTİ 

Farsça Dinlemek için

   

بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند

از جدايى‏ها شكايت مى‏كند

 

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

 

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,

ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

كز نيستان تا مرا ببريده‏اند

در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند

Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend

Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend

 

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan

erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

سينه خواهم شرحه شرحه از فراق

 تا بگويم شرح درد اشتياق‏

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk

Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk

 

İştiyâk derdini şerhedebilmem için,

ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.

 

هر كسى كاو دور ماند از اصل خويش

باز جويد روزگار وصل خويش

Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş

Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş

 

Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,

orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.

 

من به هر جمعيتى نالان شدم

جفت بد حالان و خوش حالان شدم

Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem

Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem

 

Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu)

 olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.

 

هر كسى از ظن خود شد يار من

از درون من نجست اسرار من

Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men

Vez derûn-i men necüst esrâr-i men

 

 Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu.

İçimdeki esrârı araştırmadı.

 

سر من از ناله‏ى من دور نيست

 ليك چشم و گوش را آن نور نيست

Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist

Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst

 

Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu

görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.

 

تن ز جان و جان ز تن مستور نيست

ليك كس را ديد جان دستور نيست

Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst

Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst

 

Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir.

Lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur.

 

آتش است اين بانگ ناى و نيست باد

هر كه اين آتش ندارد نيست باد

 

Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd

Her ki în âteş nedâred nîst bâd

 

Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir.

Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.

 

آتش عشق است كاندر نى فتاد

 جوشش عشق است كاندر مى‏فتاد

 

Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd

Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd

 

Neydeki âteş ile meydeki kabarış,

hep aşk eseridir.

 

نى حريف هر كه از يارى بريد

پرده‏هايش پرده‏هاى ما دريد

 

Ney harîf-i herki ez yârî bürîd

Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd

 

Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,

bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.

 

همچو نى زهرى و ترياقى كه ديد

همچو نى دمساز و مشتاقى كه ديد

 

Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd

Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd

 

Ney gibi hem zehir, hem panzehir;

hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür

 

نى حديث راه پر خون مى‏كند

 قصه‏هاى عشق مجنون مى‏كند

 

Ney hadîs-i râh-i pür mîküned

Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned

 

Ney, kanlı bir yoldan bahseder,

Mecnûnâne aşkları hikâye eder.

محرم اين هوش جز بى‏هوش نيست

مر زبان را مشترى جز گوش نيست‏

Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist

Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst

 

Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk 

etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur

 

در غم ما روزها بى‏گاه شد

روزها با سوزها همراه شد

 

Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd

Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd

 

Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve

ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - .

 

روزها گر رفت گو رو باك نيست

تو بمان اى آن كه چون تو پاك نيست

Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst

Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist

 

Günler geçip gittiyse varsın geçsin.

Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..

 

هر كه جز ماهى ز آبش سير شد

هر كه بى‏روزى است روزش دير شد

 

Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd

Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd

 

Balıktan başkası onun suyuna kandı.

Nasibsiz olanın da rızkı gecikti.

 

درنيابد حال پخته هيچ خام

 پس سخن كوتاه بايد و السلام

Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm

Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm

 

Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar. 

O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.  

 

 

Farsca 18 Beyit Mp3

Türkçe ve Farsca 18 Beyit Mp3

 

 

 

Mesnevi'nin ilk 100 Beyti

(Dinle Neyden!)    

 

Doç. Dr. Ziya AVŞAR

                                              

1                             Dinle neyden, neler anlatır sana!

Yakınır hep, ayrılıklardan yana:

 

2                             “Beni, kamışlıktan kestikleri an,

Kadın erkek, inledi feryadımdan.

 

3                             Geçmek için, aşk derdinin şerhine,

                               İsterim; hicranla yanmış bir sîne.

 

4                             Asıl yurdundan uzak düşen biri,

Kavuşma zamanını bekler, geri.

 

5                             Her mecliste inleyip durdum; zar zar,

Oldum, iyiye de kötüye de yar!

 

6                             Zannınca, dostuyum herkesin amma,

Kimse bakmaz, içteki sırlarıma!

 

7                             Sırrım, feryadımın içinde durur,

Yoktur lakin, göz ve kulakta o nur!

 

8                             Perdesizdir can tene, ten de cana,

Lakin, görme izni yok, hiç bir cana.

 

9                             Ateştir şu ney sesi, hava değil.

Kimde bu ateş yoksa, ölmüş bil.

 

10                           Aşk ateşidir, içindeki neyin,

Aşk coşkusudur, özündeki meyin.

 

11                           Neydir, yardan ayrılana, gerçek yar,

Ki perdeleri, perdemizi yırtar!

 

12                           Kim görmüş, ney gibi, zehir ve derman?

                               Kim görmüş, ney gibi, bir dost ve hayran,

 

13                           Verir, kan dolu bir yoldan haber, ney.

Mecnundan, aşk öyküleri söyler, ney.

 

14                           Nasıl ki, kulaksa talibi dilin,

Akla sırdaş da deliliktir, bilin!

 

15                           Aşk derdimizle, durgun aktı günler,

Ateşlere dost olup, yaktı günler.

 

16                           Geçsin günler, yok endişeye mahal,

Ey, saflıkta benzersiz dost, gitme, kal!

 

17                           Suya kanar, balıktan gayri her ne var,

Nasipsizin günü, uzar da uzar!

 

18                           Anlar mı hiç, pişmişin halinden ham?

Sözü, kısa kesmek gerek, vesselam!”

 

(Dinle, Ey Oğul!)

 

19                           Altın gümüş kaydı, yeter, ey oğul!

Bu bağları çöz de, azat ol, kurtul!

 

20                          Bir denizi, bir testiye doldursan,

Kısmetten fazlasını almaz, ey can!

 

21                           Aç gözlülerin göz testisi dolmaz,

Kanaatsiz sedefte, inci olmaz.

 

22                           Aşkla üstü başı yırtılan bir can,

Arınır, hırs ve cümle kusurlardan.

 

23                           Ey sevdası güzel aşkımız, sevin!

Tabibi sensin, tüm dertlerimizin!

 

24                           İlacısın, kibir ve kuruntunun,

Sensin bize, Calinus ve Eflatun.

 

25                           Aşkla göklere çıktı, toprak beden,

Dağ raks ederek, oynadı yerinden!

 

26                           Ey âşık, aşk getirdi Tûr’u cana!

Tûr mest oldu, düştü Mûsâ bir yana.

 

27                           Dostun dudağına eş olsam eğer,

Söylerdim ney misâli, nice sözler!

 

28                          Ayrı düşen, sesine ses verenden,

Yüz nağme bilse de, mahrumdur dilden!

 

29                           Geçti gülistan zamanı, gitti gül,

Söylemez oldu macerayı, bülbül.

 

30                          Yardir her ne varsa, perdedir âşık,

Yardir zinde kalan, mürdedir âşık!

 

 

31                           Aşk hevesinden mahrum olan bir er,

Yazık ki, kanatsız bir kuşa benzer.

 

32                           Olmazsa yar nuru, yanda yörede,

Nasıl aklederim; ön, son nerede?

 

33                           Aşk ister ki, çıksın bu söz meydana,

Söz taşımasın da ne yapsın ayna?

 

34                           Bilir misin, niye yansıtmaz aynan?

Yüzünden pas silinmemiş de ondan.

 

35                           Gelin dostlar, dinleyin şu kıssayı,

Gerçek halimizin nakdidir, payı.

 

 

Bir Padişahın Bir Halayığa Âşık Olup Satın Alması, Halayığın Hastalanması ve Padişahın Onu İyileştirmek İçin Başvurduğu Tedbirin Hikayesi.

 

 

36                           Vardı, çok zaman önceden bir melik,

Hem din, hem de dünya mülküne mâlik.

 

37                           Melik, tesadüfen at bindi bir gün,

Has kullarıyla ava gitti, görün!

 

38                          Bir halayık gördü şah, yol üstünde,

Oldu canı, o halayığa bende.

 

39                           Çırpındı can kuşu, kafeste derhal,

Satın aldı halayığı, verip mal.

 

40                          Onu alıp, erdi murada sultan,

Halayık hastalandı, takdir Haktan!

 

41                           Birinde eşek vardı, yoktu palan,

Palan buldu, kurda yem oldu hayvan.

 

42                           Testisi vardı, su geçmedi ele,

Su buldu, testi kırılmış, bak hele!

 

43                           Hekimleri toplayıp sağdan soldan,

Dedi: “Elinizdedir her iki can!

 

44                           Canım ne ki, odur canımın canı,

Dertli ve hastayım, odur dermanı.

 

45                           Her kim bulursa Mercan’ıma derman,

Onundur; hazine, inci ve mercan!”

 

 

46                           Dediler: “Edelim sana can feda,

Düşünüp birlikte, bulalım deva.

 

47                           Her birimiz, bir dünya Mesîh’i hem

Vardır elimizde, her derde merhem!

 

48                          Büyüklenip demediler, inşallah,

Gösterdi onlara aczini, Allah.

 

49                           İnşallahı terkten kastım; gafil dil,

Yoksa, insana özgü bir hal değil!

 

50                          Ey can, nice inşallah demeyen er,

Canı, inşallahın canıyla birler!

 

51                           Ne yaptılarsa ilaç ve devadan,

Arttı hastalık, olmadı umulan.

 

52                           Hastalıktan oldu halayık, bir kıl,

Şahın kanlı göz yaşı da, sanki Nil.

 

53                           Sirkengebin safra artırdı, takdir,

Badem yağı, etti peklikle tesir!

 

54                           Helileden ishal gitti, kabız var,

Su ise, neft gibi, ateşi harlar.

 

Hekimlerin Halayığı Tedavide Âciz Kalmalarının Zahir Olması, Padişahın Hakkın Huzuruna Yüz Tutması ve Rüyada Bir Veliyi Görmesi.

 

55                           Hekimlerin aczini görünce han,

Yalnayak mescide koştu, perişan.

 

56                           Mescide girip, mihraba vardı han,

Secde yeri sırsıklam; göz yaşından.

 

57                           Kendine geldi, batmışken fenaya,

Başladı, hoş bir beyanla senaya:

 

58                          “Ey, en az lütfü cihan mülkü olan,

Ben ne diyeyim, gizli sana ayan!

 

59                           Dayim sensin, hacetimize penah,

Yolu, bu sefer de yanıldık, ey şah!

 

60                          Dedin, sırrını bilsem de ne kadar,

Yine de gizleme sen, kıl aşikar!

 

61                           Can özünden feryat edince sultan,

                               Coştu lütuf denizi, o feryattan.

 

62                           Gözü yaşlı, uykuya daldı emir,

Göründü rüyasında ona, bir pîr.

 

63                           Dedi: “Müjde ey şah, dileğin kabul,

Yarın gelecek bizden, sana bir kul.

 

64                           Hâzık hekimdir, o geldiği zaman,

Emin ve doğru bil, sıdk ile inan.

 

65                           Mutlak olan sihri gör, ilacında,

Hakkın kudretini gör, mizacında.

 

66                           Vade zamanı gelince, doğdu gün,

Yaktı yıldızları, doğudan bütün.

 

67                           Şah, görmek için rüyadaki sırrı,

Bakmaktaydı, pencereden dışarı.

 

68                          Bir şahıs gördü; cümle kemale eş,

Sanki, gölgeler içinde bir güneş!

 

69                           Geliyordu uzaktan, tıpkı hilal,

Ne vardı ne de yoktu, illa hayal.

 

70                          Yok hükmündedir, ruhtaki hayaller,

Gör ki, cihan da bir hayaldir, yeler.

 

71                           Bir hayaldir, barış ve savaşları,

Hayaldir onların övünç ve arı.

 

72                           Velilere tuzak olan hayaller,

Hak bağındaki ay yüzlerden eser.

 

73                           Rüyasında gördüğü hayal, hanın,

Cilve kılardı yüzünde, mihmanın.

 

74                           Hacipler yanında alıp soluğu,

Bizzat karşıladı, gaybî konuğu.

 

75                           Her ikisi de tanışık bir umman,

Birbirine, dikişsiz dikilmiş can.

 

76                           Dedi: “O değil, senmişsin bana yar,

Lakin dünyada iş içinde iş var.

 

77                           Mustafa’sın sen bana, ben de Ömer,

Bağladım sana, hizmet için kemer.

 

Muvaffakiyetler Verici Yüce Allah’tan Muvaffakiyet ve Bütün Durumlarda Edebe Riayet Dileme ve Edepsizliğin Zararlarının Vahameti.

 

78                          Edepte, yardım dileyelim Haktan,

Erişmez edepsize, ondan ihsan.

 

79                           Vermez edepsiz, sırf kendine zarar,

Belki, bütün cihanı oda yakar.

 

80                          Sofra gelirdi dayim, gökten yere,

Ne dedi kodu, ne de ala vere.

 

81                           Mûsâ kavminden birkaç edepsiz er:

Hani sarımsak, mercimek?” dediler.

 

82                          Kesildi semadan, sofra nimeti,

Kaldı bize, ekip biçme zahmeti.

 

83                          Îsâ, tekrar şefaat edince Hak,

Yemek gönderdi yine, tabak tabak. 

 

84                          Küstahlar, yine aştılar edebi,

Kırıntı çaldılar, dilenci gibi.

 

85                          Yalvarıp Îsâ, dedi ki onlara:

Dayimdir, kalkmaz âlemden bu sofra.

 

86                          Büyüğün sofrasında küfürdür, ah!

Kötü zanlara kapılmak ve tamah.

 

87                          Hırsa düştü bu görmedik gedalar,

Rahmet kapısı da kapandı, tekrar.

 

88                          Verilmez ise zekat, yağmaz yağmur,

Zinadan da her yeri, veba vurur.

 

89                          Her ne varsa sende, kasvet ve gamdan,

Bil, küstahlık ve arsızlıktan nişan!

 

90                          Dost yolunda pervasız ise bir er,

Odur namert, mertler yolunu keser.

 

91                           Edeple nura gark olmuştur felek,

Edeple temiz ve masumdur melek.

 

92                           Güneşin tutulması küstahlıktan,

Cüretten kapı kovgunudur, şeytan.

 

Padişahın Rüyasında Gösterilen Velî İle Görüşmesi.

 

93                           Kollarını açıp, sardı mihmanı,

Aşk gibi, can özüne saldı onu.

 

94                           Hürmetle öptü, alın ve elini,

Sordu ona; vatanını, elini.

 

95                           Sora sora, tahtgâha çekti hemen,

Dedi: “Sabırla hazine buldum ben,

 

96                           Ey darlık gideren, ey Hak ziyası!

Ey, ‘sabır ferah açar’ın manası!

 

97                           Her suale cevaptır, senin yüzün,

Müşkül hallolur, gereği yok sözün.

 

98                          Tercümansın, gönlümüzdeki sırra,

Kurtarırsın, kim batarsa çamura.

 

99                           Merhaba, ey seçkin zat, ey murtaza!

Kaybında; gök daralır, gelir kaza!

 

100                        Kavmin şahısın, seni sevmeyen er,

Bundan vazgeçmezse helake gider.

 

HAYAT AĞACI
M. Faik Özdengül
ORUÇLUNUN GÜLÜMSEMESİ
Nuri Şimşekler
MEVLÂNA DERGÂHI POSTNİŞİNLERİ
Yakup Şafak
Ayşe Şasa’nın Bir Ruh Macerası
İsmail Güleç
Oruç Açlık mı, Arınma mıdır?
Muhsin İlyas Subaşı
Yakup Kadri Mevlevihanede
Mehmet Demirci
Sahte Şeyhler
Editör'den
İSLAM TASAVVUFU - Soru ve Cevaplar
Editör'ün Seçimi
KOZMOPOLİT
Misafir Yazar
Beş Duyu ile Yetinmek
M. Sait Karaçorlu
MESNEVÎ HİKÂYELERİ
Adnan K.İsmailoğlu
CELALEDDİN ÇELEBİ (II)
Lokman D. Solmaz
Hz. Mevlâna'yı yadediyoruz
Bilal Kemikli
KİMİN MÜRŞİDİ YOKSA
Mahmut Erol Kılıç
MEVLANA DOSTLARINA TARİHLER-II
İsmail Yakıt
Bir zamanlar adalet deyince
Cuma Mektupları
Dünyanın düğünü var
H. Nur Artıran
Sufi ve Tasavvuf
Cemalnur Sargut

Click here to join semazen
Semazen Yahoo Groubs

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.1697 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya