Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler



 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Kitap CD Tanıtımı

HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM…

DVD Belgesel

Türkçe, İngilizce, Almanca ve Japonca hazırlanan DVD belgesel...

Anlatımdan:

 

HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM…

 

 Öldüğüm gün tabutum götürülürken bende bu dünya derdi var sanma, benim için ağlama, yazık ah, vah deme şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır.

Cenazem gömüldüğü zaman ayrılık, ayrılık deme, benim buluşmam, kavuşmam işte o zamandır.

 Beni toprağa verdikleri zaman elveda, elveda demeye kalkışma, mezar, cennet topluluğunun perdesidir.

Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gruptan hic ziyan gelir mi?

Yere hangi tohum ekildi de bitmedi? insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun?

Toprağa konulduğumu sanıyorsun değil mi? Ayağımın altında şu yedi gök vardır.

 

Bu denizde ne ölmek var bize

Bu denizde ne gam ne keder

Bu deniz alabildiğine muhabbet

Bu deniz iyilik ve cömertlikten ibaret

 

Sen senliğini koy gel bende benliğimi koyup geleyim.İkimiz BİR’de buluşalım, dalalım hakikatler ırmağına. İyilik, güzellik adına ne varsa bu ırmakta var..

 

 

30 Eylul 1207’de Belh’de dogan Hz.Mevlana,Gönüller tahtının sultanı  saadet mülkünün hünkarı,“Alimler peygamberlerin varisleridir” hadisinin sırrına mazhar olmuş bir mana eri, insanlar üzerinde parlayan, bugün dahi ışığına her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz hakikatler güneşidir.

O bende benimle ilgili bir şey bırakmadı” dediği aşkın gerçek hürriyet olduğunu idrak eder. Ve bu idrakle insanlığa merkezinde aşk bulunan   etrafına dalgalar halinde aşkı yayan öğretiler geliştirir.

Mevlevilik, Hazreti Mevlana’nın öğretileri ve “ayet ayet Kur’an’ın bütün manası edebten ibarettir”sözü üzerine edep temelleri üzerine oğlu Sultan Velet  tarafından müesseseleştirilir.

Bu manevi yol aşık, arif ve kamil mürşitler vasıtasıyla uzun asırlar boyunca insanlığı iyiliğe doğruluğa sevgiye hoşgörüye kısaca güzel ahlaka davet eder. Bunları gerçekleştirecek mekan düstur ve icra usullerini mükemmel bir şekilde ortaya koyar. Mevlevihanelerde gerçekleştirilen tasavvuf terbiyesine paralel olarak nazari ve ameli eğitimle devrinin en büyük şair ve hattatları Türk musikisinin en kuvvetli bestekar ve icracıları yanında pek çok hattat,muzehhib,mücellit, nakkaş ve ressam yetişir. Bir bakıma bu müesseseler günümüzün güzel sanatlar fakülteleri ve konservatuarları hükmündedir.

Konya merkezde olmak üzere özellikle Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs, Arabistan yarım adası ve kuzey Afrika’da büyük gelişme gösteren pek çok devlet adamı alim ve sanatkarı müntesipleri arasına alan sayısız ilim ve sanat eserinin vücut bulmasında ilham kaynağı teşvik ve hareket unsuru olan Mevlevilik Turk-İslam medeniyetini hakkıyla temsil eder.

 Farsça kırk rakamından(arab alfabesinin rakam olarak karsiligi olan ebced hesabina gore) gelen çile kelimesi tasavvufi bir terim olarak kırk gün müddetle küçük temiz ve sakin bir yerde yeme içme ve uykuyu azaltarak ibadet ve riyazatla meşgul olma anlamına gelir. Muhtelif tarikatlarde dervişler çilehane veya halvethane adı verilen küçük hücrelerde çileye soyunurlar. Bu uygulama Hz. Musa’nın vahiy almak için kırk gün Tur’da kalarak ibadet ettiğine işaret eden ayet yoluyla Kur’an’a “kırk günü Allah için ihlas ve samimiyetle geçiren kimsenin dili hikmet pınarlarıyla beslenir” hadisinden hareketle de Hazreti peygambere bağlanır.

Mevlevilikte çile bin bir gün müddetle usül ve adaba uygun olarak 18 değişik hizmeti görmektir. Çile müddeti Hz. Mevlana’nın hayatı boyunca çıkarmış olduğu halvetlerinin toplamının bin bir gün etmesi Cenabı Hakkın bin bir ismi ve çileden maksadın Allah’ın rızasını kazanmak olduğu rıza kelimesinin de ebced hesabıyla değerinin 1001 rakamına karşılık  geldiğiyle telif edilir.

Dünya endişelerinden kurtulmak arzusunu ortaya koyarcasina çileye soyunan çilekeşin mekanı yalnız asitanelerde bulunan matbah-ı şerif olup buraya çilekeş ve tekke zabitlerinden başkaları giremez.

Mevleviliğin merkezi olan Konya Asitanesi’nden başka Afyon, Kütahya, Galata, Yenikapı, Halep, Kahire,Selanik,Sam,Uskup,Gelibolu,Sraybosna gibi fiziki şartları uygun olan mevlevihanelerde de çile çıkarılmıştır.

Bu müesseseler matbah-ı şerif, semahane, mescit, selamlık, harem dairesi, hücreler türbe ve hamuşan bölümlerinden meydana gelir. Hazreti Pir’in “beri gel daha beri daha beri” çağrısına kulak verip edebi talep edenler, muhabbetle acıların tatlılaşacağına dertlerin şifa bulacağına inananlar, gönülleri onun verdiğiyle dertlenip aşksız geçen ömrü hesaba katmayanlar bu tarikatın edep ve muhabbet zincirinin halkaları olmuşlardır.

Onlar önünde boyun büktükleri kapıda “Ey kapılar açan Allah’ım bana da hayırla kapılar aç” niyazında bulunurlar. Nefsi arıtmak gönül huzuru sağlamak ve olgunluğa erişmek maksadıyla ikrar verilecek kapı aşıklar Kabe’si olan Mevlana dergahıdır. Çünkü orası gönül hastalıklarının şifa bulduğu ve noksanların tamamlandığı yerdir.

 

Ey dil istersen eğer kamil ola noksanın,

Sikkesi altına gir Hz. Mevlana’nın.

 

Çileye talip olan Nevniyaz matbah-ı şerifde bulunan saka postunda üç gün boyunca oturur yapacağı hizmetleri görür ve kendisine yapılanlara adeta yok sayılmak suretiyle itibar edilmeyişine tahammül ederse üç günün sonunda ikrarı alınmak üzere ahçı dedenin huzuruna çıkarılır.

“Bizim erbabı aşk’a sıdk ile ikrarımız vardır” anlayışına sahip olunan Mevlevilikte ikrardan dönmek asla tasvip edilmeyen bir davranıştır. İkrar verip 18 günlük ilk hizmetini tamamlayan cana asçı dedenin emriyle arakiye mutfak tennuresi ve elifi nemet(elbisenin uzerine takilan bir tur kemer,kusak) verilir. Can(dervis), manevi mürebbi sayılan kazancı dede nezaretinde ayakçılıktan başlayarak çerağcı, süpürgeci, pazarcı, bulaşıkcı, abrizci, çamaşırcı gibi  18 değişik hizmeti görür, kendisine tarikatın tarihçesi hakkında bilgi verilir farsça öğretilir. Mesnevi yanında lüzümlu eserler okutulur, kabiliyetine göre hat, musiki, tezhip, şiir talim ettirilir ve sema çıkarttırılır. 18 değişik hizmeti yapmakla geçen bin bir günün sonunda meydana giren can, sertariki(mevlevliligin en ust duzey yoneticisi) müteakip dedelerle daha sonra matbahtaki canlarla görüşür niyaza durur, sertarik gülbank okur, bu merasimden sonra üç gün hücresinde kapali  olan canı meydancı tarikatçı dedenin yanına getirir kendisine destegül ve merasim hırkası giydirilerek sikke tekbirlenir.

Tennure nefsin kefenini, sikke kabir taşını. Hırkada kabri sembolize eder bu suretle Mevlevi dervişleri ölmeden evvel ölme sırrına ererler, bir bakıma ham olarak geldikleri dergahın matbahındaki ocakta pişerler ve yanarlar.

Niyahet 18 günlük hücre çilesinden sonra sertarik veya çelebi efendiden evrat ve ezkarını talim ederek çilesini tamamlayan derviş, dede ünvanını alarak hücre sahibi olur.

Hakiki aşkın mazharı muhabbet sırrının mahremi olan Mevlevi mürşitleri feyz kaynağı olan kuvvetli nazarlarıyla müritlerin iç dünyalarında mükemmel bir inkılap meydana getirirler ve adeta toprağı altına dönüştürürler. Raksı sadece Allah’a olan ve ondan başkasına ihtiyaç duymayan dünyadan müstağni bir kanaat sahibi Mevleviler bilhassa ruhi olgunlukları fikri incelik ve tekamülleri sanat kabiliyetleri yanında temizlik ve zerafetleriyle de dikkatleri üzerlerine çekmişler sosyal hayatı derinden etkilemişlerdir.

Derviş kelimeyi oluşturan dal, ra, vav ye şın harflerinin sembolize ettiği dünya, riya, varlık, yalan ve şehvetten kendini arındıran insandır.

 Dervişler vecde düşerler de,Tanrıyı özleyişleri artsın,ahirete sevgileri çoğalıp dünya sevgileri dağılsın,gönülleri dünyaya yabancı olsun diye sema ederler. Kerametleri aleme yayılmış,bütün minberlerde büyüklükleri anlatılan ulu şeyhlere uyarlar, iman edenler, gözlerine çeksinler de gönülleri aydınlansın, gizli alemleri görsünler,Tanrı’ya dalsınlar diye onların ayaklarını bastığı toprakları ararlar, Sema törenini onlar` koymuşlardır; Peygamberlerin mirasçıları onlardır;miras bilgiside onlarındır, anlayış ve seziş bilgisi de onların,

 

Canım bedenimde oldukça Kur’an’ın kuluyum

Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım

Kim sözlerimden bundan başka bir söz naklederse

O nakledenden de bizarım ben o sözden de bizarım

 

 

 

 

ENGLISH VERSİON

 

I WAS RAW, COOKED and then BURNED

 

When I die and you see my coffin carried on their shoulders,

do not suppose that I carry the trouble of the world with me.

 

Do not cry for me, do not say "what misfortune," or "alas"

the time for such lament is when you fall into Satan's trap.

 

When you see my corpse do not bewail the separation

for then begins my meeting, my finding.

When they put me in the grave do not say farewell.

The grave is the shroud before heaven's gate.

 

You have seen the sun set, so watch it rise.

Does setting bring any harm to the sun or moon?

What seed ever fell to the ground without growing?

Why doubt that the seed of man will grow when it is sown?

You think I have been lowered into the ground, don't you? 

But under my feet are the seven skies.

In this ocean, there is no dying for us

In this ocean, there is no grief, no mourning

In this ocean there is all the love you can accept

This is an ocean of goodness, and generosity

 

Lay down your you-ness and come, let me lay down my I-ness and come

Let us meet in the ONE, and dive into the river of truths

This river, holding whatever is good and beautiful...

 

The exalted Mevlana, the Sultan of the hearts, the sovereign Beatitude.

the spiritual soldier to whom was revealed the meaning of the Hadith

"Scholars are the successors of the prophets."

 

He is the sun of reality who shines over mankind and

whose light we are now more in need of than ever.

The Exalted Mevlana felt love as he wrote "it left nothing of myself in me."

This understanding developed true freedom
which inspired waves of love-based teachings to mankind.

The Mevlevi sect was estabilshed by Sultan Veled, son of Mevlana,

on the basis of "Decency", and in accordance with the teachings of

The Exalted Mevlana saying. "The entire meaning of the Holy Koran comes down to decency"

This sect has invited humanity to partake of goodness, truth, love,

and tolerance; in short, to morality.  Wise and

mature sheiks, who have led the dervish order over many centuries,

have established perfectly the places, principles and behaviors to help
humanity attain this goal.

 

In the lodges of the Mevlevi dervishes, many illuminators, book-binders, miniaturists, poets and calligraphers of the age and eminent composers and singers of Turkish music received theoretical and practical training, along with the decorum of sufism.

 

In some respects, these institutions were on the sarne level

as the faculties of present-day Fine Arts Conservatories.

With Konya as its center, the Mevlevi sect flourished, especially

in Anatolia, the Balkans, Cyprus, the Arabian Peninsula and North Africa; and many statesmen, scholars and artists were among its members. The Mevlevi became the source of inspiration and incentive, and the driving force in the creation of innumerable scientific inventions and works of art,  representing the whole of Islamic Civilization. Members of the Mevlevi sect can be classified into three groups:

Those who earn the title of "dede" (a senlor dervish) by "çile," a religious retreat;

those who fulfill the obligations of a "Dervish" by following the customs of the Mevlevi sect but without having gone through çile;

and the "muhibs," or "friends," those who learn from the teachings of Mevlana by attending dervish lodges, but who are neither dedes dervishes.

 

The word "çile" is a Sufi term derived from the Persian number forty, meaning to undergo a forty-day period of praying and solitude in a pure and quiet place, while minimizing food, drink and sleep. In various sects, the dervishes undergo the period of çile in small chambers called çilehane --a place of religious retreat-- or halvethane -- a place of seclusion.

This practice is based upon the verse in the Koran indicating

that the Prophet Moses prayed on Mount Sinai for forty nights

for divine inspiration, expounded by the Prophet Muhammed, who said

"The tongue of a person who spends forty days for Allah in intimacy

is nourished with springs of wisdom."

In the Mevlevi sect, çile is to work in eighteen different services

for a period of one thousand and one days in accordance with

the Mevlevi system. The period of çile refers to the total number

of days that the Exalted Mevlana spent in halvet, solitude,

during his lifetime.

 

The one thousand and one days correspond to the one thousand and

one names of Allah. The objective of çile is to gain compliance.

The word "rıza" means consent, compliance; and when calculated according to the ebced, the Arabic system of numerology, its sum is one thousand and one.

The place of çilekeş, longsuffering, where one undergoes the period of çile to eliminate worldly concerns, is the Matbah-ı Şerif --the kitchen-- and no one but the çilekeş and tekke Zabitti --dervish lodge officers-- can enter.

Along with the Konya Asithane which is the center of the Mevlevi sect,

çile is carried out in the Mevlevihane lodges in Afyon, Kütahya,

Galata, Yenikapi, Aleppo and Cairo.

 

These institutions consist of a Matbah-i Şerif, a semahane -- the place to perform ritual movement; a masjid, or  small mosque, a selamlik, or gentlemen's apartment; a harem --wives' or women's quarters--, dervish chambers, tombs and the hamuşan,  or burial ground.

The ones seeking "decency" by heeding the words of the Exalted Pir (Mevlana): "Come closer, even closer and closer," the ones who believe that bitterness will turn to sweetness; and sickness to health with love; the ones who take their troubles to heart, never considering a moment spent without love -- these have become the links of decency and love that comprise the chain of this sect.

They pray "Oh, my Lord, opener of doors, please open auspicious doors for me as well" while at the door, they bow their heads.

 

The door to which admission is given is the Mevlana Dergah, the Dervish Lodge, which is the Kaaba of the lovers. One enters in order to purify oneself; to obtain a clear conscience and reach maturity. It is the place where sicknesses of the heart are cured and weakness is eradicated.

Oh, tongue, if you want to leave behind your weakness,

Come under the Sikke, the tall felt hat, of Mevlana the Exalted.

The nev-niyaz (the novice dervish) wishing to undergo çile sits for three days on the saka pelt, a skin mat, in the "kitchen," also known as the place of  Nev-niyaz. If he carries out the services and endures what is asked of him, being disregarded as if he were not there, and agrees to join the Sufi way, he is taken at the end of the three days before the "cook" dede to receive his admission.

In the Mevlevi sect, there is an understanding of an "acknowledgement of the intimate circle of loyalty." To go back on this acknowledgement is unacceptable.

The Can, or brother, who has completed the eighteen-day duty of errand boy, is given an arakiyye, a mohair cap; kitchen tennure, white religious robes with long skirts; and an elifi-nemed, a wide belt made of felt; and the instruction of the cook dede.

Dressed in dervish costume and having laidazide his ordinary ciothes, the Can is taken to the stoker dede.

 

The Can performs eighteen services starting from errand boy to various services such as lamp tender, sweeper, shopper, dishwasher, latrine cleaner and washman under the charge of the stoker dede, his spiritual teacher for one thousand and one days.

 

He is educated about the history of the sect; he is taught Persian, and reads the required books along with the Mesnawi.  According to his skill, he is trained in calligraphy, music, gilding, poetry and the practice of Sema, or ritual movement.

At the end of the thousand and one day period spent doing the eighteen different services, the Can enters into the lodge's meydan, the area where the sema is performed.  Here he meets the dedes, followed by the Sertarik, or Shaykh.

Later on, the Can enters the kitchen and prays.

He recites a short prayer, the Sertarik gülbank.

 

After this ceremony, the Can is confined to his chamber for three days, and is then taken to the head dede by the dede who overseeds the meydan.

 

He is dressed in a long-sleeved dervish garment called a hırka, a vest known as a destegül, and tall hat known as a sikke.   The hirka represents the burial shroud, the vest, a sepulchre; and the sikke, a tombstone.  In this way, the Mevlevi dervishes experience the secret of "dying before you die". That is, whereas they came to the lodge in a "raw" state, they are "cooked and burned in the kitchen of the Dergah.

After the eighteen days of çile, he completes his service by practicing the evrad, Koranic prayers that are recited daily; and religious songs known as the ezkar, taught by the Sertarik and the Çelebi Efendi.

 

He then receives the title of dede and becomes the owner of the chamber.

The Mevlevi teachers, bearers of true love and knowing the secret of love, bring about a sublime revolution in the hearts of their followers, and with their penetrating gazes and as, founts of spiritual consciousness, practically transform dirt into gold.

 

The Mevlevis, who only fakr, meaning poverty, toward Allah and need no-one else but Him, become scornful of the world, and make do with less.  Instead, they are concerned with their cleanliness and integrity, their spiritual growth and maturity, and their intellect; and their social lives are affected deeply.

 

A Dervish İs a person who purifies himself of the "love of the world, hypocrisy, wordliness, falsehood and lust."  These are symbolized by the Arablc letters dal, ra, vav, ye and şin, which spell "dervish."

Here these dervish Semazens, the "whirling dervishes,"

start the Sema by tilting their heads moodily as if reaching out for reality, and giving thanks for what they receive from Allah.

The Dervishes fall into ecstasy, and perform the sema, so that their longing for God and love of the next world may increase, that their love of this world may be scattered to the wind, that their hearts may become foreign to the world. Their marvels have been broadcast to the world, they heed the great shaykhs whose greatness is told in all the pulpits; let all those who believe close their eyes to this world, that their hearts fill with light, let them see the hidden worlds.  They see the ground they stand on, that they may plunge into God, they established the sema ceremony. They are the heirs of the Prophets; theirs is the knowledge of the inheritance, theirs is the knowledge of understanding and intuition.

 

"I am the servant of the Qur'an as long as I live.
I am the dust on the path of Muhammad, the Chosen one.
If anyone quotes anything except this from my sayings,
I disassociate myself from him and am outraged by those words

 

Deutsch Version

 

Am Tage meines Todes, wenn man meinen Sarg davontrægt, denke nicht, dass ich erfüllt  bin von den Übeln dieser Welt; weine nicht um mich, klage nicht. Aber wenn Du dem Teufel in die Falle gerætst, dann ist es für Dich Zeit zum Wehklagen.

Wenn man meine Leiche begræbt, solltest Du nicht traurig sein über den Abschied, denn nun erst ist es die Zeit der Wiedervereinigung.

Wenn man mich der Erde übergibt, dann verabschiede Dich nicht von mir – denn das Grab ist der Vorhang vor dem Paradies.

Hast Du den Untergang gesehen? So erlebe (betrachte) auch den Aufgang. Hat je die Sonne, der Mond, schaden genommen an dem Untergang?

Wann wurde je ein Same gesæet, der nicht gespriesst ist?

Hegest Du Zweifel, dass der Same der Menschheit nie wieder spriessen wird?

Du glaubst, man habe mich in die Erde gebettet; unter meine Füssen erstrecken sich sieben Himmel.

In diesem Meer gibt es keinen Tod für uns. In diesem Meer gibt es weder Sorge noch Trauer.

Dieses Meer ist erfüllt von Güte und Freigebigkeit.

Befreie Dich von Deinem Sein (eigensten Wesen) und ich will mich befreien von meinem. Und lass uns Eins sein, lass uns eindringen in den Strom der Wahrheit, in dem alles Gute und Schöne vereint ist.

 

Hz. Mevlânâ, der Sultan der Herzen (der Seelen), der Herrscher über dem Land der Glückseligkeit wurde am 30. September 1207 in Belh geboren.

Es war ihm vergönnt, den inneren/tieferen Sinn des Spruches von dem letzten Gesandten Gottes an die Menschheit, dem Propheten Muhammed (asvs): “Die Gelehrten sind die Erben der Propheten” zu erkennen.

Hz. Mevlânâ ist das Licht der Wahrheit, das über der Menschheit leuchtet und das wir heute mehr als je benötigen.

Er hat erkannt, dass die Liebe die wahre Freiheit ist und drückt dies mit folgenden Worten aus: “In mir ist nichts mehr zurückgeblieben, was mich betrifft.”

Dieser Weg führt seit Jahrhunderten die Menschheit geleite von dem Erleuchteten, Weisen und Liebenden zum Guten, zum Wahren, zur Liebe und Toleranz, zur Sittlichkeit. Um das zu verwirklichen, werden die Mittel und Wege bis in alle Einzelheiten angegeben.

Parallel zu der Erziehung im Sinne des Tasavvuf, werden in den “Mevlevîhâne” durch theoretische und praktische Unterrichtsmethoden, die desten Dichter und Künstler der Schönschrift, sowie die erfolgreichsten Komponisten und Virtuaosen der türkischen Musik, Buchbinder und Maler herausgebildet.

Diese Institutionrn waren die Kunstakademien und Konservatorien der damaligen Zeit.

Der Mevlevî-Orden verkörpert die Türkisch-Islamische Kultur in der vollkommensten Form.

In ganz Anatolien, im Balkan, in Zypern, auf der arabischen Halbinsel und in Nord Afrika aber hauptsæchlich in Konya lieferte dieser Orden den fruchtbaren Boden auf dem unzæhlige Künstler, Gelehrte, Politiker herausgebildet wurden und zahllose Kunstwerke enstanden.

Das Wort “çile” stammt ursprünglich aus dem Persischen und bedeutet “vierzig”. Diese Zahl wird aus dem arabischen Alphabet nach dem ebced-System errechnet und ist für den “tasavvuf”, der islamischen Mystik, von grosser Wichtigkeit.

Um das Gebot des “çile” zu erfüllen, verbringt man 40 Tage an einem stillen, reinen und ruhigen Ort in Andacht und Beschaulichkeit, wæhrend man Essen, Trinken und Schlaf allmæhlich auf ein Mindestmass reduziert.  Dervische verschiedener Orden ziehen sich zu diesem Zweck in kleine Zellen zurück, die “çilehane” oder “halvethane” genannt werden.

Mutmasslich ist dieser Brauch zurückzuführen auf den Koranvers, der besagt, dass der Prophet Moses (a.s.) 40 Tage lang auf dem Berge in Andacht verharrte um dann die Botschaft Gottes zu erhalten.

Ein Spruch von dem letzten Gesandten Gottes an die Menschheit, dem Propheten Muhammed (asvs) lautet: “Wer sich 40 Tage lang voller Innigkeit und Aufrichtigkeit Gott zuwendet, dessen Seele wird von der Quelle der Weisheit ernæhrt.” Und somit wird die Verbindung zu dem letzten Gesandten Gottes an die Menschheit, dem Propheten Muhammed (asvs) hergestellt.

Laut Vorschrift des Mevlevî-Ordens, erfüllt man das “çile” Gebot, indem man 1001 Tage lang 18 verschiedene Dienste gemæss den sittlichen Regeln verrichtet.

Die Dauer der “çile” wird damit in Einklang gebracht, dass Hz. Mevlânâ zu seinen Lebzeiten insgesamt 1001 Tage in Askese verbracht hat; dass Gott 1001 Eigene Namen hat; dass das einzige Ziel der “çile” der Erwerb des Wohgefallen Gottes ist, was mit dem Wort “rızâ” ausgedrückt wird welches den ebced-Wert 1001 ergibt.

Die Glæubigen, die sich durch die Ausübung der “çile” von den Übeln des weltlichen Lebens erlösen, befreien und læutern wollen, ziehen sich in die “matbah-ı şerîf”, die “Küche der Erlauchten” zurück, die sich nur in den “âsitane”, den “Schwellenstætten” des Ordens befinden und die niemand ausser den “çilekeş” genannten Novizen und den Hütern und Aufsehern betreten dürfen.

Ausser der Zentral- “âsitane” des Mevlevî-Ordens in Konya wurden auch in den “âsitane”, die über die geeigneten Vorrichtungen dazu verfügten, wie z.B. in Afyon, Kütahya, Geliblou, Galata, Yenikapı, Aleppo, Kairo, Saloniki, Damaskus, Skopje und Sarajevo, Erlaubnis zur Ausübung der “çile” gegeben.

Diese “âsitane” bestehen aus der “matbah-ı şerîf”, der “Küche der Erlauchten”, “semâhane”, dem Saal wo der Sema ausgeführt wird, der Gebetsstætte, dem “selâmlık”, dem Empfangs-und Aufenthaltssaal der Herren, dem “harem”, dem Empfangs-und Aufenthaltssaal der Damen, den Zellen der Derwische, den Grabstætten und dem “hamuşan”, d.h. “die Schlafenden” genannten Friedhof.

Diejenigen, die den Ruf des Hz. Pîr “Komm herbei, immer næher, immer næher…” hörten und diesem folgend nach Sittlichkeit verlangten; diejenigen, die daran glaubten, dass die Liebe allein ihre Schmerzen lindern, ihre Leiden heilen wird; und diejenigen, die ein Leben, das ohne leidenschaftliche Hingabe verbracht wird, als ungelebt betrachteten, wurden zu Gliedern der “Kette der Sittlichkeit und Zuneigung” dieses Ordens.

Sie alle verneigten sich vor dem Eingangstor mit dem Bittgebet: “O unser Gott, Der Du die Tore öffnest, öffne auch für mich das Tor der Seligkeit!”. Wer durch dieses Tor mit diesem Bittgebet schreitet, dessen sieche Seele findet Genesung in dieser Stætte.

 

O Seele, willst du Volkommenheit erreichen

So begib dich unter die Kopfbedeckung des Hz. Mevlânâ

 

Der Novize, zunæchst “nevniyâz” genannt, der gewillt ist die “çile” auszuüben, sitzt in der der “matbah-ı şerîf”, der “Küche der Erlauchten”, drei Tage lang auf dem Schaffell, das das “Schaffell der Wassertræger” bezeichnet wird und beobachtet von dort wie die von ihm erwarteten Dienste ausgeführt werden. Drei Tage lang wird er keines Blickes gewürdigt – es ist als ob er überhaupt nicht existiert! Wenn er das ertragen kann, wird er am Ende dieser Frist, dem “aşçı dede”, dem “Ordensæltesten Oberhaupt der Köche” vorgestellt, wo er ein Gelübde, das “ikrar”, “Gestændnis” heisst, ablegt und somit die Erlaubnis erhælt, in den Orden einzutreten.

Im Mevlevî-Orden, wo tiefe und innigste Verbundenheit den “Meistern der Hingebung” gegenüber gepflegt wird, ist das brechen dieses “ikrar” eines der schændlichsten Taten, die ein Mevlevî begehen kann.

Wer seine erste Dienstzeit von 18 Tagen erfolgreich abgeschlossen hat, dem wird auf Anordnung des “aşçı dede”, dem “Ordensæltesten Oberhaupt der Köche” darf die “arakiye” genannte, aus weichem Ziegenhaarfilz hergestellte Derwisch-Kopfbedeckung aufsetzen, das traditionelle Küchengewand, “mutfak tennûresi”, mit einer besonderen, “elifî nemet” genannten Leibbinde anlegen.

Der von nun an “can” genannte Derwisch hat unter der Aufsicht des “kazancı dede”, dem “Ordensæltesten Oberhaupt der Kessler”, der sein geistiger Erzieher ist, etappenweise 18 verschiedene Dienstarten vom “Laufburschen”, bis zum “Wæschepfleger” zu verrichten. Dabei wird ihm die Geschichte des Ordens und Persisch beigebracht. Er beginnt die Mesnevî, das Hauptwerk des Hz. Mevlânâ zu studieren und lernt auch andere wichtige Fæcher. Je nach seiner Begabung, übt er sich in verschiedenen Künsten wie Schönschrift, Musik, Goldverziererei, Dichtung und im “sema”, dem dem Mevlevî-Orden eigenen Wirbeltanz. Das alles dauert genau 1001 Tage. Erst danach darf der “can” den “meydân”, den Hauptsaal des Ordens betreten. Dort wird er dem “sertarîk”, den “Obersten Vertreter des Ordens”, und anderen hochgestellten Mitgliedern des Ordens vorgestellt. Spæter darf er sich auch mit den anderen “can” der “Küche” unterhalten. Dann bitttet er bei den Ordensæltesten ehrerbietigst um seine endgültige Aufnahme in den Orden. Der “sertarîk”, der “Oberste Vertreter des Ordens” trægt den traditionellen “gülbank”, den “Gelöbnis Gesang” vor. Nach dieser Zeremonie schliesst sich der “can” für drei Tage in seine Zelle ein. Und erst nachdem diese drei Tage in seiner Zelle erfolgreich verbracht hat, wird er dem “tarîkatçı dede”, dem “Wegweisenden Ordensæltesten” vorgeführt wo ihm der “destegül”, einen besonderen Derwisch-Wams und der Zeremoniengewand der Derwische angelegt wird. Dann wird ihm die “sikke”, die besondere Kopfbedeckung der Mevlevî-Derwische, in Begleitung der Ausrufung des Grundsatzes des Islam, dem “tekbîr”, aufgesetzt.

Die “tennure”, das besondere Gewand der Mevlevî-Derwische, symbolisiert das Totengewand der körperlichen Gelüste und des Ego; die “sikke”, die besondere Kopfbedeckung der Mevlevî-Derwische, symbolisiert den Grabstein und die “hırka”, der besondere Wams der Mevlevî-Derwische, symbolisiert das Grab. Somit werden die Mevlevî-Derwische mit dem Geheimnis des Todes, noch bevor sie sterben, vertraut – im übertragenen Sinne betrtreten sie im noch “rohen Zustand” die “Küche” des Ordens, wo sie allmæhlich “garen” und dann endlich in ihrer Liebe zu Gott gænzlich “entflammen”!

Nach einer nochmaligen Ausübung einer 18 – tægigen “çile” in seiner Zelle, wird dem  Mevlevî-Derwisch, vom “sertarîk”, dem “Obersten Vertreter des Ordens”, auch “çelebî efendi” genannt, “evrad” und “ezkâr”, die besonderen Gebetsformeln des Ordens einstudiert. Erst dann wird die Ausübung der “çile” beendet und der Mevlevî-Derwisch erhælt den Titel “dede”. Von nun an darf und kann er selber Novizen ausbilden.

Dank ihrer tiefen Einsicht in die Seelen ihrer Schüler, rufen die wahren Lehrer und Wegweiser des Mevlevî-Ordens, in ihnen eine perfekte seelische Umwandlung hervor und verwandeln somit, wenn man das so bezeichnen darf, Erde in Gold.

Die Anhænger des Mevlevî-Ordens waren immer sehr einflussreich auf das soziale Leben durch ihre seelische Reife, ihren künstlerischen Begabungen und ganz besonders durch ihre Sauberkeit und ihr feines Benehmen.

Die arabischen Buchstaben, die das Wort “derviş” bilden, næmlich dal, ra, waw, ye und şın, stehen für all das, von dem sich ein Mevlevî Derviş ganz und gar befreit hat  – næmlich, dal für “dünya”, das weltliche Leben, ra für “riya”, Scheinheiligkeit und Hinterhæltigkeit, vav für “varlık”, die Existenz in Vermögen, ye für “yalan”, Lüge und şın für “şehvet”, Wollust.

 

So lange ich lebe bin ich Diener des Qur’ân

bin Staub auf dem Wege des auserwæhlten Muhammed

wer immer auch ein anderes Wort als das von mir verbreitet

sowohl von ihm als auch seinen Worten fühle ich mich belæstigt

 

 

Diğer Kitap CD Tanıtımları
Tasavvufa Giriş - Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç
MEVLEVİLİKTE MANEVİ EĞİTİM - Dr. Safi Arpaguş
Bati Düsüncesi ve Mevlana - Prof. Dr. İsmail Yakıt
SİPEHSÂLÂR RİSALESİ - Sipehsâlâr Feridun bin Ahmed
Kubbe-i Hadra'nın Gölgesinde - Prof. Dr. Emine Yeniterzi
Mevleviyâne - şiir Güldestesi - Necip Fazıl Duru
1001 Beyit - Hüseyin Top
Aşkı Meşk Etmek - Emin Işık
Rubâîler - Şefik Can
Sultan Veled ve Maarif'i - Yrd. Doç. Dr. Hülya Küçük
Mevlânâ’nın Kalbine Açılan Kapı - Bilal Kemikli
Mevlevîname: - Rıza DURU
Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar - Prof. Dr. Mehmet Demirci
Şems-i Tebrizi'nin Öğretileri - Erkan Türkmen
Divan-ı Şems - Mevlana Celaleddin-i Rumi - Mithat Baharî Beytur
Sultan Veled'in Rubaileri - Prof. Dr. Veyis Değirmençay
İnsanlığın Piri Hz Mevlana -İrfan Güneşi Hz Şems - Mustafa Özdamar
Mesnevî Üzerine Araştırmalar - Dr. İsmail Güleç
Mesnevi'de Kur'an Yorumları - Hikmet Akdemir
MİNHÂCU’L-FUKARA - Doç. Dr. Safi Arpaguş
MEVLÂNA VE MEVLEVİLİK KÜLTÜRÜ - Prof. Dr. Mehmet Demirci
Bir Muhammedi Aşık: Hz. Mevlâna - Ö. Tuğrul İnançer
FENA Mevlana’da Özgürlük - EKREM ÖZDEMİR
HAYÂLİ CİHAN DEĞER - ÖZCAN ERGİYDİREN
Belh'in Güvercinleri - Emin Işık
Mesnevî’nin Sırrı - Dr. Semih Ceyhan ve Mustafa Topatan
Hazreti Mevlânâ: Bir Muhammedî Âşık - Ö. Tuğrul İnançer
Nisabü'l Mevlevi - İsmail Ankaravi - Terceme Tahiru'l Mevlevi
Prof. Dr. Erkan TÜRKMEN - MEVLANA MESNEVİSİ’NİN EVRENSELLİĞİ
Mesnevi Hikâyelerinden Dersler - Prof. Dr. Mehmet Demirci
MESNEVİ - Hazırlayanlar: Hicabi Kırlangıç - Derya Örs
MESNEVÎ TERCÜME VE ŞERHLERİ - İsmail Güleç
İntiha - Name- i Sultan Veled - Doç. Dr. Hülya Küçük
Mevlânâ Ve İslâm - Dr. Safi Arpaguş,
Şerh-i Mesnevi - Terceme ve Şerh: Tahirü'l Mevlevi
Yedi Meclis (Mecâlis-i Seb’a) - Çeviren: Hicabi Kırlangıç
Mevlana'ya Göre Manevi Gelişim - Osman Nuri Küçük
İki Mevlevi (Yaman Dede - Remzi Dede) - Muhsin İlyas Subaşı
MESNEVİ-İ ŞERİF TERCEMESİ - Âmil Çelebioğlu
SİMURGA ULAŞMAK
M. Faik Özdengül
İNSANIN YARATILIŞ GÂYESİ
İbrahim Emiroğlu
Hazreti Kahve
İsmail Güleç
Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı
Yakup Şafak
MEVLANA'NIN ADALET FELSEFESİ
Misafir Yazar
Tasavvuf Hakkında...
Mahmut Erol Kılıç
Tasavvuf Vaktidir
Cuma Mektupları
SEYYİD-İ SIRDAN
Muhsin İlyas Subaşı
Tarikatın Ne Olduğunu Biliyor Muyuz?
Editör'ün Seçimi
Mevlevî
Mehmet Demirci
MEVLÂNÂ’NIN MESNEVİDEKİ AMACI
Nuri Şimşekler
Hz. Mevlânâ’dan Nasîhatler
A.Selâhaddin Çelebi
MESNEVÎ'DE OLGUN İNSAN
Adnan K.İsmailoğlu
SEMA ADABI
Ö. Tugrul İnançer
SABIRDAKİ ESRARLI GÜZELLİK
H. Nur Artıran
Mesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu
Er-Rahman Er Rahim
Cemalnur Sargut
Din Yolu Hikmet Yoludur
Emin Işık
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük
HZ. PEYGAMBER’İN DAVRANIŞLARI
İsmail Yakıt

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0516 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya