|

“Dostum, semâ çağı
geldi, sıçra, kalk; iş-güç vakti geldi-çattı; yarış herkesle.
Binlerce başının
ağırlığı yüzünden çok uyudun; şimdi uyardılar seni; kalk.
Hele a uçup duran
düşünce, uç bakalım; sen de şu gezip duran kalıptan sıçra bakalım.
Kendine gel, sûfî,
içinde bulunduğu vaktin oğludur; geçen yıldan, gelecek yıldan geç;
sıçra.
Aşka ar-namus
sığmaz; utanmayı, ululanmayı bırak, kalk.
Ârif hânende
tembellik ediyorsa hırkanı, sarığını ver ona; sıçra.
Tanrı'nın
buyruğunca cömertlik, kârdır, faydadır;
yüzlerce
kantardan daha yeğdir bir aşk, kalk, sıçra.
Ayağının altında inciler döşeyenin aşkıyla
coşup köpüren denizin dalgası gibi kalk, sıçra.
İkiye ayrılmış saç gibi seni tutar, aşağıya
çekerse sen, sevgilinin kıvırcık saçları gibi kalk, sıçra.
Sevgilinin hayalinden bir davettir, geldi; sen
de hayal gibi sırlara dal da sıçra.
Düzenlere düştün, hilelere kapıldın hayli
demdir; bir kere de şu gaddar âlemden sıçra-gitsin.
Kafiyeler düzmeye çok sarıldın; sus da sözsüz
bir sıçra bakalım.”
Hz. Mevlâna Celaleddin-i
Rumî (k.s.)
Dîvân-ı Kebîr, VI, b.
2917-2928
|