Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler
Bağış

    

 

  




 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Güncel Haberler

Ramazan Mübarek olsun...

Ramazan mübarek olsun! Nefsimiz, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayırlar getirsin...

04 Haziran 2016

 

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

 

Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı ve mükafatlarının sınırsız olarak verildiği bu manevi mevsimi, geçmişimizi muhasebe ederek, kendimizi kötülüklerden ve haramlardan uzak tutarak, hayra ve kalıcı mutluluğa yönelerek çok iyi değerlendirelim. Yapacağımız hayır ve ibadetlerle Allah’ın rızasını kazanmaya, iyi ve güzel davranışları artırarak, geçici ve kötü şeyleri de terk ederek onbir ayın geride bıraktığı manevi kirleri temizlemeye çalışalım. Oruçlarımızı her türlü haramdan, kötü söz ve davranışlardan bizleri koruyucu bir kalkan kılalım.

Ramazan ayının nefsimiz, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayırlar, huzur ve barış getirmesini, bizleri olgunlaştırmasını ve yüceltmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz

Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. 

(Size farz kılınan oruç), sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutamadığı günler sayısınca tutar. Ona dayanıp kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.  

Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.

Kur'an-ı Azimuşşan Bakara Suresi: 183 - 184 - 185 - 186

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]

(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]

(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]

Hz. Muhammed (s.a.v.)

 

Oruca sarıl, sabret; orucu terk etme, her an Hak’tan rızkını bekle!

Açlık sıkıntısı, hem lâtiflik, hem hafif bir hale gelme, hem de Allah’a yalvarıp ibadette bulunma bakımından diğer illetlerden elbette daha iyidir.

 

Cihad ve oruç güçtür, çetindir. Fakat bu güçlük ve çetinlik, Allah’ın, kulu kendinden uzaklaştırmasından daha iyidir.

 

Hz. Mevlâna (k.s.)

 

 

ARINMA MEVSİMİ OLARAK RAMAZAN

Kadir ÖZKÖSE*

“İslâm inancında Ramazan ayı mağfiret, lütuf ve ihsan ile birlikte anılır. Hepimiz inanırız ki, bu ayda açılan eller boş çevrilmeyecek, gönüller mutluluk, yüzler tebessümle dolacaktır.”

İbadete aşina olan, kulluk görevini yerine getiren Müslüman, muayyen vakitlerde gerçekleştirilen ibadetlerle bir vakit disiplini elde etmektedir. İnsanın dünyaya Müslüman olarak geldiğini kabul eden İslâm, bu dünyadan da ancak Müslüman olarak ayrılmasını istiyor. Böylece İslâm, doğumdan ölüme kadar bir İslâmi kimlik arzu ediyor. Bu da gerçekten bir ömür boyu tutarlılık demektir. Bu bir bakıma zamanı İslâm’a göre yoğurmak ve her an İslâm duyarlığı üzerinde bulunmak anlamına geliyor. Vakitleri donatan her ibadetin, Müslümanın hayatında zamanı İslâm’la birlikte yaşama disiplini inşa ettiğini söyleyebiliriz.

Tasavvuf anlayışında sufi İbnü’l-vakt’tır. Yani zamanın çocuğu, elindeki vaktin değerini iyi hesap edendir. Vaktin zayi edilmesi büyük kayıp sayılmaktadır. İslâm kültüründe zaman dışında her şeyde belli bir müsamaha vardır. Ancak vakit hususunda bin senede bir nefes dahi kaçıracak olsan müsamaha yoktur.1

Tasavvuf düşüncesindeki vukuf-i zamanî ve hûş der dem prensipleri de Müslümanın zamanı nasıl geçireceğinin derin bir farkındalığında oluşunu ve aldığı her nefeste gafletten uyanık yaşayışını ifade etmektedir.

Peygamberimizin ifadesi ile zaman, pek çoklarımızca değeri ve kıymeti ifade edilememektedir. Zamana Kur’an’da yemin edilmekte,2 ibadetlerin icrası vakte, vakit şartına bağlı kalmaktadır. Günde beş kez okunan ezanlar insana bir anlamda vaktin kıymetini bildirmektedir.

Zaman dilimleri içerisinde bazı zamanların özel bir yeri vardır. Bu yüzden onlar, çok daha iyi değerlendirilmelidir. Ramazan ayı da bu özel zamanların başında gelir. Bu aya değer kazandıran Kur’an’dır.

Peygamberimizin hayatında bu ay, her bakımdan diğer aylardan farklı olmuştur. Şöyle ki, her zaman cömert olan Hz. Peygamber Ramazanda daha cömert olur; her zaman Kur’an okuyan Hz. Peygamber, Ramazanda daha çok Kur’an okur; her zaman ibadet eden Hz. Peygamber Ramazanda daha çok ibadet ederdi.

İslâm inancında Ramazan ayı mağfiret, lütuf ve ihsan ile birlikte anılır. Hepimiz inanırız ki, bu ayda açılan eller boş çevrilmeyecek, gönüller mutluluk, yüzler tebessümle dolacaktır. İftarın sevinç ve huzuru yanında sahurun bereketinin de inananı şâd u hurrem eylediğini her oruç tutan mümin bilir. Oruç Allah içindir ve ecrini de bizzat Allah verecektir. Bunun içindir ki bu ayda müminler hândân, münafıklar giryân, şeytan sûzân u perişandır. Cennet kapıları açık, cehennem kapıları kapalı ve mümin melekiyet makamındadır. Nasıl ki insan yaratılmışların en şereflisi ise Ramazan da ayların en faziletlisidir. O, on bir ayın sultanı “Hoş geldin ey şehr-i Ramazan” ile karşılanıp “Elvedâ ey mâh-ı gufrân” ile uğurlanan kutlu aydır. Müminlerin sevinci, muradı ve bayramıdır.

Manevi yönden, şer kuvvetleri dizginlenmiş, hayır imkânları çoğaltılmış ve şartlar müsaitleşmiş olan bu ay, kulların batıldan hakka, günahtan sevaba, hatadan tevbeye, kötülükten iyiliğe, fesaddan ıslaha, gafletten takvaya dönmesi için çok kıymetli bir fırsattır. Ramazanda kalbler dirilir, gönüller aydınlanır, zihinler durulur, idrak sayfaları temizlenir, iradeler bileğlenir.

Yoğun bir ibadet temposu ve manevi atmosferle geçirilen Ramazan ayı müminin kalb uyanışına, dirilişine yol açmaktadır. İbadeti Ramazana hasretmeyen ama hayatın gaileleri sonucu yavaş yavaş kalbî hayatı dumura uğrayan müminlere Ramazan yeniden dirilişin, azim ve gayretin, insanca ve Müslümanca yaşamaya dört elle sarılmanın bir fırsat mevsimidir. Kur’an’ın inişine yeniden şahit olmanın yoludur. Kur’an’ı daha iyi anlama, Kur’an’la kalbimizi ve hanelerimizi süsleme mevsimidir. Kur’an ayı olarak bilinen Ramazan Kur’an’la bütünleştikçe anlam kazanmakta ve bizleri ulviyetine çekmektedir.

Ramazan ayı boyunca çeşitli ibadetlerle iştigal eden mümin, bu ibadetler sayesinde bir ay, keyfiyetsiz olarak Allah ile beraberlik şuuru içinde olmaya, huzur maallahı yaşamaya çalışır.

Bir başka açıdan Ramazan, müminin riyazat mevsimidir. Biz insanları kahreden alışkınlıklarımız ve tutkularımızdır. İbn Haldun Mukaddimes’sinde “Açlık yıllarında ölenleri açlığın değil alıştıkları tokluğun öldürdüğünü” söylemektedir.

Ruhumuzun aydınlığını ve safiyetini korumamızın yolu şeytanî hasletlerden ve nefsânî dürtülerden kendimizi muhafaza edebilmemizdir. Nakıs insanlardan kamil işler çıkmayacağı için Müslümanın kalbini her türlü ayrık otlarından arındırması gerekmektedir. Şeklî, merasime dayalı, gösteriş kokan Müslümanlık tutumundan uzaklaşıp özü yakalama mecburiyetindeyiz. Müslümanlığı kafamıza ve kalbimize onaylatmak durumundayız. Dilimizle kalbimizin aynı telde çalmasını sağlamalıyız. Ramazan ayı aslında bir muhasebe, otokontrol ve kendimizi test etme sürecidir. Allah için davranmanın, Allah yolunda olmanın, Allah adına hareket etmenin hatırlatıldığı bir iklimdir. Nazargâh-ı ilahi, tecelligâh-ı ilahi olan kalbimize Hakk’tan başkasını misafir etmemenin yoludur.

Gönül hanesinin saf ve temiz olması dış etkenlerden ve menfî dürtülerden korunmasına bağlıdır. Ego veya nefis dediğimiz, bizlere kötülüğü emreden, bizleri yanlışa sürükleyen şeytanın içimizdeki temsilcisini kontrol altında tutmamız gerekmektedir. İbadetlerimizin hedeflerinden biri de benliğimizin İslamileştirilmesi, nefsimizin ıslahıdır.

İslâmiyet’e göre insan yapısında bulunan kötülüklerin kaynağı nefistir. Çünkü nefiş “alabildiğine kötülüğü emreden 3 ve kişiyi günaha yöneltmek için fısıltılar hâlinde sürekli telkinde bulunan4 bir güçtür. İşte bu tür nefse nefs-i emmâre denir ki, insan varlığının en aşağı tabakası olup, bütün kötü huyların ve çirkin hareketlerin merkezidir.5

O, insanı daima kötülüğe sürükler. Kulağa vesvese verir,6 isteklere ve kötü arzulara meyleder. İnsanın onu yenmesi,7 sabırlı olması8 ve açgözlülüğünden korunması9 lâzımdır. Günaha temayülün ve dünyaya ait isteklerin odak noktası olarak karşımıza çıkan nefs-i emmâre, heva ve hevesin kaynağıdır.10

Hz. Peygamber(s.a.v), nefse karşı yapılacak mücadeleyi, en büyük cihad olarak isimlendirmiştir.11.

Kur’an-ı Kerim’de nefsini tezkiye edenin veya nefsini Allah’ın tezkiye ettiği kişinin felâha ulaşacağı bildirilmiştir.12

Bu gayeye binaen, nefsi arındırma yolları ve merhaleleri, özellikle tasavvuf erbabı tarafından sıkça işlenmiş, bu konu üzerinde çok fazla durulmuştur.13

Tamamen ahlâkı güzelleştirip, kötü huyları ve hasletleri yok etmeye yönelen irşad ve talimler, nefsi meşru haklarından da mahrum bırakmamalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde; “Üzerinde Rabbi’nin de hakkı vardır; nefsinin de. Öyleyse her hak sahibine hakkını ver.”14 buyurmuştur. Kişinin tabii ihtiyaçlarına engel olması, Allah tarafından taşkınlık olarak tanımlanmıştır:

“Ey İnananlar! Allah’ın size helâl ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.”15 Bu âyet, bazı sahabîlerin bir takım meşru nimetleri nefislerine haram kılma kararları münasebetiyle inmiştir.16

Kur’an-ı Kerim, bu menfî temayüllü nefse karşı, kendini kınayan nefse, “levvâme” ve rızâ-i Hakk’ta huzur bulan nefse de “mutmainne” demektedir.17

Kur’an, bizlere, dizginlenmiş ve eğitilmiş, iyilik yapmayı kabullenmiş nefislere ulaşmayı önermektedir.18

İbnu’l-Cevzî’nin tanımlamasına göre nefis insanın bir bineği gibidir. Yüce gayelere ulaşması için insanın bineğine yumuşak davranması gerekir. Nefsi doyurma konusunda zararlı olan yöntemleri bırakıp faydalı yöntemlere bakılmalıdır. Helâl olan düzenlemeleri terk etmek suretiyle aşırılıklara tevessül, hem dine ve hem de insan bedenine zarar verir.19
Dolayısıyla İslam’da nefsin öldürülmesi, insanın arzularının yok sayılması değil, nefsin ıslahı, arzularını sınırlandırması esastır.

Nefsin ıslahı ile kulun dindeki kemali doğru orantılıdır. Bir mütefekkirin ifadesini söyleyecek olursak; “Nefsi kendi elinde kar gibi erimeyenin elinde din, kar gibi erir.”20

Tükenmeyen ihtiraslarımız, bitmek bilmeyen arzularımız, sonu gelmeyen emellerimiz bizleri esir almakta, huzursuz kılmakta ve köleleştirmektedir. Allah’ın azat ettiği kimseyi hiçbir olgunun esir almaması gerekirken, maalesef tutsaklıklardan kendimizi kurtaramamaktayız. İradesi zayıf, kararsız, idealsiz ve gayretsiz yığınlar haline gelebilmekteyiz. Oruç ibadeti ile Müslümana iradesine hâkimiyeti, nefsini terbiyesi, arzularını sınırlandırması eğitimi verilmektedir. Hayatı yeme-içmeden ibaret görenlere ulvi değerler hatırlatılmaktadır.

İnsan ancak Allah’a bağlandığı zaman hür olduğunu, var olabildiğini, diğer insanları, varlıkları hatırlayabildiğini, onlarla “aynı dil”i konuşabildiğini, sorunlarını paylaşabildiğini, sorunlarına sahip çıkıldığını, Allah’ın rahmet, mağfiret ve sevgisine mazhar olabildiğini fiilen ve de en çok bu ilâhî senfoninin görkemli bir şekilde “sahnelendiği” Ramazan’da anlayabiliyor.

Oruç, insanın egosunu, arzularını, iştihalarını, dürtülerini başkalarının zor kullanmasıyla değil sadece kendisine kontrol ettiren ve böylelikle insanı özgürleştiren, insanî özelliklerini, imkânlarını ve zaaflarını keşfettiren; oruçlu olduğu her an kendisiyle, arzularıyla hesaplaşmasını sağlayan ve sonunda insanı her bakımdan arındıran, olgunlaştıran; dünyaya, insanlara ve tüm varlıklara bambaşka bir gözle bakmasını mümkün kılan eşsiz bir anlam, aşk, coşku ve kardeşlik mevsimi.

İnsan zıtların bileşkesi olan bir varlıktır. Onda bedenle ruh, madde ile mânâ, özle töz iç içedir. İnsanın mutluluğu farklı bu iki unsurun dengede tutulmasına bağlıdır. Maddi yönümüz daha somut olduğu için, ruhî güçlerimizi gölgelemek ve ona baskın çıkmak eğilimindedir. Bu eğilim sürekli ve etkili olursa insanın ruhunun olgunlaşması engellenmiş olur. O bakımdan bedenin ruha boyun eğmesi için, bedenî gücün sınırlı tutulması ruhânî gücün artırılması gerekir.

Gıda bedeni, ibadet ruhu besler. Gıdanın azaltılması, ibadetin artırılması, ruhun bedene, akl-ı selimin hislere egemen olması anlamına gelir. Beden bağından kurtulan ruh ilahi âleme yükselir.

Günümüz insanları rafine etme, arındırma, temizleme terimlerinin psikolojik boyutunu tamamen unutmuştur. Bu terimler ya siyah petrolün dünya piyasasına sunulması ya fabrika atıklarının işe yarar hale getirilmesi veya kirli suların sağlığa zarar vermemesinin temini gibi tamamen maddî, nakdî ve efektif konulara tahsis edilmiştir.

Bir başka ifade ile insan kendini arındırmadan, çevresini ve tabiatı arındıracağını zannetmektedir. İç dünyasını yedi başlı ejderhadan kurtarmadan toplumu ve insanlığı kurtaracağını düşünmektedir. Halbuki Kur’an’ın verdiği mesaj böyle değildir. O “temizlenmeyi” esas almaktadır.

Arınma yollarından biri olan orucun aç-susuz kalmaktan ibaret olmadığını düşünen sufiler üç türlü oruçtan bahsetmektedirler.

1. Avamın orucu: Avam, yani halk, yeme ve içme gibi orucu bozan şeyleri terk ederek oruç tutar, bunun ötesini düşünmez.

2. Havassın orucu: Salih ve dindarların orucu avamın orucunun şartlarını taşır, ayrıca daha başka bir takım özellikleri de vardır. Bunların başında insanın bedeni ve organları ile günah işlememesi gelir. Gözleri, dili, kulağı, el ve ayakları denetim altında tutmaktır. Kamil anlamda oruç bütün organların iştirakiyle gerçekleşir. Kişi midesini yemek içmekten koruduğu gibi; dilini de yalandan, kötü sözden, boş laftan uzak tutmalıdır. Göz harama, yanlış yerlere bakmamalı, kusur aramamalıdır. Kulak gıybet, dedikodu ve abes şeyler dinlememelidir.

Orucun ruhu; şeytanın araç olarak kullandığı kuvveti zayıflatmak, nefsin kötülüğe dönmesini önlemektir. Oruçla saflaşan kalbe şeytan yaklaşamaz. Böyle bir kalbe sahip olan mümin melekût âlemini seyreder. Melekûtun temaşa edilmesi için midenin boş tutulması, zihnin masivadan arındırılması ve kalbin safileştirilmesi gerekir.

3. Hassu’l-havassın orucu: Bunlar çok özel insanlardır. Bunların zihnine dünya düşüncesi, kalbine kötü duygular girmez. Allah’tan başka bir şey düşünmezler. Gönülde güzelliklerin hissedilmesi, zihinde güzel şeylerin düşünülmesi esastır.

Sûfî isimlerden Muzaffer Kırmısînî ise orucun farklı boyutta üç tasnifini yapmaktadır. Bunlar ruhun, aklın ve nefsin oruçlarıdır. Ruhun orucu, aşırı ihtiraslardan uzak bulunmak ve kanaat sahibi olmaktır. (Kasr-ı emel, kanaat). Aklın orucu, heva ve heveslere aykırı hareket etmektir. Nefsin orucu yeme-içme ve harama karşı perhizkâr olmaktır (imsâk).21

Oruç ibadetine özel bir itina gösteren, sevenlerine orucun hikmetlerine bürünmeyi telkin eden Mevlânâ, Ramazanda Cenab-ı Hakk’ın kullarla birlikte olduğunu şöyle dile getirir:

“Ramazan geldi, fakat bayram bizimle birlikte; kilit geldi, fakat anahtar bizde.

Oruç ağzı bağladı, gönül gözünü açtı, gözün gördüğü o nur bizimle birlikte.

Oruçla cavnı da gönlü de temizledik; pislik bizimle birlikte ama çoktan arındı, gitti.

Oruç tutmak zahmetlidir ama görünmeyen gönül definesi bizimle birlikte.

Ramazan gönüller hizmetine geldi, fakat gönlü yaratan bizimle birlikte.” 22

“Oruç can gözünün açılması için bedenleri kör eder, senin gönül gözün kör olduğu için hiçbir ibadet seni aydınlatamıyor.

Oruç her hayvanın ömrünü eksiltir, halbuki insanın insanlığını olgunlaştırır.” 23

Dolayısıyla Mevlânâ’ya göre oruç, ibadetlerin en büyüğüdür, insanları miraca götüren buraktır, Kur’an’ın sırrıdır. İnsanların arzuları ve nefisleri ile yaptıkları savaştır, onlara taze can bağışlar, insanların insanlığını olgunlaştırır. Varlıktan yokluğa ulaştırır. Hakk katında insanı makbul kılan niteliklere sahip eder. Bu ibadetin yapıldığı ay olarak, Ramazan önemli ve manevi değeri büyük bir aydır. İnsanların kötülüklerden arındığı bir yardımlaşma mevsimidir. Bu ayda gizli olan Kadir Gecesi’ni Mevlânâ, Tanrı’nın gecesi olarak kabul eder. Sözün özü Mevlânâ, orucu sever, hatta zaman zaman namaza bile tercih eder ve oruç ayı adeta şiirleşip şahsıyla bütünleşir. Oruç ayını takip eden bayram ayı ise Mevlânâ’nın eserlerini sevinçle doldurur. 24

Özetle, Ramazan ayı icra ettiğimiz çeşitli ibadetlerle, keyfiyetsiz olarak Allah ile beraberlik şuuru içinde yaşamanın, huzur maallahı idrak etmenin yoludur.

Ramazan, kış uykusuna yatmış olan insanlığın, uyanması için bir bahar başlangıcıdır. Güneş ışığının tabiatı diriltmesi gibi, Ramazan da vahiy nuruyla, uyuşuk insanları canlandırmaktadır.

Bu ay, aç kalıp uyuma ayı değil; belki yemeyerek, maddi refah, lükş debdebe ve sömürüden kaçma, insanlara kul olmaktan kurtulma, Allah’ın Kur’an’ına sarılma ayıdır.

Ramazan müminin donanım mektebidir. Açları, ezilmişleri, kimsesizleri anlama mevsimi, onlarla bir olabilme eğitimidir.

Ramazan, müminin özgürlük ve bağımsızlık ayıdır. En büyük düşmanı olan nefsiyle mücadele ederek, ondan bağımsızlaşır ve onu yendiği gibi Kur’an’a ters düşen her şeyi bir kenara iterek ferdi ve İslâmî hürriyetine kavuşur, şahsiyet bulur. Kötülüğün her türlüsünden, aşağılıktan, hakaretten, bağımlılıktan ve kölelikten kendimizi bağımsız saymamıza kapı aralayan bir iklimdir.

Allahu Teala’nın ilahi ziyafetini hep birlikte idrak etmek istiyorsak, boynu bükük, ebeveyninden mahrum, bîçâre yavruları, yoksulları, felâketzedeleri, kısaca ihtiyaç içinde kıvranan herkesi bağrımıza basmamız, Hakk’ın bize bahşetmiş olduğu ihtiyaç nimetlerinden, onlara da vermemiz elzemdir. Zira ferdî heyecanın, sadece kendimiz için yaşamanın, dinimiz indinde hiçbir kıymeti yoktur. Zaman fırsatları değerlendirme vaktidir. Şairin diliyle söyleyecek olursak;

Bülbül ne yatarsın nevbahar oldu,

Çağrışıp ötmenin zamanı geldi!

O halde tevbeye, kulluğa, takvaya ve gayrete bürünelim. Hakk’a kul olup rahmete mazhar olalım.


Dipnotlar

* (C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dekanlığı Tarafından Düzenlenen ve 08.10.2005 tarihinde Sivas Belediyesi Kültür Merkezinde Gerçekleştirilen "Bütün Yönleriyle Ramazan İklimi" Konulu Panel Tebliği olarak sunulmuştur.)

1- Ebû Nasr Serrâc, el-Lum’a fi’t-tasavvuf (İslam Tasavvufu), çev. H. Kamil Yılmaz, Altınoluk yay., İstanbul 1996, 394.

2- Asr, 103/1.

3- Yûsuf,12/53: “(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”

4- Kâf,50/16: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”; Necm,53/23: “Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.”

5- Süleyman Ateş, İslâm Tasavvufu, İstanbul 1981, s.89.

6- Kâf,50/16: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”

7- Nâziât,79/40: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için.”

8- Kehf,18/28: “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”

9- Haşr,59/9: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir”.

10- Necm,53/23: “Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.”

11- İsmail Muhammed el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, Beyrut 1351, I/424.

12- Şemş91/9: “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir”.

13- Ebû Abdullah Muhammed b. Ali el-Hâkim et-Tirmizî, Kitabu’r-Riyâda ve Edebu’n-Nefş Mısır 1947, 42.

14- Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buharî, el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul 1981, Adâb, 84-86.

15- Mâide,5/87.

16- Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâbu’n-Nüzul, Beyrut 1978, 137-138.

17-H.Mehmet Soysaldı, “İslâm’da Günah Kavramı”, Tasavvuf Dergisi, yıl:3, S.7, Eylül-Aralık 2001, 150-151.

18- Kıyâme,75/2: “Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz)” ; Fecr,89/27-28: “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön”.

19- Ebu’l-Ferec Abdurrahman İbnu’l-Cevzî, Telbîsu İblîş Beyrut 1992, s.136.

20- Kemal Sayar, “Geçmişin Bilgeliği Bugünün Psikoterapileriyle Buluşabilir mi? Sufi Psikolojisi Örneği”, Sufi Psikolojisi, İnsan Yayınları, İstanbul 2000, 12.

21- Ebu’l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyri, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye fi İlmi’t-Tasavvuf, haz.Ma’ruf Zerrik, Ali Abdulhamid Baltacı, Daru’l-Hayr, Beyrut 1993, 425.

22- Müjgân Cunbur, “Mevlânâ ve Oruç Ayı”, 1. Milletlerarası Mevlânâ Kongresi Tebliğleri, 3-5 Mayıs 1987, Konya 1987, 134.

23- Cunbur, “Mevlânâ ve Oruç Ayı”, 1. Milletlerarası Mevlânâ Kongresi Tebliğleri, 135-36.

24- Cunbur, “Mevlânâ ve Oruç Ayı”, 1. Milletlerarası Mevlânâ Kongresi Tebliğleri, 140.

 

 

Bu Yazı 1463 defa okundu.
Diğer Güncel Haberler
Her Cumartesi Sema'da buluşalım... 05.07.2017
Leyle-i Kadir Mübarek Olsun 21.06.2017
Konferansa Davet 15.06.2017
Hayırlı berâtlarımız ola 10.05.2017
21. Yılında Çelebi anılacak. 17.04.2017
Leyle-i Regâib mübarek olsun... 30.03.2017
Sohbet 02.03.2017
Şefik Can Dede anma proğramı 26.01.2017
Pakistan'da anılıyor. 19.01.2017
Şefik Can Dede anılacak... 14.01.2017
Sûfîlerin Sırları 23.12.2016
743. Vuslat Ses Kayıtları 21.12.2016
Vakt-i Şerif Hayrola... 17.12.2016
Hz. Mevlâna’da Peygamber Sevgisi 13.12.2016
743. Vuslat 07.12.2016
Sırlı Cam 02.11.2016
Sempozyum 19.10.2016
Mesnevî-i Mânevî Şerhi 02.09.2016
Gelibolulu Şakir Efendi ve Divançesi 10.08.2016
Mevlevî Evrad-ı Şerifi 22.06.2016
Tâhirü'l Mevlevî Dede 21.06.2016
Fîhi Mâ Fîh 24.05.2016
Fransa'da Mesnevî sohbetleri 24.05.2016
Mehmed Celâleddîn Dede 20.05.2016
Sufi Araştırmaları Dergisi 14.05.2016
Mesnevi Sohbetleri 14.05.2016
Yaman Dede Dualarla Anıldı. 06.05.2016
Eşrefoğlu Rumi Hazretleri Anıldı 03.05.2016
Vakt Erişti Dem Bu Dem 02.05.2016
Sevgi ve Barış yürüyüşü 29.04.2016
Panel 23.04.2016
Celâleddin Çelebi Anıldı... 18.04.2016
20. Yılında Çelebi anılacak. 13.04.2016
Yeni bir Eser 26.02.2016
Şefik Can Dede Anıldı. 25.01.2016
Pakistan'da Şefik Can Dede anılıyor. 21.01.2016
Mesnevî Neşri 14.01.2016
742. Vuslat Ses Kayıtları 29.12.2015
Sultan Veled Divanı’ndan Seçmeler 28.12.2015
EDEP YAHU
M. Faik Özdengül
Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri
İsmail Güleç
Topkapı Sarayı ve Mevlâna
Mahmut Erol Kılıç
Oruç Açlık mı, Arınma mıdır?
Muhsin İlyas Subaşı
HZ. MEVLÂNÂ'YA GÖRE RAMAZAN VE ORUÇ
Editör'ün Seçimi
ORUCUN İÇ ANLAMI
Mehmet Demirci
Mevlânâ ve Nefs Eğitiminde Oruç
Misafir Yazar
ORUÇLUNUN GÜLÜMSEMESİ
Nuri Şimşekler
MESNEVİ’DE MANEVÎ MOTİVASYON
Yakup Şafak
Ramazan Üzerine
Ö. Tugrul İnançer
HAZRET-İ MEVLÂNÂ’NIN SEMÂ'I
A.Selâhaddin Çelebi
RAMAZAN VE ORUÇ GAZELLERİ
Adnan K.İsmailoğlu
Mesnevî ve Maârif’e göre Oruç
H. Nur Artıran
Oruç
Mehmet Fatih
Perhiz
M. Sait Karaçorlu
Oruç ile benliği at, can oluver
Cuma Mektupları
Tasavvufun Günümüzde Uygulanması
Cemalnur Sargut
HZ. MEVLÂNÂ’YA GÖRE ORUÇ
Editör'den
MEVLANA DOSTLARINA TARİHLER-II
İsmail Yakıt
Mevlânâ Aşıkı Mehmet Dede
Tarihten Bir Yaprak
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0383 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya